Yazar: C8H

  • Romatoid artrit hastasıyım nasıl beslenmeliyim ?

    Şüphesiz ki romatoid artrit (RA) hastalarının en çok sorduğu sorulardan birisi uymam gereken bir diyet varmı. Açıkcası bu konuda elimizde mucizevi bir diyet önerisi bulunmamaktadır. Ancak vücuttaki iltihab ile mücadele eden dolayısıyla roamtoid artrit için faydalı olabilecek diyet yada vitamin önerileri bulunmaktadır.

    RA hastası için en iyi diyet önerisi öncelikle dengeli beslenmedir. Bunun da temelinde bitkisel gıdaları koymaktadır. Öyleki RA hastasının aldığı gıdaların 2/3 kadarını taze meyve, sebze ve tahıllar oluşturmalıdır. Bu noktadan sonra genel olarak RA hastalarının diyetlerinde neler olmalı neler olmamalı özetleyelim.

    Tüketilmesi Önerilenler

    1. Kesinlikle omega 3 iltihabı düşürücü bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden RA hastalarının diyetinde omega 3 içeren balık yer bulmalıdır. Uskumru, alabalık, somon ve tuna gibi soğuk su balıkları omega 3 açısından zengindir. Aynı zamanda omega 3 içeren vitaminler doktor tavsiyesine göre alınabilir. Ancak unutulmamalıdır ki ilaçlarla etkileşim yada kan basıncını yükseltebilmesi akılda tutulmalıdır.

    2. Sebze, meyve ve tahıllar içerdikleri lif nedeniyle iltihabın azalamsına ayrıca yardımcıdır.

    3. Akdeniz mutfağının en önemli ayrıntısı zeytinyağı iltihabı azaltma da ayrıca yardımcıdır. Bu yüzden mutlak surette zeytinyağı kullanmalıdır.

    4. RA hastalarında yapılan çalışmalar selenyum seviyelerinin düşük olduğunu göstermiştir. Selenyum tahıllı gıdalar ve istiridye, yengeç gibi kabuklu deniz hayvanlarında bol bulunan bir mineraldir. Selenyum ati-oksidan özelliğinden dolayı iltihabın kontrolünde önem taşıyabilir.

    5. D vitamini kalsiyum ile birlikte osteoporoz gelişiminde yada riskinde büyük önem taşımaktadır. Ancak D vitamini ayrıca immun sistem üzerine düzenleyici etkileri ile RA gelişim riskini azaltmaktadır.

    Tüketilmesi Önerilmeyenler

    1. Bazı gıdalar yada pişirme şekli iltihabın oluşmasını kolaylaştırmaktadır. hamburger, tavuk ve et gibi ızgara yada yüksek ısıda pişirilen gıdalar buna başlıca örnektir.

    2. Mısır, ayçiçeği, soya yağı kızartılmış ürünlerde bulunan Omega-6 yağ asidi içeren gıdalar iltihabın oluşmasını kolaylaştırmaktadır. Omega-6 içeren gıdaların omega-3 içeren gıdalardan fazla tüketilmesi hem iltihabın artmasına hem de obeziteye neden olabilmektedir.

    Sonuç olarak romatoid artrit hastaları için en iyi diyet önerisi sağlıklı ve dengeli beslenme olmalıdır. Akdeniz mutfağı temelinde sebze, zeytinyağı, taze meyva ile soframızı kurmamız en faydalı olanı gibi durmaktadır.

  • Bir Gözlerine Baksan

    Bir Gözlerine Baksan

    Metroda çocuğuyla yolculuk etmek durumunda kalan annelere denk gelirim sıklıkla. Kiminin keyifli, kiminin de işkenceli geçen yolculukları çok gözlenebilir oluyor. Bunu gözlemlemek için yapmıyorum. Çok insani bir durum bu.

