Yazar: C8H

  • Ailesel akdeniz ateşi hakkında güncel bilgiler

    Ailesel Akdeniz Ateşi ülkemizin sık görülen romatizmal hastalıklarından biridir. FMF ismi hastalığın ingilizce baş harflerinin kısaltmasıdır (Familial Mediterranean Fever).

    Peki FMF hastalığının şikayetleri hangi yaşlarda başlar ?

    FMF hastaların önemli çoğunda 20 yaşına kadar bulgularını gösterir. Ancak şikayetlerin çok belirgin olmayan hastalarda 20 yaşından sonrada hastalık ortaya çıkabilir.

    Hastalığın şikayetleri nelerdir ?

    FMF hastalığının en sık bulgusu tekrarlayan karın ağrısıdır. Ancak bu karın ağrısı diğer ağrılarından farklıdır. Bu karın ağrısı giderek şiddetlenen ve aralıksız 24-72 saat sürmektedir. Ayrıca karın ağrısına ateş eşlik eder. Hastayı yatıracak kadar şiddetli bir ağrıdır. Şüphesiz ki bu ağrının en önemli diğer özelliği ağrıların tekrar etmesidir. Hasta atak bittikten sonra hiç bir şey yokmuş gibi normal hayatına devam eder.

    Karın ağrısının yanında tekrar eden göğüs ağrıları bir diğer sık görülen bulgudur. Hastaların göğüs tek tarafında batma tarzında ağrı yakınması olur. Bu yakınması 3-5 gün arasında değişir. Batıcı karakterdedir ve hastanın nefes almasını dahi etkiler.

    Eklemlerde tekrar eden ağrı şişlikler yani eklem iltihabına neden olur ve genellikle diz eklemi bundan etkilenir. Ayak bileklerinde tekrar eden kızarıklık ve ağrı ile kendini gösterebilir. Bu bulguların hepsi tekrar edici özelliğe sahiptir.

    Bu bulguların dışındaki bulgular daha nadir olarak görülen bulgulardır. Örneğin hastaların tek bulgusu tekrar eden ateş olabilir. Hastaların ateşleri ataklar halinde yükselip 2-3 gün yüksek kalabilir.

    Hastalığın tanısı nasıl konur ?

    Hastalığın tanısı için hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve atak halinde bakılabilecek bazı kan tetkikleri ile tanı konur. Yani hastalığın tanısı ağırlıklı olarak klinik yani yakınmaları ile konur. Çok nadir vakalarda FMF gen testleri istenebilir. Ancak bu gen testi şikayetleri belirgin olan hastalarda kesinlikle istenmez. Ayrıca ailede biri FMF hastasıysa diğer şikayeti olmayanlarda da bu testi istemenin hiç bir anlamı yoktur.

    FMF Tedavisi nasıl olur ?

    FMF için olmazsa olmaz ilaç çiğdem çiçeği kökünden elde edilen kolşisin adlı ilaçtır. Bu ilacı hastaların sürekli kullanması gerekmektedir. Çünkü ilacı kullanmayı bıraktıklarında hastalık tekrardan başlamaktadır. Kolşisin adlı ilacı hastaların ömür boyu kullanması gerekir. Genel olarak hastaların büyük kısmı kolşisine iyi yanıt vermektedir. İyi yanıt vermeyen hastalar içinse son yıllarda özellikle kullanılmaya başlanan anakinra ve canakimumab adlı biyolojik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlara yanıt özellikle kolşisine yanıt vermeyen hastalarda çok iyi olmaktadır.

    FMF hastalığı tedavi edilmediğinde yada hastalar takipsiz kaldığında ise amiloidoz olarak bilinen rahatsızlık gelişir. Hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan bazı iltihabi maddelerin iç organlarda birikmesi sonucu gelişen bir tablodur. Özellikle de böbreklerde birikim yaparak böbrek yetmezliğine neden olabilmektedir.

  • Affetmek

    Affetmek

    Hepimizin çok kırıldığı, çok öfkelendiği kişi/kişiler mutlaka ki vardır. Hatta bu kişi kendimiz de olabiliriz. Kimimiz dost dediğimiz kişi tarafından ihanete uğramıştır, kimimiz hak etmediğine inandığı davranışlara, sözlere maruz kalmıştır, değer vermişizdir ama karşılığını görmemişizdir, bir hata yapmışızdır böyle bir hatayı nasıl yapabildiğimizi düşünür dururuz, bu liste uzatılabilir. Hepimizin durumlara yüklediği anlam, yapısı farklı olabilir. Birimizin üzerinde durmadığı bir olayı, diğerimiz çok büyük bir olay olarak görebilir. Bu nedenle “asla affetmem” dediğimiz şeyler farklılaşabilir.

    Yoğun öfke ve kırgınlıklar öyle yer eder ki içimizde kolay kolay bırakıp gitmez bizi. Kırıldığımız, öfkelendiğimiz kişiler mutsuz olsun, başına kötü bir şey gelsin, pişman olsun bizden af dilesin ve bize yaptığının cezasını bir şekilde görsün isteriz, bekleriz hatta dualar ederiz. Çünkü affetmek bir şemsiye gibidir; altında acı, üzüntü, hayal kırıklığı, suçluluk, şaşkınlık, nefret, çaresizlik gibi yoğun duygular vardır. Baş etmek zordur. Kişi ya da olay aniden akla gelir, akla geldikçe o andaki duygular tekrar tekrar şimdiymiş gibi yaşanır, keşkeli cümleler kurulur, zihinde yeniden canlandırılır, “şimdi”de yaşamayı zorlaştırır, geçmişe götürür, kişinin enerjisini alır. Psikolojik (depresyon, kaygı gibi duygudurum bozukluklarından daha ciddi patolojilere kadar birçok farklı hastalık) ve fizyolojik hastalıkların oluşumuna yol açar (ağrılardan, kalp hastalıkları- kansere birçok farklı hastalık).

    Affetmek başkalarının ya da kendimizin bize olumsuz/rahatsız edici duygular yaşatmasına son vermektir.Olaylar ve yaşadıklarımız sonucunda bizler her zaman seçim yaparız. Affetmek bu seçeneklerden birisidir.Belki de zor olanı. Çevremizdekiler “affet boşver” derler. Asla affetmem, neden affedeyim ki, affedilmez gibi cevaplar verilir sıklıkla karşılığında. Affet: Söylendiği kadar kolay değildir ve affetmek boş vermek, önemsememek, görmezden gelmek, yaşanmamış saymak anlamına gelmez.

    Affettiğimizde unutmuş olmayız. Elbette ki yaşadıklarımızı unutamayız. Ancak üzerimizdeki olumsuz etkisinden kendimizi kurtarabiliriz. Yani affetmek kendimize yaptığımız bir iyiliktir, başkasına değil. Yapılan araştırmalar, affeden kişilerin duygusal, psikolojik ve fiziksel olarak kendilerini daha iyi hissettiklerini göstermiştir. 

    Affetmeyerek her zaman o olay veya kişiyle aramızda bir bağ kurmuş oluyoruz. Kötü de olsa bir ilişkidir bu. Olay yaşanmış bitmiş bir şey ama biz hala bitirmiyoruz, ilişkide kalıyoruz, etkisini yaşatıyoruz, süre uzadıkça onunla bütünleşiyoruz, bir parçamız haline geliyor. Böylelikle ne kadar da yanlış yapıyoruz. Hissettiklerimiz bizi olumsuz etkilerken hayat devam etmekte, affedemediğimiz kişiler de günlük hayatlarına devam edip çoğu kez bizim hissettiklerimizden etkilenmemekte, haberdar olmamakta. Affetmeyerek sadece kendimizi cezalandırmış oluyoruz. Affetmeyerek o kişiyi ya da geçmişi değiştirmiş olmuyoruz ancak geleceğimizi etkilemiş oluyoruz, olumlu olmayan bir yönde. 

    Düşünün affedemediğiniz o olay hiç yaşanmamış olsaydı şu an nasıl olurdunuz? Kesinlikle daha farklı, daha iyi.  Affederek de daha farklı ve daha iyi olabilirsiniz.

    Affetmek bir süreçtir. Hemen “affettim tamam “demekle affedilmez. Zamanla olur.  Önemli olan affetmeye karar vermektir. Zor bir süreç de olabilir. Hazır hissedilmelidir. “Affetmeye hazırım, artık affedip etkisinden kurtulmak istiyorum, bunu yapabilirim” demekle başlanmalıdır. Öncelikle yaşadığımız olayı, acıyı kabul etmek, derinlemesine kendimizle, duygularımızla yüzleşmek gerekir.  Olayı, kişiyi anlamaya çalışmak, hatta kendimizi onun yerine tam anlamıyla koymayı başararak düşünmeyi gerektirir. Affettim dediğimizde gerçekten tamamen affettik mi farkına iyi varmalıyız. 

