Yazar: C8H

  • Yetişkinlerde lateks alerjisi

    Günümüzde endüstriyel gelişmelere bağlı olarak her geçen gün artış gösteren yeni kimyasal maddelerle karşılaşmaktayız. Özellikle birçok alanda kullanılan doğal kauçuk ağacından üretilen lateks, en önemli endüstriyel ham maddelerden biridir. Latekse karşı alerjide her geçen gün çeşitli şikayetler ile karşımıza çıkmaktadır. Latekse bağlı olarak gelişen alerjik hastalıklar vücutta kaşıntı kızarıklık şeklinde görülebileceği gibi bazen nefes darlığı tansiyon düşüklüğü ve sonrasında alerjik şok ( anafilaktik şok ) gibi ölümcül bir tablo ile de karşımıza çıkabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Doğal lateks kauçuk ağacının (Hevea brasiliensis) oluşturduğu özsuyundan elde edilmektedir. 1823 yılında Macintosh’un kumaşı kauçukla kaplayıp su geçirmeyen yağmurluğu üretmesi ile başlayarak sanayide çeşitli şekilde kullanılmaya başlanması ile birlikte talep müthiş ölçüde arttı. Halen yılda 10 milyon ton üzerinde doğal kauçuk üretilmektedir. Günlük hayatımızda eldivenden , lastik, prezervatif, balon, lastik çizme, şilte, bone, kateter ve flakon tıpaları gibi ürünlerin içinde milyonlarca tüketici kullanmaktadır ve farklı ticari ürünler de birçok sanayide kullanılmaktadır.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Toplumda lateks maruziyeti çok fazla olan yüksek risk taşıyan gruplarda özellikle sağlık çalışanları, kauçuk endüstrisi işçileri, spina bifida ve ürogenital anomalileri olan çocuklar, atopik kişiler ve belirli meyve alerjileri olan hastalar (özellikle kivi, avokado, kestane ve muz), birçok cerrahi geçmişi olan hastalarda bu oran % 10-12 kadar çıkabilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks maruziyeti direkt olarak cilt/mukozal yüzey teması ile veya solunum yoluyla olabilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Bunların dışında en ciddi alerjik reaksiyonlar olan nefes darlığı baş dönmesi bilinç bulanıklığı ve sonrasında alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosu görülebilir.

    Sağlık çalışanları veya lateks ürünlerle teması olan kişilerde en sık rastlanan reaksiyon uzun süre temasa bağlı olarak ellerde gelişen iritan dermatittir. Eldiven kullanımı ile en çok görülen klinik reaksiyon olan irritan kontakt dermatit, eldivenin temas ettiği yerde kuru, kaşıntılı, alerjik olmayan tahrişe bağlı gelişen cilt yanıtıdır. Bu reaksiyon alerjik olmayan yollarla yani sık el yıkama, deterjan kullanımı, ellerin yeterince kurulanmaması bağlı olarak sabun gibi diğer irritanlar eldiven yüzeyinin altında terleme sonucunda gelişebilir veya mısır nişastalı eldivenlerin yol açtığı tahrişe bağlı olarak gelişebilir. İritan dermatit alerjik olmayan yollarla geliştiği için alerji testlerinde alerji saptanmaz.

    Latekse cilt yoluyla maruz kalmaya bağlı olarak gelişen en sık alerjik reaksiyon ise lateks ve katkı maddelerine karşı gelişen tip IV ( gecikmiş ) hipersensitivite reaksiyonu ile ortaya çıkan kontak dermatittir. Alerjik kontak dermatit en sık olarak eldiven, ayakkabı, spor malzemeleri ve medikal araçlarla temas eden cilt bölgelerinde ortaya çıkar. Lateks içeren ürünlerle hayatımızda farklı döneminde farklı şekilde karşılaşabiliriz, örneğin bebeklik döneminden itibaren emzik veya biberon ile başlayıp daha sonra balonlar ve çikletler dahil olmak üzere bir çok farklı şekilde lateks ile karşılaşılabilir. Bu yüzden ciltte kaşıntılı ve sulanan kabarıklıklar şeklinde bir dermatit varsa, latekse bağlı alerjik kontakt dermatit düşünmek gerekir. Lateks eldivenler veya diğer ürünlerde üretim aşamasında eklenen kimyasal maddelere maruziyet sonucu oluşur. Bu kimyasal maddeler eritem, kaşıntı ve vezikül oluşturabilir. Kızarıklık genellikle temastan 24-48 saat sonra başlar fakat erken olarak sekiz saatte veya geç olarak beş günde ortaya çıkabilir.

    Latekse bağlı gelişen alerjik kontakt dermatitte sorumlu tutulan alerjenler thiuram, karbamat, merkaptobenzotiazol ve fenildiamin gibi akselaratör veya antioksidan olarak üretim aşamasında katılan her türlü kimyasal maddelerdir.

    Doğal kauçuk lateks kimyasallardan yapılmış sentetik kauçuk lateks ile karıştırılmamalıdır. Lateks içeren bir çok üründe ev boyaları da dahil olmak üzere sentetik lateksten oluşturulur doğal lateks ile oluşturulmaz ve doğal kauçuk lateks ile üretilen ürünlere alerjik kişilerde alerjik reaksiyonlar tetikler.

    Latekste bulunan çok sayıda alerjenlere karşı gelişen ve IgE antikorunun rol aldığı tip I (erken tip ) alerjik reaksiyonlar vücutta kaşıntı, ürtiker, burun akıntısı, hapşurma, kaşıntı, nefes darlığı ile başlayıp baş dönmesi bilinç kaybı ile sonlanabilir. Lateks proteinlerine duyarlanmanın ve semptomların oluşması için ne ölçüde bir maruziyet gerektiği bilinmemektedir. Bazı duyarlı bireylerde düşük seviyelerde maruziyet bile semptomları tetikleyebilmektedir.

    Lateks alerjisinde en sık görülen reaksiyon özellikle temas ettiği yerde gelişen kontak ürtikerdir. Semptomlar genellikle latekse maruziyetten sonra dakikalar içinde başlar, ancak saatler sonra da ortaya çıkabilmektedir. Lokal olarak eldivenin temas ettiği alanlarda kızarıklık, kabarma veya kaşıntı şeklinde görülür. Lateks duyarlılığı olan kişilerde kontakt ürtikerin olması bazen hastalar için uyarıcı olabilir. Lateks bağlı olarak gelişen kontakt ürtiker lateks içeren ürünlere temastan sonra çıkıp sonrasında kendiliğinden geçebilir ve hastanın latekse duyarlılığının başladığı gösteren önemli bir ipucu olabilir.

    Latekse bağlı gelişen tip I (erken tip) reaksiyonlar cilt lezyonları dışında; burun akıntısı, rinit, konjunktivit, astım gibi semptomları ile kendini gösterebilir. Lateks alerjisi sağlık çalışanlarında daha yüksek sıklıkla karşılaşılmasına rağmen pasta imalathanesi veya ekmek fırınları gibi lateks eldivenlerinin kullanıldığı diğer işlerde de karşımıza çıkar. Mesleksel lateks alerjisi ve astımının tanınması önemlidir. Latekse bağlı gelişen alerjik reaksiyonlar burun ve göz nezlesi (rinokonjunktivit), astım ve ölümcül alerjik reaksiyon (anafilaksi) gibi klinik tabloları içerir. Mesleksel astımın diğer tiplerinde olduğu gibi erken müdahale ve iş yeri ortamından ayrılma irreversibl hiperreaktif hava yolu hastalığı gelişimini durdurabilmektedir. Klasik bir sendrom olarak lateks mesleksel astımı iş yerinde ortaya çıkan veya kötüleşen hırıltı ve nefes darlığı şeklindedir. Ancak bazen bu kötüleşmenin iş yerindeki maruziyetle ilişkisi net olarak ortaya konulamayabilir.

    Lateks alerjisi gelişen hastaların çoğu daha önce alerjik rinit ve astım şikayetleri olan atopik kişilerdir. Bazen sadece lateks karşıda duyarlanma olabilir. Atopik kişilerde latekse bağlı alerji gelişme ve daha ciddi reaksiyonların görülme ihtimali daha yüksektir.

    Lateks alerjisinin yol açabileceği en ciddi klinik tablo, ölümcül alerjik şoktur ( anafilaktik şok ). Lateks alerjisi ile karşılaşılan en ciddi sonuç anafilaksidir. Alerjik şok genellikle önceden duyarlanmış sağlık çalışanı veya diğer kişilerde ameliyat esnasında veya medikal ya da dental işlemler sırasında lateks proteinlerinin mukozal absorpsiyonu ile ortaya çıkar.