    Uzun bir yolculuk olacaksa çocuğunun oyalanabilmesi için değişik olanaklar sunanlar oluyor. Kimi tablet ve telefonu kullanıyor, kimi muhabbet ediyor kimi de tartışıyor, gözleriyle ve ağızlarıyla dövüyor. Her ebeveynin farklı bir yöntemi olmasını saygıyla karşılıyorum. Sonuçta her çocuğun mizacı aynı özellikte olmuyor. Kimi ile yolculuk yapmak daha kolay kimi ile daha zor.

    Benim anlamadığım nokta çocukları ile metroya binmeyi göze alan ebeveynin çocuğunun durumunu anlayamıyor olması. İnanılmaz kalabalık ve sıcak bir ortam ama çocuk hırkasıyla oturuyor ve bir süre sonra bunalmaya başlıyor. Gidip o hırkayı çıkarasım geliyor yazık değil mi bu çocuğa diye. Çocuğun uyku sersemliği gelmiş anne onu bir nebze sakinleştirmek yerine uyumadığı için kızıyor, o kızdıkça çocuk daha fazla ağlıyor. Çocuğa bir iki parmak oyunu yaptığımda dikkatini dağıttığımda biraz daha oyalanabiliyor. Yani bir şarkı mırıldanmak, bir el oyunu oynatmak, bir oyuncakla ya da yiyecekle meşgul etmek bu kadar zor olmamalı diye düşünüyorum.

    Bazı ebeveynler görüyorum bebek arabaları ya da sırt çantaları acil durumda alınacaklar çantası gibi hazırlanmış oluyor. Olası her türlü ihtiyacını barındırıyor. Oyuncağı, yiyeceği, suyu, yaş grubuna göre kalemi, kitabı… Çocuğunuz varsa ve cüzdan büyüklüğünde çanta kullanmayı tercih ediyorsanız bu saydıklarımın hiçbiri çok da mümkün olmuyor tabi.

    Az önce metro da iki yaşlarında uyku sersemliği gelmiş bir bebeği gözleriyle, mimikleriyle ve ağzıyla döven bir anneden sonra hissettiklerimi aktarmak istedim sadece. Keşke o ufacık çantanda çocuğunun oyalanabileceği birşey olsaydı. Yok muydu? En azından bir gözlerine baksaydın da çocuğunun gözlerindeki sıkıntıyı görseydin. Çünkü ben bir yabancıydım ama iliklerime kadar hissedebilmiştim.

  • Erişkinde çölyak hastalığı

    Çölyak hastalığı, buğdaygillerdeki Gliadin ve benzeri proteinlere karşı gelişen iltihap yanıtı sonucu ortaya çıkan bir barsak rahatsızlığıdır. Buğdaygillerin diyet ile tüketilmesi sonucu (un ve unlu mamuller başta olmak üzere), barsakta başlayan iltihabın besinlerin emilimini engellenmesi ile sonuçlanır. Çocukluk çağında ishal, kilo kaybı ve büyüme-gelişme geriliği çok tipik bulgular iken, erişkin hayatında aniden ortaya çıkabilmektedir. Çocukluk çağındaki klasik şikayetlerin aksine erişkin hastalarda çok beklenmedik tablolar ile kendisini belli edebilir. Barsaklarda spazm (karın ağrısı ve kabızlık yapabilir), demir eksikliği anemisi (kansızlık), B12 vitamini ve folik asit eksikliği, D-vitamini eksikliği, menapoz olmadan erken yaşta kemik erimesi ve nedeni bulunamayan karaciğer enzim yüksekliği gibi değişik tablolarda gösterebilir. Bu nedenle bu tipte klinik tablosu bulunan insanlarda mutlaka Çölyak Hastalığının taraması yapılmalı ve kan testleri ile birlikte Endoskopi yapılarak oniki parmak barsağı biyopsileri alınmalıdır. Tedavisinde özel bir diyet uygulanmakta ve hastalar 6-12 ay içerisinde normale dönmektedirler. Hastanelerimizde Çölyak hastalığı ile ilgili kan testleri yapılmakta ve sedasyon ile (uyutularak) endoskopi işlemi yapılarak taramalar yapılmaktadır.

  • Bir Ergenle Yaşamak

    Bir Ergenle Yaşamak

    Ergenlik, insandaki en kötü ve en iyi dürtülerin birbiriyle savaştığı

    ve kişiyi ele geçirmeye çalıştığı dönemdir.”