    Affetmenin sonrasında özgürleşme gelir. Büyük bir yük üzerimizden kalkar. Bizi kontrolünde tutan tüm olumsuz duygulardan, etkiden arınmış oluruz. O kişiler de, o olaylar da değersizleşir artık.  İyileşiriz, enerjimizi geri kazanırız. Hayatımıza olan konsantrasyonumuz artar, hayattan daha çok keyif alabiliriz.   

    Bir olay/kişi ne kadar kötü olursa olsun beraberinde bizlere bir şey getirir. Yapmamamız ya da yapmamız gereken şeyleri öğretir, ders verir, duygular yaşatır. Kötü duygu yoktur, hangi duygu olursa olsun duyguyu hissetmek de güzeldir, yeter ki bizi kontrol altına alıp kötü şeyler yaptırmasına izin vermeyelim. Affedememekle, içimizdeki olumsuz duygular pekişir, artarsa kendimize ve çevremize geri dönüşü olmayan büyük zararlar verebiliriz.     

    Kendimizi affetmek başkasını affetmekten bazen daha kolay bazen de daha zordur. Çoğu zaman başkalarına olan kızgınlık, suçlama gibi duyguları irdelediğimizde fark ederiz ki o duygular temelde onlara değil kendimize olan duyguları yansıtmamız. Kendimizdeki hatayı kabul etmek kimi zaman çok daha zor ve acı verici olabiliyor.

    Diğer bir boyut da hiçbirimiz mükemmel değiliz, biz de bir başkasını üzebilir, kırabilir, hatalar yapabiliriz. Affedilmeyi bekleyen, dileyen kişi durumunda olabiliriz.  Başkasını affedemiyorken, affedilmeyi beklemek ne kadar yerinde olur?  

    Kısacası, affetmek aslında kendi iyilik halimizi sağlamak için yararlı olan bir eylem. Bağlayıcılığı, başkaları ya da olaylar değil. Kişilerin bizde yarattığı öfke, acı, nefret gibi duygulara sıkıca sarılıp, onlarla yaşamaya çalışmak veya bu duyguların bırakıp gitmesine izin vermek yani affetmek. Bu iki seçenekten hangisini seçtiğimiz belirliyor, sonrasında yaşayacaklarımızı. 

    Affetmeyle ilgili problem yaşıyorsanız, ne yaptıysanız affedemediyseniz ve bundan kurtulmak istiyorsanız (ki kurtulmalısınız) psikologlardan yardım almalısınız.

    Emin olun: Affetmek size iyi gelecek.

  • Behçet hastalığı hakkında güncel bilgiler

    Behçet hastalığı, Türk dermatoloji doktoru Ordinaryus Profesör Hulusi Behçet tarafından ilk olarak tanımlanan romatizmal bir hastalıktır. Cilt, göz, eklem, damar gibi bir çok organ sistemini etkilemektedir. Hastalık çoğunlukla 20 li yaşlardaki erkeklerde ortaya çıkmaktadır. Erkek kadın cinsiyet arasında belirgin bir fark olmamasına rağmen erkeklerde hastalık daha ağır olarak seyretmektedir.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Behçet Hastalığı yakınmaları ağırlıklı olarak 20-30 lu yaşlarda ilk olarak ortaya çıkmaktadır. En sık görülen bulgu ağız içerisinde tekrar eden yaralardır. Bu yaralar tekrar edici vasıfta, ağrılı yaralardır. Yaraların tekrar etme sıklığı hastadan hastaya farklılık göstermektedir. Burada bir açıklama getirmek gerekir çünkü ağız içi tekrar eden yaralar bir çok kişide görülebilmektedir. Bu kişilerinde önemli bir kısmında hiç bir hastalık bulunmamaktadır. Behçet hastalığı tanısı almak için hastada diğer şikayetlerinde bulunması gerekmektedir.

    Genital bölgede tekrar eden ağrılı yaralarda hastalığın sık görülen bulgularındandır. Bu yaralar 3-5 gün kadar sürüp kişinin hayatını olumsuz olarak etkileyecek özelliktedir. Oral ve genital ülserlerin dışında ciltte sivilce benzeri lezyonlar, özellikle bacaklarda ağrılı kızarık lezyonlarda Behçet hastalığının sık görülen bulgularındandır.

    Behçet hastalığının tutuğu önemli yerlerden biriside gözdür. Gözde Üveit olarak adlandırılan tekrar edici vasıfta iltihabi durumlara yol açabilmektedir. Üveit gözde ağrı, bulanık görme kızarıklık ve görme kaybı gibi durumlara yol açabilmektedir. Tekrar eden üveit atakları tedavi edilmediği takdirde görme kaybına yol açmaktadır.

    Bu sık görülen bulguların dışında hastalık eklemlerde ağrı, şişme yani iltihabi durumlara yol açabilmektedir. Damarlarda tıkanıklık yada genişleme durumları oluşturarak ölümcül olabilmektedir. Ayrıca beyin, bagırsak gibi organlarda tutulum yapabilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalıkların birçoğunda olduğu gibi Behçet hastalığında da hastanın şikayetlerinin, kendi ve aile özgeçmişlerinin dinlenmesi ile tanı konulur. Çoğu hastada tanı koymak için ek bir teste gerek kalmaz. Ancak hastaların bir kısmında gerek kan tahlilleri, gerekse görüntüleme yöntemleri ve daha az olarak da genetik testler istenebilir.

    Behçet Hastalığının Tedavisi Nasıldır ?

    Behçet hastalığı genç erkek hastalarda ağır seyredebilmektedir. Bu hastaların takibi bu yüzden büyük önem taşımaktadır. Her hastaya aynı ilaçları vermiyoruz. Hastalardaki tutulum yerlerine göre ilaç tercihinde bulunuyoruz. Damar tutulumu yada göz tutulumu olan bir hastayla, sadece ağız içinde yaraları, cilt yaraları olan hastalara aynı tedaviyi vermiyoruz. Kolşisin, kortizon ve immunsupresif olarak adlandırdığımız ilaçları çoğunlukla tercih etmekteyiz. Bu ilaçların ne kadar süre ve ne kadar dozda kullanılacağı hastadan hastaya değişiklik göstermektedir.

    Son olarak bir kez daha vurgulamak istiyorum. Behçet hastalığı ölümcül olabilen bir hastalıktır. Her hastanın takibi büyük önem taşımaktadır. Takibi düzgün yapılan hastaların sonuçları çoğunlukla çok iyi olmaktadır.

  • Çocuklarla İletişim

    Çocuklarla İletişim

    Son yıllarda aile içi iletişimin zayıfladığı, aile içinde geçen konuşmaların azaldığı, yüzeysel soru cevap şekline geldiği, aile bireylerinin ayrı aktivitelere katıldığı, tüm ailenin birlikte yaptığı eylemin televizyon izlemekten öteye gitmediği, aile üyelerinin kendi arkadaş gruplarıyla sosyal faaliyetlerde bulunduğu bu nedenlerle de maalesef aile içi yabancılaşma oluştuğu görülmektedir. Halbuki aile bir insanın koşulsuz sevgi ve kabul gördüğü tek yerdir. Bir insanın hayatında ailenin önemi oldukça büyüktür. Unutmayalım ki ailelerde kişiliklerin, hayatların temeli atılmakta ve aile kişilerin hayatı, insanları ve kendisini algılamasında belirleyici olmaktadır. Çocuk kendisine verilen sevgi, yöneltilen tutum doğrultusunda zihninde şemalar, yargılar oluşturur ve bunlar hayatları boyunca aynı kalır, değiştirilmesi çok zordur. Psikolojide yer alan ve halk arasında sıklıkla kullanılan çocukluğuna inmek kavramı bu nedenledir. Yetişkinlikte yaşanan problemlerin, duyguların büyük çoğunluğu kaynağını çocukluktan, ailede yaşanmış ve zihne kaydedilmiş olay ve durumlardan alır. Tabii ki genelde bunun farkında olunmaz. Aile ilişkilerinde belirleyici olan iletişimdir. Birçok anne baba çocuklarıyla anlaşamadıklarından, iletişim kuramadıklarından yakınır.

    Çocuklarla iletişimde önemli noktalar ve yapılması gerekenler nelerdir?

    İletişim için zaman ayrılmalıdır. Çocuğunuz bir şey söylediğinde, bir şey anlatmak istediğinde işinizi bırakın ve tüm dikkatinizi ona yöneltin. Bir şeyle meşgulken anlat dinliyorum demeyin, çocukla iletişim halindeyken sadece işiniz bu olsun. Çocuk, anlattıklarının sizin için de önemli olduğunu, onun sizin için önemli olduğunu hissetsin. Kesinlikle zaman ayıramayacak durumdaysanız uygun olmadığınızı nedeni ile anlatıp, ne anlatacağını çok merak ettiğinizi, onu mutlaka dinleyeceğinizi belirtmelisiniz ve zamanı da söylemelisiniz.