    Lateks antijenine maruziyet birçok yolla gelişebilir. Bunlar deri, solunum yolu, mukoza ve parenteral olarak olabilir. Deri ve solunum yoluyla maruz kalınmasından sonrada ciddi reaksiyonlar görülebilir fakat cerrahi işlemlerde doğrudan mukozal ve damar yolu ile karşılaşma anafilaksi gelişimi açısından en büyük riski oluşturur. Atopi kişilerde damar yolu ile latekse maruz kalması daha ciddi anafilaksiye yol açabilir, ayrıca atopik kişilerde anafilaksi gelişme riski daha fazladır. Atopik dermatit veya alerji öyküsü olan yüksek riskli kişilerin lateks içermeyen malzemelerle muayene edilmesi ve işlemlerinde lateks içermeyen ürünlerin kullanılması çok önemlidir.

    Son yıllarda, polenlerle meyveler arasında çapraz reaksiyonların görüldüğü ve benzer alerjik reaksiyonların olabileceği gösterilmiştir. Lateks alerjisine yol açan birçok alerjen bulanmaktadır ve bunların bir kısmı meyve ve sebzelerinde içinde de yer almaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerin önemli bir kısmında muz, avokado, kivi, kestane gibi meyvelere karşı da duyarlılık saptanmış ve bunun çapraz reaksiyon veren alerjenlerden kaynaklandığı düşünülerek lateks-meyve sendromu olarak adlandırılan bir tablo tanımlanmıştır. Lateks alerjisi bulunan hastalarda çeşitli meyve ve sebzelere karşı alerjik reaksiyonlar normalden çok daha sık görülmekte ve lateks ile oluşan alerjik tabloların aynısı bu gıdalarla da meydana gelmektedir. Lateks alerjisi olan bazı hastalarda meyvelerle de alerjik şok tablosu gelişebilmektedir. Lateks-meyve alerji sendromu olan kişilerde lateks ile çapraz reaksiyon veren gıdaların alınmasıyla ağız içinde damakta ve dudaklarda kaşıntı başlayıp sonrasında tüm vücutta kaşıntı olabilir ayrıca kurdeşen (ürtiker), anjioödem, solunum yollarının daralmasına bağlı olarak nefes darlığı hırıltı öksürük oluşabilir, tüm bunların sonucunda baygınlık ve bilinç kaybı gelişir yani alerjik şok meydana gelir.

    Lateks alerjisi saptananların hastalarda gıdalara karşıda duyarlanma saptanmaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerde gıda duyarlılığı bir kısım hastada ciddi reaksiyonlara yol açmadığı görülse de hastalarda gıdaya karşı duyarlılığının gösterilmesi önemlidir. Genellikle önce lateks alerjisi oluşmakta, gıda alerjileri daha sonra eklenmektedir. Bazen de gıda alerjisi zemininde lateks alerjisi gelişebilmektedir.

    Lateks alerjisi bulunan olgularda en sık alerjiye neden olan meyveler; avokado, kivi, muz, kestane, ceviz, fındık, kereviz, patates, domates ve papayadır. Klinik alerjinin daha az olduğu ancak duyarlılığın bulunduğu meyve ve sebzeler de incir, kavun, karpuz, şeftali, ananas, armut, kereviz, elma, kiraz, vişne çilek havuç, şalgam sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE KİMLER LATEKS ALERJİSİ İÇİN RİSK TAŞIR ?

    Lateksin alerjik reaksiyonları ciddi olabilir ve çok nadiren ölümcül olabilir. Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks ve lateks içeren ürünlerin milyonlarca olmasına nedeniyle latekse maruz kalmanın birçok yolu vardır. Bu yüzden dünya çapında genel nüfusun yaklaşık % 4’ünde lateks alerjisi görülmesi şaşırtıcı değildir. Lateks alerjisini azaltmak için lateks içeren ürünlerle teması engellemek ve lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmak, beklediğimizden daha zor olabilir.

    1980’lerin sonlarında ve 1990’lı yıllarda sağlık çalışanları arasında lateks alerjisinin ortaya çıkması ile birlikte bazı hastalarda ve genel popülasyonda lateksten etkilenen çok sayıda kişi tespit edildi. Özellikle bazı işlerde çalışanlarda daha fazla lateks maruziyet görülebilir. Lateks alerjisinin görülmesi için yüksek riskli grupları şöyle sıralayabiliriz.

    a. Latekse mesleksel olarak maruz kalanlar

    Sağlık çalışanları, Kauçuk fabrikası işçileri, İnşaat işçileri, Temizlikçiler, Gıda işinde çalışanlar, Bahçıvanlar, Boyacılar, Kuaförler, Oyuncak yapımında çalışanlar, Restoranlarda çalışanlar, Fırında çalışanlar, biyoloji ve kimya laboratuvarında çalışanlar

    b. Çok sayıda cerrahi girişime bağlı maruz kalanlar

    Spina bifidalı hastalar, Dandy-walker kisti olanlar, Konjenital genitoüriner anomalili hastalar, sezaryen doğum, mesane ekstrofisi,

    c. Lateks ürünleri ile sık temas

    Dental girişimler, Sık üriner kateterizasyon, insülin kullanan diyabetli hastalar

    d. Saman nezlesi (alerjik rinit) veya bazı gıdalara alerji gibi diğer alerjilere sahip atopik insanlar, Astım, Egzama , Meyve alerjisi olması lateks alerjisi için riskli grubu oluştururlar.

    Lateks alerjisi her geçen gün artmaktadır, çünkü günlük hayatımızda lateks içeren ürün sayısı artıkça karşılaşma ihtimalimiz daha fazladır.

    Lateks alerjisi sadece sağlık hizmetleri gibi iş yerinde ve lateks eldivenlerinin sıklıkla kullanıldığı işkollarını değil aynı zamanda lateks ürünlerine mesleki olarak maruz kalmasak da genel popülasyonu etkiler. Bu yüzden lateks alerjisi ciddi bir sorun olarak her geçen gün artmaktadır.

    LATEKS ALERJİSİ TANISI İÇİN DOKTORA GİTMEDEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIM ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Lateks alerjisi tanısı için mutlaka bu konuda eğitim almış alerji uzmanlarına gitmek gerekir. Çok farklı klinik tablolar şeklinde kendin gösteren lateks alerjisinin tanısı alerji uzmanları tarafından konulur.

    Alerji uzmanına giderken Ne yapabilirsin ?

    Semptomlarınızı ve şikayetlerinizi not edin ( ilgisiz gibi olanlar dahil olmak üzere.)

    Latekse maruz kaldığınızda ne tür bir reaksiyon geçirdiyseniz, gerekirse hastane kayıtlarını belgeleyebilirsiniz.

    Aldığınız tüm ilaçların (vitamin ve takviyelerin de dahil olduğu) bir listesini yapın.

    Mümkünse doktora bir aile üyesi veya arkadaşınızla gidebilirsiniz. Size eşlik eden biri cevapsız veya unuttuğunuz bir şeyi hatırlayabilir.

    Lateks alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız lateks içeren ürünlerden uzak durmaya çalışın

    Doktora Gitmeden bir Hafta Öncesinde Bazı İlaçları Kesin

    Lateks alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse ağızdan alınan alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antihistaminiklerin ve antidepresanların kesilmesi gerekir. Çünkü lateks alerjisi teşhisi için alerji testi gerektiğinde bu ilaçlar alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Lateks alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL YAPILIR?

    Lateks alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte yaşamış olduğu alerjik reaksiyonların hikayesinin alınması ile başlar. Bununla birlikte lateks bağlı gelişen alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulguları için dikkatli bir fizik muayene yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve gerekirse lateks provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, lateks alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemleri uygulayabilecek aynı zamanda değerlendirebilecek deneyimli bir alerji uzmanı gereklidir.

    Lateks içeren ürünlere özellikle her işe gittiğinde işyerinde maruz kaldığında ellerde tahriş ve kızarma veya göz, burun, akıntısı kaşıntısı veya nefes darlığı hırıltı öksürük gibi yakınmalar oluşuyorsa veya ürtiker ya da açıklanamayan alerjik şok geçirmiş olan kişilerde lateks alerjisi olup olmadığı tanısı mutlaka dışlanmalıdır. Bu şikayetleri gösteren özellikle yüksek riskli gruplarda yer alan örneğin sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde değerlendirilmeleri önemlidir, çünkü bir kez lateks alerjisi başladıysa daha sonra daha ciddi reaksiyonları gelişme ihtimali her zaman yüksektir.

    Deri prick test, lateks duyarlılığını belirlemekte en güvenilir testtir. Lateks alerjisi düşünülen hastalarda lateks tip I (erken tip ) duyarlığı göstermek için kullanılır. Özellikle lateks temasından hemen sonra şikayetleri gelişen hastalarda deri prick testlerin yapılması önemlidir. Lateks alerjisi olanların meyvelerle de şikayeti olabileceği için lateks alerjisi yanında çapraz reaksiyon veren meyve-sebzelerinde bakılması hasta için önemlidir.