    G.Stanley Hall

    Ergen, çocukluktan yetişkinliğe adım atan kişi anlamına gelir. Artık kendi kişiliğini bulmaya çalıştığı, dünya ve var olma üzerine düşünmeye başladığı çok değerli bir süreçten bahsediyoruz. Ergenler bu süreçte 3 önemli kaynağa sahiptirler: Aile, okul ve arkadaşlar. Kimlik bulma ya da kimlik oluşturma dediğimiz bu dönemde, ergenin kimlik karmaşası yaşaması bir takım yanlış alışkanlıklara veya ruhsal sıkıntılarla karşılaşmasına neden olabilmektedir.

    Yapılan bir çalışmada görülmektedir ki, ebeveyn ile kurulan sıcak ve yakın ilişki, ergenlerde daha sonra gelişebilecek psikolojik sorunlar için koruyucu faktör görevi görmektedir.

    Bu Dönemin Dinamikleri

    Ergenlik dönemi, dinamizmi oldukça yüksek ve hızlı gelişen bir geçiş dönemidir. Ergen, yaşadığı biyolojik, psikolojik, fiziksel tüm değişimlerle baş etmesinin yanında sağlıklı kimlik gelişimini tamamlamaya çalışır. Özellikle sosyal ilişkileri de yapılanma sürecine girer.

    • Buluğ çağından önce beyinde gri cevher artmaya devam eder. Bu, ergenin akıl yürütmesini, plan yapmasını arttırır ve beyindeki bu gelişim beraberinde davranış, duygu, düşünce olgunlaşmasını geliştirir.

    • Büyüme ve üreme hormonlarının üretiminin artması ile vücutta ilk biyolojik değişimler görülür. Bu biyolojik geçişte genetik ve çevresel faktörler çok önemlidir.

    • Ergenlik dönemi, erişkinliğe taşınacak sosyal değerleri arama dönemidir. Bu dönemde özellikle toplumsal düzen ve ahlaki yargıları çok sorgularlar. Ergen, ahlaksızlığa karşı ahlaklı duruşun ne anlama geldiğini, kendi haklarına karşılık başkalarına karşı olan sorumluluklarını, bir toplumun nasıl var olduğu veya nelerin yanlış gittiği ile ilgili pek çok durum hakkında düşünce üretir.

    • En önemli özelliklerinden birisi, kendilerini dünyanın merkezinde zannetmeleridir. Hayali seyircileri vardır onların ve yaptıkları hissettikleri her şeyin izlendiğini düşünürler. Bir tek onların sorunları önemlidir. Ebeveynler bu duruma kayıtsız kalmamalı, çocuklarına kabul edildiklerini hissettirmeleri gereklidir.

    • Günümüzde, en fazla sıkıntıya sebep olan değişimlerden biri ergenin aile ile geçirdiği zaman dilimini, arkadaş çevrelerine aktarmalarıdır. Ergen, bu süreçte onu en iyi anlayacak olanın arkadaşları olacağına inanır. Benzer değişimler yaşamaları hasebiyle belirli ölçüde arkadaşlarına doğru bir eksen kayması normal karşılanması gerekir. Ancak burada ebeveyn- ergen ilişkisi ve iletişimi, ergenin sağlıklı bir denge kurmasını belirleyecek ölçüttür. Ergen bu dengeyi sağlayamadığı takdirde, ebeveyni çocuğa ulaşamamaya başlamakla birlikte sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.

    “Biz hiç ergen olmadık tabi…” “ Ergenlik diye bir şey çıkarmışlar…” “ Biz annemize- babamıza böyle davransaydık…”gibi fazlasıyla ifadelerle karşılaşabiliyoruz. Bu ifadeleri kullanan değerli ebeveynler, siz kendinizin küçüklüğü ile çocuğunuzu karşılaştırıyorsunuz ama sizce sizin ebeveyn tutumunuz ile ailenizinkini de karşılaştırmanız gerekmez mi? Yüksek ihtimalle aynı davranış tutumları olmadığından, iki dönem çocuklarının davranış şekilleri de farklılık gösterecektir.