    Çocuklarla göz teması kurulmalıdır. Göz teması kurmak için aradaki boy farkını ortadan kaldırmalıyız. Oturarak ya da onun göz seviyesine gelecek şekilde çökerek yapmalıyız. Çocuğa yukarıdan konuşmak doğru değildir.

    Çocuğun konuşmasına izin vermek, öncelikle çocuğu doğru biçimde dinlemek, sözünü kesmemek, müdahale etmemek gerekir. Çocuğunuz konuşurken onu anladığınızı belli etmek için başınızı sallamalı, söylediklerini ara ara basit şekilde tekrar etmelisiniz. Buna etkin dinleme diyoruz. Örnek: Çocuk “onunla oynamayacağım oyuncağımı kırdı.” Oyuncağını kırdığı için kızdın” “evet” “bu oyuncağını seviyordun” evet başka arabam yok ki” gibi iletişiminiz devam edebilecektir. Böylece çocuk kendisine değer verildiğini, sevildiğini hisseder. Dinlenmeyen çocuklar, saldırgan davranışlarla, yaramazlıkla, kendisine ve çevresine zarar vererek dikkat çekme eğilimi gösterir ya da içine kapanır.  

    Çocuğunuza onu sevdiğinizi söyleyin ancak sadece söylemekle kalmayın, davranışlarınızla da hissettirin. Sevginizin koşulsuz olduğunu belirtmelisiniz.  Böyle yaparsan seni sevmem, uslu durursan seni severim gibi koşul cümleleri çocukla olan ilişkiyi zedeler. Çocuğu sevmekle ya da bu sevgiyi göstermek için onu aşırı koruyup kollamayı karıştırmayın. 

    Çocuğunuza verdiğiniz öğütlerin tersini yapıyorsanız o öğütlerin çocuk için anlamı kalmayacağını unutmayın. Örneğin asla yalan söylenmemeli diye uyarıda bulundunuz. Ancak çocuk sizin yalan söylediğinize şahit oldu. Çocuk yalan söylediğinde ilk savunması ama annem de babam da yalan söyledi olacaktır. Çocuklar anne ve babalarının yaptıklarını doğru olarak algılar ve kabul eder. Kendisinin de benzer şeyleri yapması gerekiyor diye düşünür. Her konuda çocuğun anne ve babasını model aldığını unutmayın. Bir şey söylerken ve yaparken bunu göz önünde bulundurun. Çocuğa sizi model alarak yaptığı şeyler için kızamazsınız.

    Beni böyle kızdırırsan seni sevmem, ben yaramaz çocuk istemem gibi cümleler çocuğun tüm güvenini yıkar büyük hayal kırıklığı yaşatır. İyi ki Benim kızımsın, oğlumsun, senin gibi bir oğlum kızım olduğu için çok şanslıyım gibi cümleleri esirgemeyin.

    Nitelikli zaman geçirmek önemlidir. Genellikle aynı ortamda olmak çocukla birlikte zaman geçirmek olarak düşünülüyor. Bu doğru değildir. Zaman geçirmek aktif olarak çocukla bir şeyler yapmaktır.  Küçük çocuklarda anne babayla oyun oynamak, oyuncaklarıyla oynamak büyük mutluluktur. Okul çağında farklı oyunlar oynamak, derslerinde yardım etmek, ergenlik döneminde sohbet etmek çocuklarınıza iyi gelecektir. 

    Çocuk bu yaşta bunu anlamaz diye bir şey yoktur. Emin olun sandığınızdan çok daha fazla şeyin farkındalar ve anlıyorlar. Sadece nasıl anlattığınız önemli. Bildiği kelimelerle, kısa cümleler halinde, mümkün olduğunca somutlaştırarak anlatmalısınız.   

    Çocuğunuzun bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini bilmelisiniz. Böylece çocuğunuzun davranışının sebebini anlayabilirsiniz. Örneğin belki de 9 yaşındaki bir çocuğun yapabileceği ya da anlayabileceği bir şeyi siz 6 yaşındaki çocuğunuzdan bekliyorsunuz ve anlayamadığı yapamadığı için de olumsuz tepkiler veriyorsunuz. 

    Çocuğun yaramazlık yapması bir şeyleri öğrenmek istemesi, girişkenlik, merak duygusu olabilir. Uyarılarınıza rağmen çocuğunuz istemediğiniz bir şeyi yapıyorsa size tepki olarak yapıyor demektir. Ya yeteri kadar ilgilenilmediğini düşünüyor, ya da size karşı bir öfkesi var.

    Son olarak çocuğunuz yararlı olacak birkaç şeye de dikkat çekmek istiyorum çocuğunuzla birlikte bir hikaye kitabı okuyun ya da siz okuyun o dinlesin, hikaye ve hikayedeki kişiler üzerine konuşun, aynı şeyi filmler ve çizgi filmler için de yapın ve olayları, duyguları vb günlük hayata uyarlayın. Çocuğunuza evcil hayvan alıp beraber bakımını üstlenin. Müzik dinlemesini sağlayın imkanınız varsa kursa gönderin. Aynı şekilde özellikle takım sporları olmak üzere spor aktivitesine de katılmasını sağlamanız bedensel enerjisini atmasında, sakinleşmesinde yarar sağlayacaktır.

  • Fibromyalji hastalığını güncel değerlendirme

    Mesleğim itibariyle iltihaplı romatizmal hastalıklarla ilgilenmiş olsam da bu hastalıklarla karışan pek çok hastalık bulunmaktadır. Bunların içerisinde Fibromyalji önemli bir yer tutmaktadır. Halk arasında kas romatizması olarak bilinen hastalık gerçekten kişinin yaşamını oldukça kötü etkilemektedir. Hastayı tükenmiş gibi hissettirdiğinden dolayıda tükenmişlik sendromu olarak da bilinmektedir.

    KİMLERDE SIK GÖRÜLÜR ?

    Hastalık her cinsiyette ve geniş bir yaş aralığında görülebilir olmasına rağmen genellikle genç bayan hastalarda görülmektedir. Ancak 15 yaşında ve 85 yaşında hastalar olduğunu hatırlatmak isterim.

    SEBEBİ NEDİR ?

    Fibromyalji aslında romatizmal hastalıklar başta olmak üzere pek çok kronik hastalığa eşlik edebilmektedir. Ancak herhangi bir hastalığı olmayan hatta ekonomik durumu daha iyi olan insanlarda daha fazla görülmektedir. Tahmin edebileceğiniz gibi stress ve psikolojik durum özellikle hastalığın en başta gelen sebebidir. Bunun dışında mevsim değişikleri, psikolojik travmalarda alttaki en önemli bulgulardandır.

    HASTALARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR ?

    Hastalar yaygın ağrı ile başvururlar. Benim gördüğüm kadarıyla hastaların saçından tırnağına her tarafta ağrısı vardır. Fakat ağrı sırt kısmında biraz daha yoğunlaşmıştır. Sıklıkla hasta bu ağrısına anlam veremez. Yaygın ağrıya eşlik eden bir diğer bulgu uykusuzluk, depresif mizaç, kabızlık gibi bulgulardır. Benim gördüğüm en sık bulgu uykusuzluk. Hastaların neredeyse tamamı bu soruma evet benim aşırı uykusuzluğum var olarak cevap vermektedir.

    TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK MI ?

    Evet fibromyalji tedavisinde çoğu hastanın memnun kaldığı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak fibromyaljinin esas tedavisinde benim kanaatim psikolojik destek ve zihni rahatlatıcı spor ya da başka bir faaliyette bulunmak çok büyük önem taşımaktadır. Ben bunu hastaya her zaman kendin için, sadece kendinin olduğu zaman ayır ve o zaman da kendin için bir şey yap olarak belirtiyorum. Mesela haftanın 3 günü çık yürü. Ama bunu yaz kış her zaman yap bundan vazgeçme olarak tavsiye ediyorum. Bunu yapan hastalarımda çok büyük ilerleme görüyorum. Yapmayan hastalarda da hem ilaç yanıtı hem de hastaların genel ağrı seviyelerinde azalma yetersiz olmakta.

    Sonuç olarak fibromyalji insanların en üretken olduğu zamanda sıklıkla onu yakalamakta. Günlük hayatını oldukça etkilemekte. Anlam veremediği ağrılarla beraber seyretmekte. Ancak hem ilaç hem de ilaç dışı yöntemlerle birlikte tedavi edilebilir bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Çocuk Gelişiminde Oyun ve Oyuncak

    Çocuk Gelişiminde Oyun ve Oyuncak

    Çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için beslenme, sevgi, bakım ne kadar gerekli ise; oyun ve oyuncaklar da o kadar gereklidir. Birey, bilişsel ve davranışsal olarak birçok becerisini çocukluğunda oynadığı oyunlar içinde geliştirir.