    Lateks alerjisinde kandan bakılan RAST vb. latekse özgü spesifik IgE ölçen testlerin güvenirliği daha azdır. Lateks prick test pozitif fakat RAST negatif hastalarda alerjik reaksiyonların gelişebildiği görülmüştür. Spesifik IgE’nin serumda ölçümü, testleri etkileyen ilaçları kesemeyen, yaygın cilt lezyonları olan, latekse karşı ciddi reaksiyon geçiren hastalarda veya dermografizmi olan olgularda yapılabilir ama lateks alerjisi olmadığını kesin göstermez.

    Cilt lezyonları kontakt dermatit şikayetleri olan hastalarda deri reaksiyonları için atopi yama (patch) testinin yararlı olduğu gösterilmiştir. Lateks içeren ürünlere bağlı olduğu düşünülen dermatit tablosunun tanısında lateks içinde bulunan kimyasallarla yapılan yama (patch) testi oldukça yardımcıdır. Yama testi 48-72. saatlerde değerlendirilir. İrritan kontak dermatitte yama testi negatif olarak saptanır. Kontakt dermatitte lateks içinde bulunan kimyasallara karşı tip IV (geç tip ) alerji saptanır.

    Lateks alerjisi düşündüğümüz kişilerde şikayetleri açıklamak için lateks ile provakasyon testlerinin yapılması gerekebilir. Lateks ile provakasyon testleri çok ciddi reaksiyonlara yol açabileceği için mutlaka alerji uzmanı gözetiminde yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?

    Lateks alerjisi için en iyi tedavi lateks içeren her türlü üründen kaçınmaktır. Şiddetli lateks alerjisi reaksiyon geçirmiş hastaların mutlaka yanlarında

    Alerji kartı ve Acil tedavi için epinefrin (adrenalin) otomatik enjektör taşıması gereklidir.

    Lateks hassasiyet öyküsü olan ve eldiven giymesi gereken sağlık çalışanları lateks eldiven giymeyi bırakmalıdır. Lateks alerjisi geliştiği zaman hem iş yerinde hem de tıbbi işlemler esnasında özel önlemlere gerek duyulur.

    Lateks alerjisi varsa, lateks içeren tüm ürünler ve aygıtlarla doğrudan temastan kaçınması gerekir. Burun yanında gıdalarla çapraz reaksiyon verebileceği için alerjik reaksiyona neden olan yiyeceklerden kaçınması önerilir.

    Her türlü dişle ilgili işlemler, tıbbi veya cerrahi prosedürler öncesinde lateks alerjisi problemleri, herhangi bir test veya tedaviden önce sağlık hizmeti sunucularına lateks alerjisi konusunda uyararak önlenebilir. Lateks alerjisini gösteren kart veya künye taşıması gereklidir

    Lateks alerjisi olan kimseler, lateks güvenli bir alanda tıbbi veya diş bakımı alabilirler. Sadece düşük proteinli lateks eldivenleri ve lateks içermeyen eldiven kullanan hastaneler ve klinikler, lateks alerjisi vakalarında dramatik düşüşler sağlamıştır. Lateks konusunda önlemler alınması bu konuda çok önemlidir.

    Lateks alerjine bağlı anafilaktik şok geçiren hastaların mutlaka yanında adrenalin otoenjektör taşıması gereklidir. Hastaların adrenalin otoenjektörü kullanmasını öğrenmesi gereklidir.

    Lateks alerjisinde alerji aşısı (immunoterapi) konusunda etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır ama ülkemizde lateks için immünoterapi yapılmamaktadır. Lateks alerjisinde önlem dışında yeni olarak geliştirilen ilaçlardan anti IgE ile ilgili olumlu sonuçlar bulunmaktadır.

    Lateks alerjenleriyle teması önlemek lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmada beklediğimizden daha önemlidir.

  • Çocuğun Özgüven Gelişimi

    Çocuğun Özgüven Gelişimi

    Özgüven, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olması, olumlu ve olumsuz yönlerinin farkında olması demektir. Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendine özgüveni olur.

    ÖZGÜVEN YETERSİZLİĞİNDE AİLENİN ETKİSİ

    Çocuklarda özgüvenin yetersiz gelişmesinin nedenlerinden biri, aşırı korumacı davranan ailelerdir. Çocuklarını sevgi ve şefkate boğan bu anneler, çocukları hiçbir zorlukla karşılaşmasın diye her türlü işi kendi üzerlerine alırlar. Bu tip ailelerde anne çocuğun yapması gereken şeyleri yapar, çocuk adına düşünür, ona fazla yük vermez. Aslında bu iyi niyetle yapılan bir eğitim hatasıdır. Çocuğun bütün sorumluluklarını üstlenmek çok büyük bir risktir; çünkü çocuk kendi sorununu kendi çözme becerisi kazanamaz. Bu tür bir davranışa maruz kalan çocukta “Ben yapamam” duygusu oluşur. Bu, özgüveni azaltan bir duygudur; çocuk kendisini yetersiz, güvensiz hisseder ve annesine sormadan hiçbir şey yapamaz hâle gelir.

    Çocuğun ilerleyebilmesi ve hayata atılabilmesi için riske girmesi, kendi kararlarını kendisinin vermesi, sorunlarını kendisinin çözmesi gereklidir. Çocuk bunları yapamazsa kendi kimliğini geliştiremez ve hayattan korkan, kaçan, her şeyi başkasına havale eden bir insan olur.

    Çocuğun kendine güvenini azaltan bir etken de mükemmeliyetçi anne babaların eleştirinin dozunu kaçırmasıdır. Sürekli eleştirilen çocuk kendisini aptal, yetersiz, beceriksiz hisseder. Diyelim ki çocuk kötü bir karne getirdi, notlarının çoğu zayıf, birkaç tane de iyi var. Aileler genellikle karneye bakar, “Şu niye zayıf, bu niye zayıf?” diyerek çocuktan hesap sorarlar. Bu arada çocuğun kişiliğini eleştirmeyi de ihmal etmezler. Hâlbuki doğru olan “Bak aferin, şundan beş almışsın, bundan dört almışsın. Şu zayıfları nasıl düzelteceksin?” gibi bir cümle kurup çocuğu başarıya motive etmektir. O zaman çocuk kendisine değer verildiğini ve sorumluluk aldığını hisseder.

    ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN

    1- Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin. Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.

    2- Çocuğunuzun kendisine has yeteneklerini ortaya çıkarmasında yardımcı olun. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkânı sağlayarak onları araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin.

    3- Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için önemli ve değerli olduğunu gösterin. Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları gösterilere gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.

    4- Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun. Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. “Söylediğin kadar da kötü değilmiş” ya da “Geçer canım merak etme” şeklinde cevap vermek yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.

    5- Beklentileriniz çoğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının. Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.

    6- Çocuklarınıza sorumluluklar verin. Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler.

    7- Ne yaparlarsa yapsınlar onlara sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin. Çocuklarınızı disipline edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disipline etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.

    8- Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin.

    9- Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun. “Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim” ya da “Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim” gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin.

    10- Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karakterini eleştirmeden tartışın. Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarf ederler. Onun karakterine değil, yaptığı şeye hitap ederek konuşun. Örneğin; 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin yatağına fırlattığı için sinirlisiniz. “Sen kötü bir çocuksun!” ya da “Yapma!” yerine, “Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin” diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.

  • Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda öncelikle ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara, genel olarak romatizma adı verilmektedir.

    · Romatizma tek bir hastalık değildir. 200’e yakın hastalık bu sınıfa girer. Eklem romatizmaları (osteoartrit, romatoid artrit), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı) ve kemik erimesi (osteoporoz) bunlar arasında en sık görülenleridir.

    · Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte, erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (örnek: sistemik lupus eritematozus) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir.

    · Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğunlukla bulaşıcı-mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır.

    · Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir.

    · Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için, ilk aşamada hastalığa doğru tanının konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara özellikle erken dönemde tanı konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir.

    · Romatizmal hastalığı olan her hasta için kişisel bir tedavi planı yapılması gerekir. Başka bir hasta için yararlı olan ilaçlar ya da tedavi girişimleri sizin için uygun olmayabilir. Doktorunuz tarafından önerilmeyen tedavileri uygulamanız, sizin için yararsız ve tehlikeli olabilir; uygun tedavinin yapılması gecikebilir.

    · Romatizmal hastalıkların bir bölümünde hastalık çok uzun süre devam edebilir. Bu hastalıklara müzmin (süregen) (kronik) hastalıklar denir. Bu durumda tedavininin de uzun süreceğini ve verilen ilaçların hekim kontrolünde sürekli alınması gerektiğini unutmayınız. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese bile, günlük yaşamınızın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

    · Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller.