    Kısaca şuna dikkat çekmek isterim: Her dönemi kendi imkânları ve şartları içinde dikkate alalım lütfen!

  • Ercep nedir, kimlere uygulanır ?

    ERCP (Endoskopik Retrograd kolanjiopankreatografi) yöntemi safra kesesinden safra yollarına düşen taşların çıkarılması, safra yollarındaki tümörlerin tanısı ve tıkanmaya bağlı gelişen sarılıkların tedavisi için safra yollarına stent takılması gibi işlemlerin yapılmasıdır. ERCP ileri tecrübe isteyen bir işlemdir. Endoskopik işlemler arasında komplikasyon riski en yüksek olanlarından bir tanesidir. Bu nedenle mutlaka tecrübeli gastroenterologlar tarafından yapılması gereken bir işlemdir.

    Safra kesesindeki taşlar toplumda sık görülür. Ancak her taş hastalığa neden olmaz. Birçoğunu kendi haline bırakmak, ameliyat olmaktan daha iyidir. Ancak bu taşlar iltihap yapar veya kanalı tıkarsa, safra kesesinin alınması gerekir. Bu işlem günümüzde genellikle laparoskopik (kapalı) ameliyat ile yapılır. Laparoskopik ameliyattan önce, eğer hastanın safra yollarına düşmüş bir taş versa veya bundan şüphe edilirse (ki genellikle MRCP denilen film ile bu anlaşılır), o zaman ERCP yapmak gerekir. ERCP bazen hastada sarılık, ateş oluştuğu zaman acil şartlarda yapılabilir.

    ERCP işlemi endoskopiye benzer bir aletle ağızdan girilerek oniki parmak barsağının ikinci kısmındaki safra yolunun açıldığı ağız şeklindeki bölgeye ulaşılarak yapılır. Buraya ulaşıldıktan sonra ters yolla (yani safra barsağa doğru aktığı düşünülürse, barsaktan safra yoluna doğru ilerleyerek) safra yollarının içine girilir ve buraya boyalı madde verilir. Bu sırada film çekilerek, safra yolunun içinde taş veya kitle varlığı tespit edilir. Bu aşamadan sonra, kanalın ağzı birkaç milimetre kesilerek genişletilir. Daha sonra bir balon veya basket dediğimiz aletlerin yardımıyla taş(lar) çıkarılır. İşlem doğru hastaya ve doğru nedenle yapıldığı zaman oldukça çabuk sonuç alınan, başarılı bir yöntemdir.

    ERCP’nin en önemli komplikasyonu bu işlemden sonra %2-5 sıklıkta görülen pankreas bezi iltihaplanmasıdır. Genellikle genç ve bayanlarda daha sık görülür. Çoğu hastada hafif geçer ama nadiren ağır seyredebilir. Bu durumu önlemek için çeşitli ilaçlar veya stent gibi yöntemler vardır. Uygulayıcı doktor bunlardan birini tercih edebilir. Bunların dışında kanama ve bir de kesi yaparken barsak delinmesi görülebilir. Bu durumlarda hastanın acil ameliyata alınması gereklidir. Ama bu komplikasyonlar 1000 hastada bir görülür. ERCP işlemi radyasyonla yapılan bir işlem olduğundan gebelerde uygulanması biraz farklılık gösterir. Gebelikte ERCP film çekmeden sadece kesi yapılarak, ve balonla taşların çıkarılması şeklinde veya safra yollarına geçici stent koyarak yapılabilir. Gebelik sonlanınca kalıcı tedavisi yapılır.

    ERCP ile safra yollarındaki taş çıkarılınca, hastanın kalıcı tedavisi için safra kesesi ameliyatı olması şarttır.

  • 5 Sevgi Dili

    5 Sevgi Dili

    5 sevgi dili vardır bir sınıflandırmaya göre. Onay sözleri, nitelikli beraberlik, hizmet davranışları, armağan alma, fiziksel temas. Bu sınıflandırma içinde kişi kendisinin hangi alanda davranıldığında daha mutlu olduğunu keşfedebilir.