    Oyun oynamak çocuğun hayatı tanıması yolunda hiç kimseden öğrenemeyeceği konuları kendi deneyimlerini oluşturarak öğrenmesidir.

    Oyuncakları, “gelişim basamakları boyunca çocuğun hareketlerine düzen getiren zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerinde yardımcı olan hayal gücünü ve yaratıcı yeteneklerini geliştiren tüm oyun malzemeleridir” şeklinde tanımlayabiliriz.

    Oyun Çocuğa Ne Katar?

    Çocuk oyun sayesinde toplumla bütünleşir.

    Oyun esnasında duygu ve düşüncelerini açar.

    Çocuk oyun oynarken duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmekte ve bir çok sorununu da kendi başına çözebilme yeterliliği kazanmaktadır.

    Çocuklara deneme yanılma yolu ile problemlerine çözüm getirmelerine yardımcı olur

    Oyun çocukların belirli riskleri göze alma deneyimlerini arttırır.

    Toplum ve ahlak kurallarına uyum göstermeyi de oyun yoluyla öğrenir.

    Oyun Oynarken İzleyin

    Bir sorun yaşadığı düşünülen çocukları sadece oyun oynarken izlemek bile sorunun kaynağı hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlar. Çocuklar oyun oynarken son derece doğal, içten ve maskesizlerdir. O nedenle gerekli bütün bilgilere oyun oynarken izlemekle ulaşılabilir. Çocuk oyun oynarken hem yaşadığı sıkıntıları dışa vurur, hem çevresiyle ilişki kurmayı öğrenir, hem de sosyal ve toplumsal bir birey olmanın ilk adımlarını atmaya başlar.

     

    Oyuncakların Özellikleri

    Oyuncakların en önemli özelliği, çocuğun doğal yeteneklerini ortaya çıkarabilen ve bu yolla onun eğitimini de sağlayan malzemeleri olmalarıdır. Çocuğun oynarken öğrenmesini kolaylaştıracak ve yaratıcı yönlerine hitap edecek türde oyuncaklar olmasına dikkat edilmelidir.

    Oyuncakları oluşturan malzemeler de çok önem taşır. Küçük parçalardan meydana gelen oyuncaklar tehlikelidir. Çocuk yutabilir ya da boğulma riski yaratabilir. Aynı şekilde sivri köşeleri ya da keskin uçları bulunan oyuncaklar da yaralanmasına yol açabilir. Bir de oyuncağın yapıldığı malzemeler önemlidir. Sağlığa zarar vermeyen boya ve maddelerden yapılmış olup olmadığına özellikle dikkat etmek gerekir. Son günlerde bazı oyuncakların kurşun ve zehirli maddeler içerdiği iddiasıyla toplatıldığını duyuyoruz.

    Bilişsel Gelişiminin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar çocukların;

    Akıl yürütme, problem çözme, bellek gibi zihinsel süreçleri harekete geçirir.

    Düşünme ve kendi başına karar vermeyi öğretir.

    Görme, işitme, dokunma gibi duyuları destekler.

    Renk, sayı, şekil, büyük-küçük, uzun-kısa, mekânsal ilişkiler, zaman gibi kavramların gelişmesine neden olur.

    Materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinmesini sağlar. (Oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanması, nesneleri bir kaba doldurup boşaltması)

    Gözlem, karşılaştırma ve sonuç çıkarma gibi zihinsel işlevleri yapmalarını kolaylaştırır.

    Benzerlik ve farklılıkları ayırt etmeyi, eşleştirmeyi, parça-bütün ilişkisini kurmayı, sıralama ve gruplama yapmayı öğretir.

    Ayrıca; zihinde canlandırma, yaratıcı düşünme yeteneklerini ve hayal gücünü geliştirir. Dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi öğretir. 

    Dil Gelişiminin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun oynayan çocukların, iletişim kurmak için dili kullanması gerekir. (Birden fazla kişiyle oynanıyorsa) Bu durum, çocukların akıcı ve ifade edici dil becerilerinin gelişimine katkı sağlar.

    Dil gelişimini desteklemek amacıyla hazırlanmış olan eğitici oyuncaklarla oynayan çocuklar, yeni sözcükler öğrenirler. Böylelikle bir durumu ya da bir olayı anlatma, soru sorma becerileri gelişir.

    Verilen görsel ya da sözel ipuçlarıyla; hikâye anlatma, hikâye oluşturma becerileri gelişir.

    Çocuk kendini ifade etme ve sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir.

    Sosyal ve Duygusal Gelişimin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar sayesinde çocuklar;

    Paylaşma, yardımlaşma, sorumluluk alma, işbirliği yapabilme, sırasını bekleme, kurallara uyma ve liderlik gibi sosyal becerilerini geliştirirler. (Bir arkadaş grubuyla oynama)

    En güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan, saldırganlık dürtüsünü boşaltma olanağı bulurlar.

    Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa vurma olanağı bulurlar.

    Oyun sırasında mutluluk, sevinç, acıma, korku, kaygı, dostluk, düşmanlık, kin, nefret, sevgi, sevilme, sevme, güven duyma gibi birçok duygusal tepkiyi öğrendiği gibi; aynı zamanda bazı duygusal tepkilerini de kontrol etmeyi öğrenirler.

    Başladığı bir işi sürdürebilme, sonuçlandırma gibi becerilerini geliştirirler.

    Yönergelere uyma alışkanlığı kazanıp, başkalarına saygılı davranmayı ve dinlemeyi öğrenirler

    Psiko-Motor Gelişimin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar çocukların;

    El ve parmak kaslarını etkili olarak kullanabilmesini, el-göz koordinasyonu gibi becerilerinin gelişimini kolaylaştırır.

    Kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir.

    Merakının giderilmesine ve tatmin olmasına yardımcı olur. (Çocuk oyuncağı kırarak, bozarak, tekrar bir araya getirmeye çalışarak merakını giderir. Bozup, yeniden yaptığı oyuncaklar sayesinde yaratıcılığını geliştirir.

    Hangi Yaş Döneminde Hangi Oyuncak

    2-3 Yaş

    2-3 yaşından itibaren çocuklar çevrelerinde yaşadıkları günlük olayları dramatize etmeye başlarlar. Bu nedenle, bu dönemdeki çocuklar için en uygun oyuncaklar onların dramatik oyunlarında kullanabilecekleri değişik boyutlardaki bebekler, çeşitli kuklalar, oda takımları, mutfak malzemeleri, marangozluk, temizlik malzemeleri (kürek, süpürge), bahçe aletleri (çapa, tırmık, kürek), hayvan seti, ulaşım seti (tren yolu, köprü, demiryolu), doktor araç gereçleri, en uygun oyun malzemeleridir. Yine bu dönemde kum ve su çocukların en çok sevdikleri oyun malzemeleridir ve çocuklar bu yaşlarda, kovaya kum doldurup boşaltmaktan, kumu su ile karıştırıp harç yapmaktan çok büyük zevk duyarlar.

    3-4 Yaş

    3-4 yaşlarında çocukların motor gelişimlerinin artması ve hareketlerinin daha da düzenlenmesiyle çocuklar inip çıkmaktan, üç tekerlekli  bisiklete binmekten ve tırmanmaktan çok hoşlanırlar. Bu dönemde sallanan at, pedallı araba, tekerlekli bisiklet, yük arabası ve salıncak seti en uygun oyun malzemelerindendir. Yine bu dönemde sökülüp takılabilen veya bozulup- yapılabilen oyuncaklarla, küçükten büyüğe doğru dizilebilen küpler, bloklar, inşaat malzemeleri çocuklar tarafından en çok tercih edilen ve sevilen oyun araçlarıdır.

    4-6 Yaş

    4-6 yaşlarında çocuklar açık hava oyunlarının yanı sıra masa başı faaliyetlerinden de büyük zevk alırlar. Boyama, kesme, yapıştırma, resim yapma, artık materyallerle şekiller yapma ve parçalı bilmeceleri birleştirmeyi çok severler. Bu dönemde çocukların algılama, hatırlama,parçalara ayırıp birleştirme, yanılma, düzeltme, yeni yorumlar ve çözümler getirme yetenekleri de gelişir.

    Çocukların masa başı etkinliklerinde bloklar, kalemler, kağıtlar, boyalar, boya fırçaları, tutkal, makas, düğmeler, boncuklar ve ayrıca eşleştirmeli oyuncaklar, resimli dominolar, resimli tombalalar ve resimli küpler, yap-bozlar en sevilen oyuncaklar arasındadır.