    · Doktorunuz teşhisinizin artrit olduğunu belirtirse, eklem ya da eklemlerinizde iltihap olduğu kanısına varmıştır. Artrit, ön planda, hareketli eklemlerin hastalığıdır. Artritin en önemli belirtileri eklemde ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık ve eklemin normal hareketlerini yapamamasıdır. Ağrı, eklemin hareket etmesiyle, istirahatte ve bazen de gece meydana gelebilir. Hasta eklem bölgesinde, özellikle sabahları ve istirahat sonrası tutukluk (eklemin hareketlerinde güçlük) daha belirgindir. Bu hastalıklarda sadece eklemler değil eklemin çevresindeki kaslar, yumuşak dokular ve bağlar da etkilenebilir.

    · Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler.

    · Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder.

    · Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur.

    · Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit, yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken tanı konulması ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.

    · Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise, ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir.

    · Romatizmalı hastaların hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar konusunda bilgi edinmeleri yaşamlarını olumlu yönde etkiler. Kullanılacak ilaçlar ve yan etkileri konusunda bilgisahibi olmanız gerekir.

  • Bir Kadın Haller

    Bir Kadın Haller

    Bu yazıma özel günlerin tamamında olan ikilemle başlamak istiyorum; ve “kadınlığın günü mü olurmuş?” diyenleri de kadınlar gününü vesile bilip kadınların sıkıntıları ve sorunlarına çözüm üretmeye çalışanları da bir kadın olarak sevgiyle kucaklıyorum.

    Çünkü kadın demek sevgi demektir en çok.

    Kadın o kadar çok şey demek ki… Kadın demek samimiyet demek mesela. Kadın demek anne demek, tabi ki östrojen demek, ve kadın, güç ile duygusallık arasındaki denge demek.

    EVLİLİĞİN NERESİNDEN TUTARSAN BİRAZ KADIN!

    Bir kadının ellerinde büyüyen insan, ister kadın olsun ister erkek onun koruyucu ve kapsayıcı dişil gücüyle güçlenebilir ancak.

    Bir kadın, kendi gücünü fark etmeye başladığında başta kendini olmak üzere etrafındaki herkesi büyütür. Bu yüzden evlilikte kadın başka bir kadının yetiştirdiği eşine hep biraz anne kalır.

    Ancak günümüz şartlarında kadının bu annelik rolünün çok üstünde başka sorumluluk ve rolleri de vardır. Örneğin çalışmak ve para kazanmak zorundadır; kariyer geliştirmek zorundadır; anneyse çocuklarına yetiştirmek zorundadır ki dünyanın en zor mesleği olsa gerek “bir insan yetiştirmek”; çocukların okulunu, ödevini, işi, aşı, aşkı, meşki hepsini düşünmek zorundadır. Ve tüm bunların altından ezilmeden dengeyi kurarak çıkmak zorundadır.

    İHTİYACIN OLAN KUDRET HORMONLARINDA GEZEN ÖSTROJENDE SAKLIDIR!

    Östrojen çok mucizevi bir hormondur ve kadını erkeğe göre hep bir parça daha güçlü kılar. Erkeğe göre bağışıklık sistemi daha güçlü olan kadının anne karnında başlayan üstünlüğü kız bebeklerin sağlıklı doğma oranının erkek bebeklere göre çok daha fazla olmasında da etkilidir. Birçok hastalığa yakalanma konusunda ise kadın yine erkeğe karşı daha dirençlidir.

    Ayrıca kadın, duygularını yine erkeğe göre daha iyi kullanarak rotasını daha kolay bulabilmektedir.

    KADININ ADI YOK!

    Ancak bu genetik üstünlük erkeği korkutmuş olmalı ki kadının sahip olduğu harika özellikler hep kötülenmiş ve “erkek gibi olmak” kavramı üzerinde reklam çalışmaları yapılmıştır. Kadın gibi konuşma, kadın gibi dans etme, kadın gibi özenli giyinme, kadın gibi ağlama, “ERKEK ADAM OL!“ propagandasının istikrarı ile kadın bile kadın olmanın matah bir şey olmadığına inanmıştır.

    ÖZÜNDE OLAN İSE; KADIN HARİKA BİR VARLIKTIR.

    Bu asılsız reklamın arkasında ise kadının tüm rollerini başarıyla yürütmesi, hayatında dengeyi kurabiliyor olması,  zerafeti ve kapsayıcılığı vardır.

    KADIN İSTERSE…

    Kadının gücü ancak gücünün farkında olmasıyla işlevsellik kazanır. Farkında olmayan bir kadın ise kullanmadığı dişil enerjisi ile potansiyeline yazık eder. 

    Kadın isterse  başarabileceklerinin sınırı yoktur. Buna önce etrafındakileri inandırarak başlaması gerekse bile yolunda hiçbir engel onu durdurmayacaktır.

    ÇOK SORUMLULUK İYİ BİR STRATEJİ İSTER.

    Peki madem kadın bu kadar mükemmel bir varlık, neden hayatında bu kadar çok üzüntü, stres ve umutsuzluk var? 

    Bunun muhtemel hipotezlerinden biri “farkında olmayabilir.” Gücünün, enerjisinin, potansiyelinin… İkincisi ise, strateji öğrenmesi gerekebilir.

    Stratejiden kastım;  kadar çok rolü başarıyla oynayabilmek için gerektiğinde ayrışabilmek, destek istemek, erteleyebilmek  ve sıraya koyabilmektir.

    Her şeyi tek başınıza ve aynı anda yapmak akıl karı değildir. Bu durumdan yaptığınız ürünün kalitesi de olumsuz etkilenir.

    DESTEK MEKANİZMANIZI OLUŞTURUN VE KAYNAKLARINIZI TANIYIN.

    Yardım istemekten çekinmeyin. Çocuğunuzu bir saat annenize ya da bir arkadaşınıza bırakabilmek sizi daha kötü bir anne yapmaz. Tam tersi o süre zarfında kullanacağınız bir kaynak sizi daha iyi ve güçlü bir anne yapar.

    Eşinizden çocuklarla ya da evin sorumluluklarıyla ilgili destek istemek de sizi daha kötü bir eş yapmaz. Tam tersi ev içinde paylaşılan sorumluluklar sizi daha çok aile yapar.

    Kaynaktan kastım ise “yaparken keyif aldığınız, gevşediğiniz ve beslendiğiniz iş veya alışkanlıklar”. Örneğin, yürüyüş yapmak, uzun bir duş almak, kuaföre gitmek, kitap okumak, dans etmek… ya da benim aklıma gelen bambaşka bir şey.

    Bir kaynağınız yoksa ilk işiniz aramak ve bulmak olsun. Sizi rahatlatan davranışları düşünün. Yeni bir şeyler deneyin ve size en iyi geleni bulmaya çalışın.

    İşlerinizi sıraya koymak, mükemmel olmaya çalışmamak, esnemek, iyi bir zaman planlaması gibi eksik olduğunuz alanları keşfedip tamamlamak için ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin.

    Kadın olmak, kutlanası bir şeydir. Tüm kadınları sevgiyle kutluyorum.

  • Yaz gelmeden zayıflama telaşı ile hasta olmayın

    Kısa sürede fazla kilolardan kurtulma isteğiyle zayıflama ilaçları ve bitkisel karışımlara başvurmak, pek çok hastalığı beraberinde getirerek hayati riske de neden olabiliyor. Ancak sağlıklı kilo vermenin yolu, uzman kontrolünde doğru yaşam tarzı değişikliklerinden geçiyor. Memorial Etiler Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Kaplan, zayıflama ilaçlarının zararlı etkileri ve kalıcı kilo kontrolü için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

    Zayıflama ilaçlarının ve bitkisel ürünlerin bitki içerikli olması zararsız anlamına gelmiyor

    Şişmanlık özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve Batı toplumlarında günlük yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin azlığı nedeniyle giderek yaygınlaşan önemli bir sağlık sorunudur. Son yıllarda pek çok kişi, diyet ve egzersiz yapmadan bir an önce kilo vermek amacıyla çeşitli ilaç, bitki ve bitkisel ürünler kullanmaktadır. Toplumda bitkisel ürünlerin zararsız olduğuna dair yanlış bir inanış bulunmaktadır. Tüm bu ürünlere internet üzerinden kolayca ulaşım olması, geniş kitleler tarafından bu ilaç ve bitkisel ürünlerin yaygın kullanımına yol açmaktadır.