    6 Yaş

    6 yaşında hayali oyunların en dorukta olması nedeniyle evcilik, bakkalcılık, doktorculuk oyunları ve bu döneme uygun bebekler, evcilik ve doktorculuk setleri, marangozluk aletleri, kuklalar, temizlik ve mutfak setleri, bahçe aletleri, hayvan setleri, dükkanlar çocuklar tarafından en fazla tercih edilen oyun malzemeleridir.

    Bu dönemde çocukların top oynamak, ip atlamak, tırmanmak, yüzmek gibi bedensel hareketlerden ve açık hava oyunlarından çok fazla hoşlanmaları nedeniyle ip, top, ip merdiven, kızak, kayak ve paten gibi oyun malzemeleri tercih edilebilir.

    Okula Başlayınca

    Çocuk okula başlayınca oyuncak ve oyun ihtiyacının sona erdiği düşünülmemelidir. Çocuk için oyun ve oyuncak kendi başına bir amaç değil, birçok amaç için kullanılabilen bir araçtır. Bu nedenle oyunlar ve oyuncaklar boş zaman faaliyeti olarak değil; çocuğun zamanının büyük bir bölümünü alan, ciddi bir uğraş olarak nitelendirilmelidir.

    Gelişim Alanlarına Göre Oyuncakların Sınıflandırılması 

    1. Büyük Kas Gelişimi için Oyun Araçları

          Üç tekerlekli bisiklet

          Çeşitli boylardaki arabalar

          Kayma, tırmanma, sallanma oyuncakları

          Tahterevalli

     

    2-Küçük Kas Gelişimi için Oyun Araçları

          Mum boya, renkli kalem, keçeli kalem, kağıt

          Kağıt makası

          Yapıştırıcı

          Legolar, birleştirme oyuncakları, parçalı bulmacalar

    3. Kurgu Oyuncakları

          Küpler, bloklar

          Tahta otomobil ve kamyonlar

          Kum havuzunda oynanmak üzere sert plastikten hayvanlar ve insanlar

          Tahta veya plastik hayvanlar

          Bebekler

          Eklemeli oyuncaklar

          Birbirine geçme vagonlu tahta trenler

     

    4. Yaratıcı Düş Gücünü Geliştiren Oyuncaklar

          Kukla sahnesi

          El kuklaları

          Parmak kuklaları

          Bez bebekler

          Çeşitli giysiler, yetişkin süs eşyaları

          Doktor araçları, telefonlar, bebek arabaları

    5. Evcilik Oyuncakları

          Ocak, musluk, buzdolabı

          Yemek ve çay takımları

          Bebekler ve bebek evi

          Çocuk boyuna uygun yatak, sandalye ve masalar

    6. Yaratıcı Sanat için Malzemeler

          Mum boya, pastel boya, renkli tebeşir ve keçeli kalemler

          Kil

          Plastrin

          Suluboya, parmak boya, toz boya

          Fırçalar

          Kağıtlar

          Artık kumaşlar, kağıtlar, ip, yün, talaş, yumurta kabuğu ve yapıştırıcı

          Baskı kalıpları (makara, havuç, patates, tahta, yaprak gibi)

     

    7. Çocuğun algı ve Kavramasını Geliştirecek Uyarı Araçları

              7.1. Okuma konuşmayı geliştirecek uyarı araçları

          Tahtadan harf ve sayılar

          Mıknatıslı harf ve sayılar

          Zımpara kağıdından pazen kaplı tahtaya yapışabilecek harf ve sayılar

          Harf ve sayıları içeren lastik mühürler e- Üzerine basit sözcüklerin yazılacağı

          büyük karton fişler

          Çeşitli eklemeli bulmacalar

          Dominolar

          Tamamlama, karşılaştırma oyunları

          Karatahta

             7.2. Matematik ve Sayılar

          Renkli çubuklar

          Mozaik geometrik şekiller

       Tahta oyuncak saat veya saati öğretecek tahta küpler

          Matematik kavramını geliştirecek oyunlar

              7.3. Doğa Bilimleri

        Mıknatıs

        Karınca yuvası

        Ayna

        Taş, yaprak, deniz kabuğu, kuru bitki ve sebze koleksiyonu

          Doğa ile ilgili çocuk kitapları ve plaklar

     

    8. Müzik ve Dans Araçları

          Ritm araçları ( tef, davul, trampet, flüt, zil, çan, çıngırak

          Plak ve CD’ler

  • Gut hastalığı ile ilgili güncel bilgiler

    Kralların hastalığı olarak adlandırılan GUT hastalığı sık görülen iltihaplı romatizmal hastalıklardan biridir. Kralların hastalığı ya da zengin hastalığı ismi protein ağırlıklı ya da çok yemek yiyen kişilerde görülmesinden dolayı kullanılmaktadır. Fakat hastalık genetik bir takım geçişler gösterebilmekte ve dolayısıyla zayıf ya da yemek yemeden bağımsız olarak da ortaya çıkabilmektedir. Hastalık sıklıkla erkeklerde görülmekle birlikte menapoz sonrası kadınlarda da görülebilmektedir. Hastalık çoğunlukla 40-50 yaşlarındaki erkeklerin hastalığıdır.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Hastalık ataklar halinde seyretmektedir. Çoğunlukla da ilk atağını ayak baş parmağında gerçekleştirmektedir. Hasta gecenin bir yarısı ayak baş parmağındaki ağrı ile uyanır. Ayak baş parmağı şiş, kızarık ve belirgin olarak ağrılıdır. Ayak baş parmağı haricinde ayak bileği diz gibi eklemlerde de ilk atak olabilir. Bu ataklardan sonra çoğunlukla ikinci bir atak gelebilmektedir. Hastanın kanındaki ürik asit seviyeleri düşmedikçe de ataklar tekrar etmektedir. Gut hastalığı genellikle tek eklemde iltihap meydana getirmektedir. İlerleyen ataklarda birden fazla eklem de etkilenmektedir. Atakların tekrar etmesi yada gerekli önlemlerin alınmaması durumunda böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulur ?

    GUT hastalığının tanısı hastanın şiş olan eklemini görmekle ve tipik tutulum yerlerini bilmekle konulmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi hastalardaki ilk atak çoğunlukla ayak baş parmağında ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında kan tetkikleri bize oldukça yardımcıdır. Özellikle serumdaki ürik asit adlı maddenin seviyesi belirgin olarak yükselme göstermektedir. Ürik asit seviyesi aynı zamanda tedavinin takibinde de rol oynamaktadır.

    Gut Hastalığının Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    GUT hastalığının tedavisinde yaşam stilinde değişiklikler ve ilaç tedavisi olarak ikiye ayırabiliriz. Her iki kısımın da ayrı ayrı önemi bulunmaktadır. Yaşam stili değişikliğinden kastım, kilo verme, proteinden fakir beslenme, alkol tüketimini , kuruyemiş tüketimini kısıtlama gibi genel önlemlerin alınması önem taşımaktadır. Atakların yoğun protein içeriğiyle beslenme sonrası gelişebildiğini bilmekteyiz bunun için diyet büyük önem taşımaktadır.

    Diyet haricinde atağı geçirici tedaviler ve kan ürik asit seviyesini düşürücü ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ne kadar süre kullanılacağı, hastaların ne kadar aralıklarla kontrole geleceği gibi durumlar hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Ayrıca GUT hastalarında çoğunlukla kolesterol seviyelerinde de yükseklik olmaktadır. Bunun içinde belli aralıklarla serum ürik asit ve kolesterol seviyelerini değerlendirmek gerekmektedir.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık, sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. Yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan ne boyutta yaşandığıdır.

    Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar. Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma kimi zaman yaşamı etkileyecek ve davranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun yaşanabilen bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir.

    ‘Annem babam beni eskisi kadar sevecek mi?’,

    ‘ Ya kardeşimi benden daha çok severlerse’,

    ‘Benden daha çok onunla ilgilenirlerse’,

    ‘Ben yine eskisi gibi annem ve babamla yalnız olmak istiyorum’ gibi çeşitli düşünceler kardeş kıskançlığının temelini oluşturmaktadır.

    KISKANÇLIĞI ANLAYALIM

    “Bir gün çok sevdiğiniz eşinizin eve hiç tanımadığınız birisiyle geldiğini hayal edin. Eve getirdiği yeni kişinin kadının ya da erkeğin bundan sonra sizinle yaşayacağını söylediğini düşünün.

    Sizi eskisi kadar sevdiğini söylemesine rağmen, zamanının çoğunu onunla geçirmeye başlarsa ne yapardınız? Üstelik o kişinin onun ilgisine muhtaç olduğunu söylerse… Bu hoşunuza gider miydi?

    Hayatınıza giren bu yeni kişi hakkında ne hissederdiniz? Eşinizi onunla paylaşmak ister miydiniz? Onu kıskanır mıydınız?”

    Kardeş kıskançlığı da işte böyle bir durumdur ve okul öncesi dönemde karşılaşılan en yaygın sorunlardan biridir. Bir sorun olarak algılanmakla birlikte aslında çocuklarınızın kardeşlerini kıskanması, onların anne babalarını çok sevmelerinden kaynaklanan normal bir duygudur. Bu durumda önemli olan çocuğun bu duyguyla nasıl başa çıktığı ve anne babanın onun bakış açısından olaya bakabilmesidir.

    Kıskançlığın en büyük nedeni; büyük kardeşin en değerli varlığını, anne babasını, kardeşiyle paylaşamamasıdır. Fakat kıskançlık sadece büyük ya da ilk çocuklarda gözlemlenen bir durum değildir. Küçük kardeş de büyüdükçe, büyük kardeşin becerileri karşısında kendini yetersiz bulur ve ona tanınan ayrıcalıkların farkına vararak kıskançlık duymaya başlar.

    KISKANÇLIĞIN NEDENLERİ

    Kıskançlık, temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, kardeşe karşı gibi görünen ama aslında anne babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir.

    Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar. Kıskançlıkta rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı, yaş farkı fazla olanlara oranla biraz daha yüksektir.

    Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir; çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, ana-babanın kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir. Ailelerin cinsiyete ilişkin görüşleri varsa ve bunu yansıtıyorlarsa, cinsiyete göre kıskançlık yaşanması kaçınılmaz bir durumdur.

    Dışarıdan insanlar ve akrabalar da çocukta bazı olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilirler. Kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi kıvırcık olmadığını sormak, abla ya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını ve yakında onu geçebileceğini söylemek (sanki bunlar kötü bir şeymiş gibi) hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle rekabete girmelerini, kızgınlık duymalarını sağlayabilir.

    BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içe kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.

    Kâbus gördüklerini, çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine gerileme görülebilir.

    Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler. Kendine ya da eşyalara yönelik saldırgan davranışlarda bulunabilirler.

    Evden ayrılmayı reddetmeyle birlikte (Ör: okula gitmek istememe) baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler, (emin olmak için fiziki muayene yaptırılmalıdır) huzursuzluk, isteksizlik ve diğer stres belirtileri sık sık gözlenebilir.

    Artık eskisi kadar sevilmeyeceği korkusu daha anne hamileyken başlayabilir. Son aylarda annenin yorgun, isteksiz ve yeni gelecek kardeşin hazırlıkları ile uğraşıyor olması çocuğun huysuzlaşıp, anneden ayrılmak istememesine neden olabilir.

    Bazı çocuklar kıskançlık duygularını açıkça ortaya koyarak kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma, “ondan nefret ediyorum” deme gibi davranışlar gösterirken bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterir, bu davranışın altında çoğu zaman ana-babanın sevgisini kaybetme, tepki görme korkusu yatar.

    Anne babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama yaşanabilir.

    HAMİLELİĞİNİZLE İLGİLİ ÇOCUĞUNUZU BİLGİLENDİRİN!

     

    Konunun asıl önemli noktası bu dönemdir. Annenin hamile olmasıyla beraber evde bir telaş başlar. Özellikle üç yaşındaki çocuklar durumu sezerler. Ne olduğunu tam olarak algılayamamakla beraber evde ve aile üyelerindeki davranış değişikliklerini fark ederler. Fark etmeleriyle beraber özellikle anneye karşı ciddi bir kapris başlayabilir. 

    Durumun belirsizliğini gidermeniz, çocuğunuzdaki kafa karışıklığını da yok etmesi bakımından son derece önemli ve gereklidir. Ancak önerimiz; hamileliğinizin 4-5 ayını doldurmadan söylemeniz yönünde. Durumu daha erken fark eden ileri yaşlardaki çocuklar için elbette bu kadar beklemenize gerek yoktur, ancak 9-10 yaş altındaki çocuklar için çok aceleci davranmamanız yararlı olur. Zira bu dönem bilindiği gibi dokuz aylık uzun ve yorucu bir dönemdir. Eve yeni kardeş geleceğini öğrenen çocuğunuz, (özellikle okul öncesi yaşlardaki çocuklarda zaman kavramı henüz oturmadığından) bebeğin doğumuyla ilgili olarak sizi bunaltacak kadar çok soru soracaktır. Hatta bebeğin ne zaman doğacağına dair bitmez tükenmez sorulardan nefes alamaz duruma bile gelebilirsiniz. O nedenle mevsimsel döngülere vurgu yaparak çocuğunuzun anlayacağı bir dille, doğuma dair bilgi verebilirsiniz. Örneğin; kar yağmaya başlayınca ya da ağaçlardaki yapraklar dökülünce, kısa kollu kıyafetlerimizi giymeye başlayınca, çiçekler açınca gibi…

     

    BEBEK EVE GELİNCE NE YAPMALI?

    Uzun süre boyunca beklenen bebek eve gelince evdeki çocuğunuzun tepkileri iyice netleşir ve aslında bu tepkiler sürekli bir değişkenlik gösterebilir. İlk başlarda son derece ılımlı davranan çocuğunuz, bütün ilginin bebeğe yönelmiş olmasından dolayı rahatsızlık duyarak aşırı tepkiler verebilir, ciddi kıskançlık duyguları yaşayabilir.

    Bazı çocuklar çok belirgin olarak tepkilerini belli ederlerken, bazıları oldukça sessiz ve sakin bir tavır sergileyerek aileyi şaşırtabilirler. Zaman zaman anneye çok olumlu yaklaşarak, bebekle ilgili olarak anneye yardımcı olmaya çalışırlar. Burada çok dikkatli davranmanız gerekir. Çünkü sessiz kıskançlık çok tehlikelidir ve küçük bebek tehlikeli durumlarla karşılaşabilir. Büyük kardeşin duygularını doğru anlamak ve onunla sıklıkla konuşarak sevginizi daha çok paylaşmanız çok önemlidir. Aksi halde büyük kardeşin, kardeşini severken yanlışlıkla canını yaktığını, kucağından düşürdüğünü görmeniz mümkündür ve elbette bu davranışlar yanlışlıkla değil, bilerek yapılan kazalar olabilir.

     

    ANNE-BABA NELER YAPMALI?

    Öncelikle rahatlayın, çocuklar etraflarındaki yetişkinlerin davranışlarından etkilenirler. Büyük çocuğunuzun kardeşine nasıl tepki göstereceği konusunda endişeliyseniz çocuğunuz da gergin olacaktır.

    Çocuğa somutlaştıramayacağı sözler söylemeyin. “Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz” cümlesi iyi niyetli olsa da çocuğun anne babanın sevgisi için kardeşle yarışmasına yol açar.

    Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi (anneanne, babaanne) büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez ve yaşantısının değiştiği fikrine kapılmaz.

    Anne baba aralarında iş bölümü yaparak, anne yeni bebekle ilgilenirken babanın diğer çocukla ilgilenmesi çocukta kendisiyle de ilgilenildiğini hissetmesini sağlar.

    Kıskanan çocukla mümkün olduğunca nitelikli zaman geçirilmeye çalışılmalı, daha önce yapmaktan hoşlandığı alışkanlıklarını gerçekleştirmesine olanak verilmelidir. Yeni gelen kardeşle birlikte önceden gerçekleşen oyun parkına gitme, akşam yemeğinden sonra hikâye okuma gibi etkinlikler birden bire son bulmamalıdır. Bu sayede çocuk statü kaybına uğramadığını fark ederek özgüvenini yitirmeyecektir.

    Yeni doğan bebeğe aşırı sevgi gösterisinde bulunmak yerine, var olan sevgiyi ilk andan itibaren paylaştırabilmeyi hedeflemek daha doğru olacaktır. Bebeğe sevgi gösterdikten hemen sonra panik içinde çocuğa da aynı şeyi yapmaya çalışmak doğallığın kaybolmasına ve çocuğun kendisinin zorla sevildiği gibi yanlış bir fikre kapılmasına neden olacaktır.

    En iyi niyetli misafirler bile sadece bebekle ilgilenip büyük çocuğu unutma eğilimi içindedirler. Yakınların yalnızca bebekle ilgilenmemelerini, büyük çocuğa da alışık olduğu tarzda ilgi ve sevgi göstermelerini söylemek, “Kardeşin doğunca senin pabucun dama atıldı” gibi sözler söylememeleri konusunda uyarmak işe yarayacaktır.