    Vücudunuzun dengesi bozulabilir

    Bu ürünlerin uzun süreli kullanımı sonucunda çeşitli istenmeyen etkiler görülebilir. Kilo verdirdiği ileri sürülen ürünlerin içerisinde dışkılamayı kolaylaştırıcı, idrar çıkışını ve terlemeyi arttırıcı, sindirim sistemini uyarıcı ve gaz giderici etkisi olan bitkilerin olduğu gözlenmiştir. Bu ürünlerin sürekli kullanımı vücuttan sıvı ve elektrolit kayıplarına neden olması nedeniyle hayati tehlike oluşturabilmektedir. Mide ve bağırsağın hareket kabiliyetini bozarak karında şişlik, kramplar, bulantı ve kusma neden olabilir. Sıvı ve elektrolit kayıpları sebebiyle de kişilerde yorgunluk, depresyon, tansiyon düşüklüğü, kalpte ritim ve ileti bozuklukları, solunum kaslarında zayıflık, kramplar gibi tablolar oraya çıkmaktadır. Ayrıca bu şekilde verilen kilolar sıvı kaybına bağlı olduğu için kalıcı değildir.

    Bu konuda farkındalık oluşturulması çok önemli

    Belirtilen risk faktörleri göz önünde bulundurularak, toplum bu zayıflama ilaçlarının neden olabileceği istenmeyen etkiler konusunda bilinçlendirilmeli, bu ürünleri kullanmak isteyen kişiler önce kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçirildikten sonra doktor, diyetisyen ve eczacının kontrolünde kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca bu tip ürünlerin ilaç olarak değerlendirilip standardizasyonunun sağlanması ve Sağlık Bakanlığından ruhsat alarak eczanelerde satışa sunulması toplum sağlığının korunması adına daha faydalı olacaktır.

    Sağlıkla zayıflamak istiyorsanız uzman yardımı alın

    Bedenen ve ruhen iyi hissetmek, hastalıklardan uzak, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek için ideal kiloda olmak önemlidir. Günümüz yaşam koşullarında artık daha hareketsiz bir yaşam tarzının benimsenmesi, fast food ürün tüketimlerinin artması ile beraber kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklar da artmaktadır. İdeal kilo, “Beden Kitle İndeksi” ile ölçülmektedir. Beden Kitle indeksi; normal kilolu, fazla kilolu ve obez gibi sınıflandırılmaların yapılmasında kullanılan ölçüttür. Beden Kitle İndeksi, bireyin kilosunun boyunun karesine bölünmesiyle bulunur.

    BKİ = kg / m2
    BKİ < 25 = normal kilolu
    25 < BKİ < 30 = fazla kilolu
    30 < BKİ = obez olarak sınıflandırılır.

    Sağlıklı ve aynı zamanda kalıcı olarak haftalık kilo kaybı; kişinin yaşı, metabolizması ve fiziksel aktivitesi göz önünde bulundurularak yaklaşık olarak 0,5 – 1,5 kg arasındadır. Güne canlı ve zinde başlamak, öğle veya akşam öğünlerinde açlık krizleri yaşamamak için kahvaltı atlanmamalıdır. Gün içerisinde az ve sık beslenme modeli benimsenmelidir. Beslenme programında yeterli vitamin ve mineral olmasına dikkat edilmelidir. Meyve, sebze, tam tahıl ve yağ oranı düşük protein kaynakları dengeli bir şekilde tüketilmelidir. Metabolizmanın devamlılığını sağlaması, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi, vücutta oluşan zararlı maddelerin atımı için mutlaka yeteri kadar su tüketilmelidir.

    Yemekleri iyi çiğnemek, porsiyonları biraz küçültmek, tuzu daha sınırlı kullanmak, asansör yerine merdivenleri tercih etmek, kısa mesafeleri yürümek gibi küçük değişikliklerle kilo verme süreci desteklenebilir. Kişi kilo verme sürecinde değiştirdiği davranışlarına devam etmelidir. Fiziksel aktiviteyi ve dengeli beslenmeyi terk ettiği süreçte vücut tekrar kilo almaya başlar.

    Yaz gelmeden ideal kiloya ulaşmak için 10 öneri

    Güne mutlaka sağlıklı bir kahvaltı ile başlanmalıdır.

    Ana ve ara öğünler atlanmamalıdır, çünkü atlanılan her öğün gün içinde daha çok yemek yenmesine neden olur.

    Bütün besin grupları günlük beslenme düzeninde yer almalıdır.

    Yemek pişirme yöntemlerini gözden geçirilmelidir. Kızartma yerine; ızgara, fırın veya haşlama yöntemlerinden birini tercih edilmelidir.

    Günlük alınması gereken tuz miktarı yaklaşık olarak 6 gr yani bir tatlı kaşığı kadarolmalıdır.

    Sağlıklı yağları tüketmek önemlidir. Zeytinyağı, fındık fıstık, ceviz gibi kuruyemişler, avokado sağlıklı yağ gruplarındandır.

    Süt, yoğurt, peynir grubunu yarım yağlı tüketilmelidir. Yağlı kırmızı et yerine yağsız olanı tercih etmeye çalışılmalıdır.Kurubaklagiller veya sebze yemeklerinin az yağ ile hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir.

    Haftada 2 kere balık tüketilmelidir.

    Bol su içmek önemlidir.

    Gün içinde hareketli olunmalı, kişiye özel egzersizler belirlenerek düzenli yapılmalıdır.

  • Uzlaşmak Ya Da Uzlaşamamak Meselesi

    Uzlaşmak Ya Da Uzlaşamamak Meselesi

    Çift olmak, eş olmak bir bakıma birlikte hareket etmek olsa da her konuda aynı olmak ve her konuda hemfikir olmak mümkün değildir. Gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla çalıştığım çiftlerin en büyük hayal kırıklığı bu yanlış beklentiden kaynaklanmakta.

    Her konuda uzlaşamayacağınız konusunda uzlaşın!

    Bir çok evliliğin ve ilişkinin iyi günlerini de kötü günlerini de görmüş bir terapist olarak şunu söyleyebilirim ki; her konuda uzlaştığınız bir hayat sandığınızdan daha sıkıcı olurdu. Aynı insanla ilişki devam ettirmek ve zaten süregelen bir aynılıktan fevkalade bir heyecan beklemek ironisi ilişkinin mantığının sorgulandığı yerken iyi ki her konuda uzlaşmamak iyi bir haber bile olabilir.

    AMA NASIL UZLAŞAMADIĞINIZ ÖNEMLİ!

    Uzlaşamadığınız konular, ortak hayatınız ya da memleket meseleleri ile ilgili olabilir pekala. Çocukların hangi okula gideceği, bayramda nasıl bir plan yapılacağı, eve hangi mobilyanın alınacağı konusunda uzlaşamayabilirsiniz. Bunları yaşarken “ Ama nasıl olur, bu kadar ayrı fikirlerde olmamız normal mi?” diye de düşünebilirsiniz .

    Gönül rahatlığıyla gayet de normal olduğunu söyleyebilirim. Fakat farklı fikirlerde olmaya katlanamazsanız, yahut kendi fikrinizi kabul ettirmeye çalışırsanız işte bu ilişkinize zarar verebilir.

    ÇİZGİYİ AŞTIĞINIZ ANI FARK EDİN.

    Özellikle uzun süredir birlikte olan çiftler birbirlerinin bakışlarından, ses tonlarından ya da davranışlarından kırgınlıklarını görebilir. Bu noktada durmak, üslubu değiştirmek, çok önemli bir konu değilse konuyu kapatmak ya da konuşmayı ertelemek pek iyi bir hareket olacaktır.

    Bazı insanlar kırgınlıklarını susarak, konuyu kapatmaya çalışarak ya da anlaşılmadıklarını hissettiklerini sakince söyleyerek ifade edebilirken, bazılarımız daha agresif bir öfkeyle dışa vurabilir. Her iki karşılığı gösteren kişinin de iç dünyasında olup biten aslında çok benzerdir. “Anlaşılmıyorum, o halde sevilmiyor olabilirim.”

    Bu düşünce ise gerçekten kırıcı ve yıpratıcıdır. Eğer bu noktada kişi kırgınlığını ve yıpranmışlığını halledemezse bir sonraki rountta kırarak dengelenmeyi hedef edinebilir. Böyle bir durum ise ilişkide olma halinin temel amacı olan “kabul edilmek, anlaşılmak ve sevilmek” meselesinden çifti ve ilişkiyi tamamen alır ve çok tehlikeli bir yere götürür.

    İLİŞKİNİN EN HIZLI İRTİFA KAYBETTİĞİ YER!

    Bu yer bedel ödetmek, öç almak, nasıl bir şey olduğunu anlamasını sağlamak gibi işlevsiz amaçlarla dolu ve ilişkiyi kısır bir döngüye sokan bir yerdir. Bu noktadan sonra ilişki bir kısır döngü içinde hızla irtifa kaybeder.

    Bu yüzden çiftlere önerim, uzlaşamadığınız anlardan kırgın ayrılmayın. Eğer kırıldıysanız, bunu içinize atmayın ve paylaşın. Eşinizi kırdıysanız kırgınlığına sebep olan davranışınızı fark edin, savunmaya geçmeden onun penceresinden bakmayı deneyin.

    İLİŞKİDE HAKLI, HAKSIZ; KAZANAN KAYBEDEN YOKTUR.

    Bazen haklıyı aramaya çalışmadan, kaybeden varsa kazananın olmayacağını bilerek herkesin kendi penceresinden bakabileceğine kendinizi ikna edin.

    BİRBİRİNİZİ ELEŞTİRİRKEN AHKAM KESME SINIRINDA DURUN!

    Bir örnek vermek gerekirse, çocuğu olan çiftlerde en sık gördüğüm birbirlerinin ebeveynlikleri hakkında eleştiri yapmak.

    Herkesin payına bir anne ve baba düşüyor, herkes kendi üslubuna göre bir ebeveynlik yapıyor. Belli noktalarda önerilerde bulunulsa da birbirinizin anne babalığına topyekün müdahale ya da ne yaptığı konusunda hiçbir fikrinizin olmadığı yerleri eleştirmek kırıcı olabilir.

    Örneğin bugüne kadar çocukları hiç yıkamamış bir baba, çocukların saçlarının temiz olmadığını söylediğinde kadın çileden çıkabiliyor. Ya da çocuğunu hiç parka götürmemiş bir anne parktan geldiklerinde neden bu kadar kirlendikleri konusunda babayı sorguladığında baba öfkelenebiliyor.

    Ve zaten biliyoruz ki “öfke de kırgınlığın ve korkunun ben cesurum maskesi takmış hali” oluyor.

    HİÇ Mİ ELEŞTİRMEYELİM?

    Eşiniz bir konuda tamamen yanılıyor ise, onun iyiliği için hatalı kısımlarını göstermeniz gerekiyorsa tabi ki doğruyu bulmasına yardım etmek de bizim göreviniz. Ancak olumsuz eleştiri yapacaksanız, suçlamadan uzak durarak, duruma dair sebep ve ihtiyaçlarını dinleyerek, bu konuda destek verebileceğiniz bir alan olup olmadığını sorarak ve eşinizin olumlu özelliklerinden de bahsederek eleştirebilirsiniz. Konuya olumlu bir şekilde başlayıp olumlu bir şekilde bitirmek, arada söylediğiniz olumsuz eleştiriyi de daha kabul edilebilir ve dostça gösterecektir.

    Örneğin; “İş aramak için hiçbir çaban yok, tembelliğe alıştığını düşünüyorum.” Demek yerine; “Daha önce çok iyi bir işin vardı, ve çok hızlı yükselmiştin, bir süredir iş aramak konusunda çok istekli olmadığını düşünüyorum. Yanılıyor olabilir miyim?” derseniz eşinizin kendi dünyasından olanları, savunmaya geçmeden anlatmasını ve vermek istediğiniz mesajın doğru yere ulaşmasını sağlayacaktır.

    Çünkü suçlayıcı bir dil savunmacı bir dille karşılık bulur.

    Dil hayatın sunumudur, dil duygunun kemiğidir, dil düşüncenin bedenidir. Dil kırabilendir; onarabilen olduğu kadar. 

    Ve ilişki… Bir akıl oyunu değil arzu oyunudur.

    Tüm arzularınızın doyurulduğu bir ilişki temennisiyle,

    Şifa olsun.

  • Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hava sıcaklıklarındaki ani değişimlere dikkat!

    Günde üç veya daha fazla sayıda yumuşak, sulu dışkılama durumu ishal olarak tanımlanmaktadır. Bu problemi yaşayan kişiler sürekli bir sıkışıklık hissi ile neredeyse tuvalete bağımlı kalmaktadır. Gelişmiş ülkelerde viral nedenli ishaller daha fazla görülürken; sosyoekonomik durumu düşük, alt yapı tesisleri yetersiz, temiz su sorunu yaşayan ve kişisel hijyene önem verilmeyen ülkelerde bakteriyel nedenler ön plandadır. Bu dönemlerde görülen ishaller de daha çok mikrobik ishaller olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerde üreyen mikroplar, enfekte suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış meyve sebzelerin tüketilmesi ishale neden olur. Aynı zamanda ishali olan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesi de mikropların çevreye yayılımını kolaylaştırmaktadır. Başka hastalıklar nedeniyle kullanılan bazı antibiyotikler, bağırsağın emilim kusurları, bazı hormonal hastalıklar, stres de ishal nedenleri arasındadır.

    Aşırı sıvı kaybı hayati riske neden olabilir

    İshal hızla sıvı kaybına neden olduğu için tedavi edilmediği durumlarda ölüme kadar varan olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bebeklerde, yaşlılarda, hamilelerde ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları olan bireylerde hastalık daha ağır seyreder. Bu nedenle sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulması tedavi için çok önemlidir. İshali olan kişilerin hastalık öyküsünün alınması, muayene ve kapsamlı tetkiklerle tedavi sürecine karar verilmesi gerekir.

    Su, şeker, tuz ve karbonat karışımı sıvı kaybını önlüyor

    Genel durumu iyi olan bulantı ve kusmanın olmadığı ateşi olmayan hastalarda 1 litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır ve hazırlanan karışım içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Daha ağır durumlarda kişi ağızdan beslenemiyorsa, ateşi varsa ve ishal 24 saatten uzun sürdüyse mutlaka hastane şartlarında damar yolu ile sıvı ve elektrolit takviyesi yapılmalı, dışkı incelemesi yapılarak tedavi belirlenmelidir.

    Patates ve muz tedaviye yardımcı oluyor

    Hastalık sürecinde doğru beslenme çok önemlidir. Bu dönemde yağlı ve lifli gıdalardan kaçınmak gerekir. Patates ve muz potasyum kaybını önlemek açısından en önemli gıdalardır. Çorba, haşlama, püre, maarna ve pirinç tüketimi sağlanmalıdır. Tedavinin en önemli kısmı sıvı ve elektrolit kaybını önlemektir.

    Açıkta satılan yiyecekleri yemeyin

    İshale karşı kişisel temizliğe dikkat etmek, özellikle her fırsatta elleri yıkamak, kaynağı bilinmeyen, açıkta satılan veya dağıtılan, denetimsiz içme suları ve bu sularla yıkanmış sebze ve meyveleri tüketmemek, yiyeceklerin taze olmasına, paketlenmiş olarak satılan yiyeceklerin üzerindeki son kullanma tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmelidir.

  • Bahar Yorgunluğundan Kendi Terapistiniz Olarak Çıkın

    Bahar Yorgunluğundan Kendi Terapistiniz Olarak Çıkın

    Yavaş yavaş doğanın deri değiştirmeye başlaması ile bir çok kişide bahar yorgunluğu diye tabir edilen somatik (bedensel) yakınmalar ve psikolojik değişimler görülmektedir.

    Aslında olan şey insanın değişime gösterdiği dirençtir. Hava değişimi, mevsim değişimi, bitki örtüsü değişimi, beden ısısı değişimi gibi birçok farklı alanda kendini gösteren değişime uyum için gereken zaman geçene kadar değişimin getirdiği strese bağlı kişide yorgunluk, isteksizlik, iştah değişimi, sinirlilik, ani duygu değişimi gibi semptomlar görülebilir.

    Bu etkilerin kimde ne kadar görüleceği, kimi ne kadar etkileyeceği kişinin mizacı ve genel ruh haline bağlıdır.

    Geçiş dönemlerini zor atlatmak kişiyle ilgili bir ipucu verebilir ve kişinin güçlendirmesi gereken yönleri olduğunu fark etmesini sağlayabilir.

    Bahar yorgunluğundan muzdarip kişilere verebileceğim tavsiyelerden ilki; bunun geçici bir dönem olduğunu hatırlamaları. Çünkü bazen kişiler bu yorgunluğun geçmeyeceğine inanarak daha derin bir stres yaşayabiliyorlar.

    DOĞRU NEFES ALMAYI ÖNEMSEYİN

    Vücudumuzun benzini oksijendir. Oksijen ise suda ve havada vardır. Su içmenin önemini hepimiz biliyoruz. Doğru nefes de aslında bedenin su kadar ihtiyaç duyduğu bir şeydir. Bu yüzden doğru nefesle bedeni köşe bucak oksijenle doldurmak bedene ihtiyacı olan enerjiyi verebilmek için mühimdir. Bunun için doğru nefes tekniklerini araştırabilir ve uygulayabilirsiniz. 