    Bebek için söylenen “Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor ve beni yoruyor oysa ben seni daha çok seviyorum” gibi bir cümle çocuk tarafından inandırıcı bulunmayıp, tam tersine onu kandırmayı istediğiniz inancı verebilir. Bu da en başta çocuğun size olan güvenini zedeleyecektir.

    Bebeğe sürekli “bebek” demek yerine doğrudan adını söylemeye başlamak bebeğin bir nesne değil de canlı bir varlık olduğunu anımsatacaktır. · Bebeğe “benim” değil “bizim” diye başlayarak hitap etmek ve “Sessiz ol, kardeşin uyuyor” gibi sözlerle çocuğun yaşantısını bebeğe göre ayarlamak kıskançlığı tırmandıracaktır.

    Aşırı kaygı içeren tavırlarla çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak, yapılabilecek en büyük hatalardan biri olacaktır.

    Kıskanmasın diye çocuğa aşırı hoşgörü göstermek durumu kötüleştirecektir. Örneğin, önceden yalnız yatan çocuğun anne babasıyla yatmasına izin verilmemelidir. Çocuğa kıskanmasın diye gösterilen aşırı ilgi, bu sefer de kardeşinin onu kıskanmasına neden olabilir.

    Bebeğe zarar vermesine izin verilmeyeceği kesin bir dille anlatılmalıdır

    Çocuk kardeşinin canını yaktıysa, görünüşte çok kötü olan bu davranışın gerçekte bebeğe zarar vermek için değil, bir parça düşmanlık içeren bir incelemeden başka bir şey olmadığını bilin. Burada önemli olan aşırı tepki göstermemek, kibarca reaksiyon gösterip sinirlenmeden (yoksa sizi sinirlendirmek için bu davranışı tekrarlayabilir) uyarıda bulunmaktır. Çocuk mesajı alsa da almasa da iki kardeşi yalnız bırakmamak doğru olacaktır. (Beş yaşına gelene kadar çocuklar zarar verip vermediklerini kavrayamazlar.)

    Kardeşe yönelik olumsuz duyguları reddedip, önemsememek yerine, onları kabul edip, tanımaya çalışın; “Anne, hep bebekle ilgileniyorsun.” diyen çocuğa “Hiç de değil, daha biraz önce sana kitap okumadım mı?” demek yerine, “Bebeğe bu kadar zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor.” diyerek “Hayır, hiç hoşuma gitmiyor.” demesini ve duygularını ifade etmesini sağlayabilirsiniz.

    Kardeşler arasındaki karşılaştırmalardan kaçının. Ancak çocuğun da bir zamanlar küçük bir bebek olduğu, aynı bakım ve özenin kendisine de gösterildiği çocuğa anlatılabilir. Çocuğun küçülmüş giysileri, bebeklik fotoğrafları gösterilerek, o bebekken yaşanan anılardan ve onun sevimli hallerinden bahsedilerek kendini daha iyi hissetmesi sağlanabilir.

    Kardeşiyle ilgili karışık duyguları olan çocukların konu edildiği öyküler anlatmak, anne ya da babanın kendi kardeşiyle ilgili ilk hislerini paylaşması, çocuğun duygularını anlaması ve ifade etmesinde fayda sağlayabilir.

    Kardeşini sevmek zorunda olduğu söylenmemeli, “Sen artık ablasın” diyerek, yaşının üzerinde olgunluk bekleyip onun da hala çocuk olduğu unutulmamalıdır.

    Sevginizin eşit olduğunu göstermeye çalışmak yerine; her çocuğa, birbirinden ayrı olarak, sadece kendisine özel bir sevgi duyulduğunu göstermek daha doğru olacaktır.

    Eşit zaman ayırmaya çalışmak yerine, her çocuğa kendi gereksinimine göre zaman ayırmak gerekir. Bebeğin henüz kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar küçük olduğunu dolayısıyla daha çok ilgiye ihtiyacı olduğunu belirtilmelidir.

    Her şeyin eşit olmasına değil, adil olmasına çalışılmalıdır. 

    Kardeşinin giyebileceği, ona küçük gelen giysileri ve oynayabileceği oyuncakları beraber ayırmak işe yarayabilir, fakat vermek istemediği şeyler konusunda onu zorlanmamalıdır. Kendine ait sevdiği bir şeyin kardeşine verilmesi çocuğu üzebilir ve kıskançlığını arttırabilir.

    Ailenin bütün olduğu duygusu herkes tarafından hissedilmelidir. Bunun için bütün ailenin birlikte yapabileceği, gezinti, piknik, alışveriş, film izleme gibi etkinliklere yer verilmelidir.

    Anne-baba çocukla mümkün olduğu her fırsatta birebir iletişime geçerse, birlikte ortak faaliyetlerde bulunurlarsa, çocuğa kardeşiyle ilgili ve evle ilgili küçük sorumluluklar verilirse çocuk kendini hala güvende ve hala sevilen, önem verilen bir kişi olarak hissedecektir.

    Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın.

    Çocukların kavgalarında hakem rolünü almayın. Ana babalar çocukların tartışmalarına katıldıkları zaman çocukların her biri ana babasının diğerinin tarafını tuttuğunu düşünür. Bu da rekabetin yoğunlaşmasına yol açar. Büyük kardeş ana babanın koruyucu desteğini sağlayabilen küçük kardeşten nefret eder. Ana baba ne kadar yansız olmaya çalışsa da işe yaramaz bu nedenle kardeşler anlaşmazlıklarını kendileri çözmelidir. Fiziksel şiddetin olmadığı durumlarda ana babanın araya girmemesi sorunun çözümünü kolaylaştırır.

    Kim başlattı sorusunu sormaktan kaçınılmalıdır. Çünkü olayı kimin başlattığını öğrenmeye çalışmak çocukların birbirini suçlamasına neden olur. Her bir çocuğun kavganın çıkmasında aynı derecede suçlu olmasından yola çıkarak sonuçlarına eşit şekilde katlanmaları sağlanmalıdır.

    Kardeş kavgasına neden olan zaman ve ilgi konusu ortadan kaldırılamayacağına göre çocuklara kavga etmeyin demek çok etkili değildir. Bunun yerine çocuklar iyi geçinme konusunda yüreklendirilmelidir. Ne kadar iyi anlaşıyorsunuz gibi cümleler çocuğu yüreklendirir ve sizin övgünüzün hakkını vermeye yönlendirir. Ayrıca çocuğun daha çok küçükken paylaşmayı öğrenmeye başlaması kardeşi olduğunda çok fazla bocalamasını engelleyecek, paylaşamamaktan doğan çatışmaları azaltacaktır.

    Kardeşler arasındaki kıskançlık ve geçimsizlik ne kadar yoğun olursa olsun birbirlerinden ayrı kaldıklarında çok özlerler. Bu durum, ilişkilerinin bazen çok bozuk olduğunu düşünseniz de aslında birbirlerini çok sevdiklerini açıklar.

     

    Bütün bunlarla beraber bazı ipuçlarını hatırlamanızda fayda var:

    Öncelikle hamilelik döneminizde ve sonrasında büyük çocuğunuza ilgili davranmayı ve dokunmayı, konuşarak, paylaşarak, bolca zaman ayırarak sevgi gösterilerinde bulunmayı ihmal etmeyin. Bu hediye almak, para harcamak demek değildir.

    Büyük çocuğunuza, kardeşini çok seveceği şeklinde duygusal yönlendirmelerdeki mesajlar vermekten kaçınmalısınız. Çocuğunuz zaman geçtikçe, kardeşiyle vakit geçirdikçe sevgisi de gelişecektir.

    Kardeşinin bakımı konusunda, ona ninni söylemek, biberonunu tutmak, bezini getirmek, banyosunda su dökmek gibi faaliyetlerde mutlaka çocuğunuza da görev verin.

    Bebeğin doğumu ve hamilelik süreci zaten son derece kafa karıştırıcı bir düzen değişikliğidir. Dolayısıyla başka bir değişikliğe gidilmemeli.

    Bebekle ve kendisiyle ilgili fiziksel karşılaştırmaları asla yapmayın: “Bak kardeşin ne kadar çirkin, onu geri verelim mi? Onu başkaları alsın mı?” gibi cümleler kurmayın.

    Alınacak malzemeleri ve bebeğin ismini birlikte konuşmanız, onun da fikrini almanız ve hatta mümkünse alışverişe birlikte çıkmanız çok önemlidir.

    Çocuğunuzla konuşarak duygularını anlamaya çalışmanız gerekir. Ancak bu şekilde kardeşi hakkındaki düşüncelerini anlayabilir ve önceden bazı tedbirler alabilirsiniz.

    Çocuğunuzun anlattığı hiçbir duygu ya da düşünceyi kınamadan, eleştirmeden ve kızmadan onu anlamaya çalışmanız en sağlıklı tutum olacaktır.