    Nefesin üç aşaması vardır. Almak, tutmak ve vermek.  Genelde nefesi tutma evresi gerçekleştirilmediği için tam ve doğru nefes alışı gerçekleşmemektedir. Yapılan bir başka hata da havayı göğüs kafesine doldurmaktır. Doğru olan ise nefesi  diyaframa doldurmaktır. Diyafram bedenin ikinci kalbi sayılabilir. Havayı diyaframa doldurup dolmadığınızı anlamak için nefes alırken karnınızın şişip şişmediğini kontrol edebilirsiniz. Elinizi karnınıza koyduğunuzda nefes alınca elinizin ileri gittiğini, verdiğinizde ise indiğini fark etmeniz gerekmektedir. Bu şekilde nefes alırken 5’e kadar sayıp yavaşça derin bir nefes alıp, 5’e kadar sayıp nefesi tutmanız ve 5’e kadar sayarak yavaşça vermeniz gerekmektedir. 5’e kadar saymak başlangıçta çok gelirse 3’e kadar sayarak başlayabilirsiniz.

    Diyafram nefesi ve nefese odaklanarak dikkati nefese vererek  diğer düşüncelerden uzaklaşmak stresle baş etmek, sınav kaygısı, uyku bozukluğu gibi bir çok sorun için iyileştirici ve kolaylaştırıcı güçtedir.

    Dikkatinizi nefese odaklamakta zorlanıyorsanız; gözlerinizi kapatın. Beyaz bir odada olduğunuzu hayal edin, nefes alırken içi soğuk hava dolu mavi balonların odada belirmeye başladığını, mavi balonları içinize çektiğinizi ve burun duvarlarınıza soğuk havanın çarptığını hayal edin. Nefesi verirken mavi balonların içi sıcak hava ile dolu kırmızı balonlara dönüştüğünü hayal edin. Böylece hem doğru nefesle dolan bedeniniz hem stresli düşüncelerden uzaklaşan zihninizi hafifleyecek ve sizi şifalandıracak.

    BAHAR TEMİZLİĞİ MÜHİM

    Kültürümüze yerleşmiş ve baharla özdeşleşmiş bir başka şey de bahar temizliğidir. Bahar temizliğinde amaç fazlalıklardan kurtulmak, mevsime uygun olmayanları temizleyip kaldırmak, yaşam alanını işlevsel hale getirmektir. Aynı amaçla psikolojik süreçleri derleyip toplamakta mümkündür.

    Geçmiş bugüne yükse onunla selamlaştığımız gibi vedalaşmamız da gerekir. Kırgınlıklarınızı, kaybettiklerinizi, hatalarınızı önce kabul edin; sonra da olumsuz deneyimlerden alacağınız her şeyi aldığınızı düşünüp geçmişle ayrışın. Zihinsel olarak bunu yapabilmek zorsa yazının gücünü kullanın. Geçmiş deneyimlerinizle ilgili bir yazı kaleme alın. Sizin için bir örnek paylaşıyorum.

    “Gelecek kaygımla olan işim bitti, senden öğreneceğimi öğrendim. Geleceğimin sürprizlerle dolu olmaması için elimden gelen önlemi almayı öğrendim. Artık kaygılarımı bırakıyorum, benden ayrılabilirsin. İnsanlara güvenmeyen yanımla işim bitti. Sayende insanları daha iyi analiz edebiliyorum ama artık ilişkilerimde güvene ihtiyaç duyuyorum. Güvensizliğimi bırakıyorum ve ondan ayrılıyorum. Aldatılma korkumu da bırakıyorum, yeterince benimleydin, artık gidebilirsin. …”

    BATIK BEDEL ÖDEMEYE DEVAM ETMEME KARARI ALIN

    Hayatınızdaki ilişkilerle ilgili de bir bahar temizliği yapabilirsiniz. Hepimizin hayatında yıllarca emek verdiği kişiler vardır, bunlar partner, anne-baba ya da arkadaş olabilir. Bir süre sonra sırf verilen emeğin hatırına ilişkinin bize zarar verdiğini görsek bile kopamayız. Bu duruma “batık bedel ödemek” diyoruz. Hayatınızda sırf çok emek verdiniz diye ayrılıp önünüze bakamadığınız için batık bedel ödeyerek kendinize haksızlık yaptığınız kişilerle olan ilişkilerinize gerçekçi bir gözle bakın.

    BİTMEMİŞ MESELELERİ BİTİRİN

    Geçmişte nasıl ve neden ayrıldığınızı bilmediğiniz bir ilişkiniz, kırıldığınız ama bir türlü anlatmadığınız bir arkadaşınız varsa psikolojik yükleriniz vardır demek. O kişilere ulaşmak zor ve gereksiz olsa da onlara okumayacakları bir mektup kaleme alın ya da karşınızdaymış gibi düşünüp bir koltuğa oturup içinizi dökün. Sizden çıksın duygular, düşünceler ve bitirebilmenize olanak sağlasın.

    KENDİNİZE SARILIN

    EMDR terapisinde uygulanan şey aslında bedenin sağ ve sol tarafını sırayla uyararak travmayı temizlemek ve olumlu düşünceleri yerleştirmektir. En basit haliyle bunu kendinize sarılarak yapabilirsiniz. Sağ elinizle sol göğsünüze, sol elinizle sağ göğsünüzü(kendinizi kucaklar gibi eller çapraz olacak şekilde) küçük küçük dokunarak kendinize olumlu mesajlar verin, güçlü yanlarınızı hatırlayın. 

    Bunu kendinizi stresli, yorgun ya da kaygılı hissettiğinizde yapabilirsiniz.

    DOĞADAN İLHAM ALIN…

    Doğa iyileşme, yenileme ve büyüme konusunda harika metaforlarla doludur. Ayrıca kokusuyla, renkleriyle, enerjisiyle de şifa kaynağıdır. Bol bol toprağa basın, yapamıyorsanız evde saksıda çiçek yetiştirin ve toprağına elinizle dokunun, yürüyüş yapın, doğayı seyredin…

    Doğayla baş başa kalmak da, doğanın iyileştirici gücünü sevdiklerinizle paylaşmak da ayrı ayrı şifalıdır.

    Hepinize ılık, dengeli, huzurlu mevsimler diliyorum…

    Şifa olsun.

    B

  • Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Tırnakta beyaz ve sarı renkleri önemseyin

    Tırnaklardaki yapı ve renk değişikliği vücutta gelişen birtakım sistemik hastalıkların habercisi olabilmektedir. Örneğin; sarı tırnaklar mantar hastalığında görülürken, kaşık tırnak durumu veya tırnaklardaki beyaz lekeler demir eksikliği anemisinin bir bulgusu olarak ortaya çıkabilir. Tırnaklarda bombeliğin artması durumu ise; siroz, akciğer kanseri, bronşektazi ve bazı bağırsak hastalıklarında görülebilen bir belirtidir. Tırnakta siyah çizgilenmeler ise tırnak yatağında kanama veya melanoma denilen bir kanser türünün habercisi olabilir.

    Gözler de sağlığın aynası

    Sklera denilen gözün beyaz kısımlarında sarı renk olması, karaciğer ve safra yolları hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Göz kapaklarındaki ödem, şişlik böbrek fonksiyon bozukluğuna işaret ederken, gözbebeklerinin eşit büyüklükte olmaması kafa içi kanama, ve beyin travmaları gibi ciddi nörolojik hastalık durumlarında görülebilir. Göz bebeğindeki küçülmeler ise bazı kimyasal toksinlerle ve ilaçlarla zehirlenmelerini işaret edebilmektedir.

    Ciltte beyazlama ve kuruluğa dikkat!

    Ciltte kendiliğinden ortaya çıkan morarmalar; lösemi, immun trombositopenik purpura gibi bazı kan hastalıklarının erken bulgusu olabilirken; ciltteki beyazlamalar vitiligo ya da mantar enfeksiyonlarında görülebilmektedir. Saçlı deride fazla kepek, diz ve dirseklerde beyaz lekelerin varlığı sedef hastalığını; ciltte ağrılı, yüzeyden kabarık, içi su dolu kırmızı lezyonların olması ise zona hastalığını işaret edebilir. Ciltteki kuruluk ve kaşıntı, az sıvı tüketimi ya da tiroit bezinizin az çalışmasına bağlı olabileceği gibi, böbrek yetmezliğinin de bir bulgusu olabilir. Özellikle kalp yetmezliğine bağlı periferik dolaşımın bozulduğu durumlarda cilt; soluk renkli, terli veya morumsu bir renk alabilir. Ciltteki sararmalar da karotenin aşırı tüketimine bağlı olabileceği gibi karaciğer ve safra yollarındaki tıkanıklıktan da kaynaklanabilmektedir.