    Sonuç olarak kardeşler arasında oluşacak sevginin ve yardımlaşmanın temeli sağlıklı aile tutumlarıyla inşa edilebilir. İlk aylarda bazı sorunların olması normaldir, ancak sevgi ve ilgi dolu bir aile ortamıyla aşılamayacak sorun yoktur.

  • Raynoud ile ilgili güncel bilgiler

    Raynoud bulgusu ellerde özellikle de soğuğun tetiklediği sararma, morarma ve takiben kızarıklık fazının olduğu bir tablodur. Toplumda oldukça sık olarak gözükmektedir. Özellikle gençlik çağındaki kadınlarda daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Her sene kış aylarında birçok kişi ellerindeki ve ayaklarında bu yakınmaları ile başvurmaktadır. Ancak bu kişilerin oldukça az bir kısmında altta başka bir hastalık bulunmaktadır. Bizim için önemli olanda başka bir hastalığın eşlik ettiği raynoud bulgusudur.

    Altta başka bir hastalığın olmadığı raynoud bulgusu çoğunlukla soğuk ve stress ile gelişir. Havalar ısındığı zaman sıklıkla ortadan kaybolur. Eklem cilt gibi diğer organlara ait herhangi bir yakınması bulunmaz. Bu kişiler genel olarak 20 li yaşlardadır.

    Altta bir hastalık bulunan raynoud bulgusu ise daha çok 30 yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. Sadece soğuk mevsimlerde değil de aynı zamanda sıcak havalarda, oda sıcaklığında da olabilmektedir. Beraberinde eşlik ettiği hastalık neyse onun bulgularıda bulunmaktadır. Örneğin eklemde şişlik, ciltte kalınlaşma veya döküntüler gibi bulgular bulunabilir. Bu hastaların hemen tamamında kan tetkiklerinde bir anormallik bulunabilmektedir.

    Bu hastaları değerlendirirken altta yatan hastalık var mı yok mu temel prensibine göre davranmaktayız. Muayene, kan tetkikleri genel olarak bize yardımcı olmaktadır.

    Eğer altta bir hastalık olmayan bir raynoud bulgusu söz konusu ise, soğuktan korunma, sigara içmeme, stres şartlarından uzak durmayı çok şiddetli vakalarda kan dolaşımını arttırıcı ilaçlar önerebilmekteyiz. Eğer bir hastalığa eşlik eden raynoud bulgusu varsa o zaman alttaki hastalığın tedavisini esas almaktayız.

  • Evlilikte Karşılaşılan Sorunlar

    Evlilikte Karşılaşılan Sorunlar

    İnsanlar duygularıyla ne kadar temas halindeyse, başkalarını anlama ve onlarla daha iyi geçinme yeteneği de o denli artar ve akademik zekası ne olursa olsun, duygusal zekası yüksek ise geleceği parlak olur. Aynı şey,eşler arasındaki ilişkiler için de geçerlidir.

    Boşanmaların yarısı ilk 7 yıl içinde oluyor,ikinci evliliklerde oran %10 daha yüksek.

    Uzun süreli ilişkiler cesaret, kararlılık ve sabırgerektiriyor, kadınlar marstan erkekler venüsten deseler de yapılan araştırmalar her iki cinsiyetin de evliliklerinde tatmin olmalarını belirleyen şeyin karı-koca arasındaki dostluğun niteliği olduğunu göstermektedir.

    Bu çiftler, genelde birbirlerini yakından tanır, birbirlerinin hoşlanıp hoşlanmadığı şeylere, kişilik kusurlarına, umutlarına ve hayallerine aşinadırlar. Birbirlerini her zaman düşünür ve bunu her fırsatta dile getirirler.

    Birbirinizin tuhaf yanlarına uyum sağlayıp; ilgi, sevgi ve saygıyla evliliğiniz çok iyi gidebilir.

    Çözüm, aranızdaki farklılığı anlamanız ve birbirinize değer verip saygı göstererek o farklılıkla birlikte yaşamayı öğrenmenizdir.

    EVLİLİKTE KARŞILAŞILAN TEMEL SORUNLAR

    SERT BAŞLANGIÇ

    Eğer tartışmanın ilk 3 dakikasına sert başlamışsanız, başarısızlık ihtimali yüksek.

        Eğer tartışmaya sert başladığınızı fark ettiyseniz fişi çekip bir ara verdikten sonra yeniden deneyebilirsiniz.

    DÖRT ATLI

    Eleştiri

    Hor görme

    Kendini savunma

    Araya duvar örme

    ELEŞTİRİ

    Karşıdakine,onunla ilgili olumsuz özellikler dile getirmek, söylenilen özellikler eş de olabilir veya eşi öyle algılıyor olabilir.

    HOR GÖRME

      İğneleme ve kuşkuculuk, hor görme biçimleridir. Sıfat takma, göz devirme, küçümseme, alay etme ya da kara mizah da  hor görme biçimleridir. Hor görme tiksinmeyi ima ettiği için ilişkiyi zehirler.

        KENDİNİ SAVUNMA

    Bir çeşit karşı tarafı suçlamadır. Söylenen asıl şey “sorun bende değil, sende”dir.

    ARAYA DUVAR ÖRME

        Erkekler arasında daha yaygındır. Hiç sesini çıkarmadan başka yöne ya da aşağı bakar, söylediklerinizi duysa bile umursamıyormuş gibi davranır. Diğer üç atlıya göre daha sonraki aşamalarda ortaya çıkar

    Teknoloji çağındayız ama bedenimiz ilkel korku tepkilerini koruyor. Evrim için yeterince süre geçmedi, ilkel toplumda erkek avcı kadın toplayıcı. Erkek ava gittiğinde diğer tüm uyaranlara kendini kapatıp, ava odaklanırken , arkadan gelecek saldırgan bir hayvan için tetiktedir. Bu tehlikeyi da yüksek sesle algılar, yani ister kaplan olsun ister klozet kapağını neden kaldırmadın diye soran küçümser tavırlı bir eşle yüz yüze olun, bedeni aynı tepkiyi verir. Yani genlerde erkek de yüksek ses hayati tehlike algısı oluşturduğundan, nabzı kısa sürede çok yükselir. Bu da onun ormandaki vahşi hayvandan daha hızlı kaçabilmesini sağlar. Dolayısıyla yüksek sesle başlayan bir tartışmadan erkeğin kaçması ihtimali yüksektir.

    Evlilikteki çatışmalar, erkekleri kadınlardan daha çok bunaltır. Tartışmalardan sonra, erkekler gerginliği sürdüren olumsuz düşünceler beslemeye devam ederken, kadınlar sakinleşme ve uzlaşmaya yöneliktirler. Kadın yapısal olarak stresle daha iyi baş edebilir iken, erkek savunma ve duvar örmeyi tercih eder. Hatta karısını susturma çabası içinde kavgacı ya da aşağılayıcı bir tavra bürünebilir.

    Dört atlı kalıcı olduğunda ve iki eş de dolup taştığını hissettiğinde ciddi sorun var demektir. Sık tartışma, uzaklaşma ve yalnızlık arka arkaya gelir. Ya da aynı evde paralel yaşamlar sürdürürler.

    Onarma girişimleri, duygusal gerilimi azalttığı gibi, stres düzeyini düşürerek kalp atışının hızlanmasını ve taşma hissini engellediği için de evlilikleri kurtarır. Duygusal zekalı evliliklerde, çeşit çeşit başarılı onarma girişimleri vardır. Gülme, dil çıkarma,özür dileme vb. Onarma girişiminin başarısı inceliği ile değil, evliliğin durumu ile ilgilidir. 

    Sorunlu çiftlerde daha fazla onarma girişimi oluyor, başarısız oldukça daha fazla deniyorlar. Eğer karı-koca arasında dostluk varsa ve olumlu düşünceler ağır basıyorsa onarma girişimleri başarılı oluyor.

    Uyarı işaretleri ortaya çıktıktan çok sonra, çiftler yardım aramaya yönelirler.

    1-ÇİFTLERİN BİRBİRLERİNE SÖYLEDİĞİ SÖZLERDE; SERT BAŞLANGIÇ, DÖRT ATLI VE ETKİLENMEYİ KABULLENME İSTEKSİZLİĞİ

    2-ONARMA GİRİŞİMLERİNİN BAŞARISIZLIĞI

    3-FİZYOLOJİK TEPKİLER (DOLUP TAŞMA)

    4-EVLİLİĞİ İLE İLGİLİ YAYGIN OLUMSUZ DÜŞÜNCELER

        Duygusal ayrılığın ya da boşanmanın belirtisidir.

         Ancak;Her şey bitene kadar hiçbir şey bitmiş sayılmaz.