    İstemsiz kilo kaybı hormon problemlerinden kaynaklanabilir

    Kişide istemsiz ve hızlı kilo kayıpları varsa mutlaka tiroit hormon fonksiyonları ve kan şekeri incelenmelidir. Hipertiroidi ve diyabet hastalıkları için ani kilo kayıpları hastalığın ilk bulgusu olabilir. Bunun yanında çoğu kanser hastalığı özellikle açıklanamayan kilo kaybı ile seyredebilmektedir. Gece terlemesi, ateş ve kilo kaybı üçlüsü lenfoma ve lösemi hastalıklarında, kansızlık ile birlikte kilo kaybı ise mide ve bağırsak kanserlerinde görülmektedir. Kilo kaybına eşlik eden halsizlik, öksürük ve yüksek ateş varsa akciğer enfeksiyonları ya da tümörleri açısından araştırılmalıdır. Sırt ağrısı ile ortaya çıkan kilo kayıpları da akciğer tümörlerinin ve pankreas hastalıklarının habercisi olabilmektedir.

    Kalp yetmezliği ve siroz nedeni ile kilo artışı olabilir

    Hareketin azalması ya da yeme alışkanlıklarında bozulma olmaksızın ortaya çıkan kilo artışları, metabolik bazı hastalıkların habercisi olabilmektedir. Tiroit bezi bazal metabolizmayı düzenleyen hormonlar üretmektedir. Tiroit bezinin yavaş çalıştığı hipotiroidi durumunda kilo artışı, halsizlik, cilt kuruluğu ve saçlarda dökülme meydana gelebilir. Yine şeker metabolizmasının bozulduğu insülin direnci ve diyabet hastalıklarında da ani, açıklanamayan kilo artışı kendini gösterebilir. Kalp yetmezliği, karaciğer sirozu gibi vücutta sıvı birikiminin görüldüğü hastalıklarda da kilo artışı görülebilmektedir.

  • İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    Kariyer, başarılı evlilik, eğitim, bir şeyler satın almak, tatile çıkmak ve daha bir çok şey kendimizi “iyi hissetmek” için hayalini kurduğumuz şeyler. İyi bir kariyere sahip olursanız, kendi standartlarınıza göre dört dörtlük bir eş bulur ve yine ondan dört dörtlük çocuklara sahip olursanız, o harika arabayı satın alırsanız ve üstüne bir de işyerinde düzenli terfi aldığınızda…. HAYIR! Maalesef ne yapılan araştırmalar, ne de yaşamsal deneyimler bunu doğruluyor! Satın aldıklarınızla ya da mükemmele ulaşma hayallerinizin gerçekleşmesi ile iyi hissedebileceğinizi düşünüyorsanız; mutsuzluğunuzun sebebi sizin yarattığınız bu illüzyon.

    <

    Yapılan araştırmalar insana iyi hissettiren yani insanı mutlu eden şeylerin başında “seks” i sıralıyor. Tabi ki doğanın devamı için gerekli olan üreme davranışı tam ve gerçek anlamda ve insana uyarlanmış hali ile yaşanırsa, yani içerisinde romantizm, fantezi, samimiyet, kendi bedenini olduğu gibi kabullenme ve partnerinle uyumlu olma gibi gereklilikleri yerine getirirse kişiyi gerçekten mutlu edebilir. Bunları yerine getirmeyen seks ise insanı mutsuz edebilir ki iyi haber bu noktadaki çiftlerin sahip olduğu cinsel fonksiyon bozukluklarını cinsel terapiyle tedavi edebiliyoruz.

    İnsanları iyi hissettiren davranışlarda kinci sırada ise; insanlarla sohbet etmek geliyor, yani iletişim kurmak. Anlatmak, dinlenmek, dinlemek, fikir almak ve en önemlisi onay almak. Doğduğumuz andan itibaren “onaylanmak” psikolojimiz ve nasıl hissettiğimiz üzerinde önemli bir söz sahibi. Çocukken etrafımızda olan ve bizi onaylaması gereken kişiler yakın çevremizdedir ; yani kontrolümüz ve seçimimiz dışındaki ailemiz, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımızdır. Bu çevrede sürekli eleştiren ve onaylamakla ilgili meselesi olan insanlara sahipsek o çocukluktan epey yaralı çıkabiliyoruz. Ama her çocukluğun bir çıkışı var neyse ki. Yetişkin olmaya başladığınız noktada sizi çocukken eleştiren ve bizi beğenmeyen insanlardan dolayı hissettiğiniz değersizlik duygularına tekrar bir göz atıp kendinizle barışırken, çevrenizdeki yetişkinlerin onay vermeme halinin onların kendileriyle ilgili bir mesele olduğunu fark ederek hafiflemeyi seçmeliyiz.

    İYİ HİSSETTİREN İNSANLAR BİRİKTİRİN!

    Herkesin çevresinde olumlu ve olumsuz insanlar vardır. Yani her duruma karşı olumsuz yaklaşan insanlar olduğu gibi olaylara pozitif bakarak insana kendini iyi hissettiren, felaketleştirme yerine çözüm odaklı yorumlar yapan kişiler de vardır. Kendinizi kötü hissettiğiniz anlarda size iyi gelen bir kişiyle konuşun. Tercihen yüz yüze gerçekleşecek bu konuşmada kontrolünüz dışında gelişen olumsuz bir gidişat olursa ise konuşmayı kısa kesip bitirin ve şansınızı başka biriyle deneyin.

    ESNEME HAREKETLERİ İLE HAYATINIZI ESNETİN.

    İnsanın zihinsel süreçlerine bedeni, bedensel süreçlerine zihni eşlik eder. Yani zihin olarak gergin ve stresliyken bedenimizde gergin ve streslidir. Bu yüzden bu döngüyü bedenle kırmak yine iyi hissetme önerilerim arasında.

    Uzun süre masa başı bir işte çalışmak, ya da sınıfta hareketsiz ders dinlemek uykunuzun gelmesi, kendinizi mutsuz hissetmeniz gibi zihinsel semptomlara sebep olabilir. Böyle durumlarda ellerinizi havaya kaldırıp avuçlarınızı açıp kapattığınızda bile serotonin yani mutluluk hormonu salgılama oranınız epey artar. Mümkünse yerinizde ayağa kalkıp esnerseniz sonuç daha iyi olacaktır.

    MEDİTASYON EN GÜZEL TERAPİ

    Meditasyon bilinenin aksine hiçbir şey düşünmemeye çalışmak değil, zihni izlemeye, kendini gözlemlemeye çalışmaktır. Özel ritüelleri hiç önemli değildir. Oturarak, yatarak, öğlen arasında kısacası her zaman yapabileceğiniz kendinizi gözlemlemek adına bir moladır. Birkaç dakikalığına zihninizi yönlendirmeden akışına bırakmak ve bu durumda neye ne tepki verdiğini izlemektir. Böylece kendinizi, duyularınızı, tolerans geliştirdiğiniz ve geliştiremediğiniz şeyleri tanırsınız. 

    Ve güzel haber bunu 5 yaşında da 85 yaşında da yapabilirsiniz. Yapılan araştırmalarla, düzenli meditasyon yapan kişilerin zihinlerinin daha iyi çalıştığı, zorluklarla daha iyi mücadele ettiği, daha sağlıklı olduğu gibi bir çok sonuca ulaşılmıştır.

    Meditasyon+Esneme=Yoga

    Meditasyonla zihninizi izlerken bir yandan belli esneme hareketleri yapmanız durumunda yaptığınız şeye “yoga” deniyor. Bedeninizin kapasitesine uygun esneme adımlarıyla bir süre zihninizi akışına bırakmak hem bedeniniz hem de zihniniz tarafından şükranla karşılanacaktır.

    HEDİYE VERİN, SÜRPRİZ YAPIN…

    İnsan diğer canlılarla birlikte anlamlı ve tamdır. İnsanı mutlu eden şeylerin başında ise yine diğerleriyle sağlıklı sosyalleşme hali gelmektedir. Bir insanın elindeki parayla kendine bir şey alması ile bir başkasına bir şey alması arasındaki mutluluk düellosunda ise başkasına bir şey vermealma davranışının açık ara önde olduğu görülmüştür. Yani insanlar birine yardım ettiğinde, ya da sevdiği birine hediye aldığında daha çok mutlu olmaktadır. Bu sebeple küçük büyük farketmez, hediyeleşmek mutlu eder diyebiliriz.

    SAĞLIKLI BİR EVLİLİK MUTLULUK SEBEBİ

    Onay almanın insan hayatındaki öneminde uzun uzun bahsettik. Evlendiğimizde en azından bir kişi bizi onaylamış oluyor. Bu onayın her gün düzenli gelmesi de insanın stabil mutluluğuna katkıda bulunuyor. Ancak burada altını çizmek gerekir ki mutlu bir evlilik insan hayatını ne kadar olumlu etkiliyorsa mutsuz bir evlilik de o kadar olumsuz etkileme gücüne sahip. Bu yüzden evli çiftlerin evlilik problemlerini önemsemeleri, gerekirse destek almaktan çekinmemeleri çok önemlidir.

    Hepinize mutlu olmak için bahaneler yarattığınız güzel günler diliyorum.