    Üzerinde durmak istediğim dil, fiziksel temastır. Özellikle zaman zaman karşıma çıkan ebeveynlerdeki dokunma konusundaki ifadeleri. Nadiren de olsa çocuğuna dokunmayı sevmeyen anneler olduğunu görüyorum. Sadece çocuğuna değil genel anlamada dokunsallığı sevmiyorlar. O kişi bir şekilde kendi yetiştiriliş şekline bağlı olarak insanlarla çok yakın ilişki kurmayı sevmiyor. Genel de biraz sert mizaçlı ve mesafeli insanlar olabilmektedirler. Ama en takdir ettiğim yönleri bu durumu çok net ve dürüstçe ifade edebilmeleridir. Çünkü çok kolay değildir çocuğuma dokunmaktan pek hoşlanmıyorum demek. Hiç bir şekilde art niyetli bir davranış olmadığını biliyorum. Ancak güvenli bağlanmanın temel yapı taşı olan bu temasın olmamasının ileriye dönük olarak ilişki de zayıflık oluşturmasından da korkuyorum.

    Güvenli bağlanma göz, ses ve ten ile desteklenir. Bir bebeğin ihtiyacı olan sistem tam da bunlardan oluşur. Ve ne kadar dengeli olursa o kadar da güzel olur. Sarılamayan, bakamayan, konuşamayan bir neslin yetiştirdiği çocuklar az değil. Ve çocuklar yaşadıkları duygusal doyumun eksikliğini, arkadaşlarının aileleri ile olan yakın ilişkilerini gördüklerinde daha çok hissederler.

    Bir sahne gözümün önünden hiç gitmez. Annesi ile okulun kapısına gelen çocuk alelacele bırakılır ve hoşçakal ifadesi ile annesi ayrılır. Ardından sınıf arkadaşı annesi ile birlikte gelir ve annesini öperek, sarılarak vedalaşırlar. Bu duruma seyirci olan diğer çocuk ise bir anda arkadaşının annesine doğru yönelerek bana da sarılır mısın der?

    Bazı şeylerin üzerine gitmek gerekir. Ebeveyni kendisine hiç sarılmamış olabilir ya da hiç sevgisini ifade etmemiş olabilir. Sonuçta her ebeveyn kendi bildiğini ve gördüğünü uygular. Bir yanımız onları da anlayışlı karşılayabiliyor. Ama bu anlayış kendi davranışlarımız için bir bahane olamaz. Benim annemde babamda böyleydi ne yapayım, yapamıyorum denildiği anda o ebeveynlerden daha zor duruma düşüyoruz. Çünkü bu kadar imkanın ve kaynağın olduğu bir zamanda bunu söylemek büyük bir haksızlık olur.

    Her zamanki gibi yolumuz yine farkındalığa çıkıyor. Tüm bu süreçten önce bilişsel süreçlerimiz sağlıklı olacak ki bir şeylerin farklı olması ya da değişmesi konusunda bir farkındalığımız oluşabilsin.

  • Kolonoskopi ve tedavisi hakkında

    Kolonoskopi birçok hastanın korkulu rüyasıdır. Bunun nedeni yetersiz bilgilendirmedir. Kolonoskopi tıpkı endoskopi gibi bir aletle, kalın barsakların tamamı ve ince barsakların sonuna kadar yapılan bir incelemedir. Kolonoskopi ağrılı bir işlemdir. Bu ağrının nedeni, işlem sırasında barsağın daha iyi görülebilmesi için verilen hava ve aletin bazı barsak noktalarına baskı uygulamasıdır. İlginç olarak, mide ve barsaklarımız kesme, dokunma, yırtılma gibi şeyleri hissetmez. Bu nedenle mideden veya barsaktan biyopsi alındığında, hasta bunu hissetmez. Ancak bu organlar gerilme ve şişme gibi hareketlere çok duyarlıdır. Hava ile şişirmek şiddetli ağrı yapar.

    Kolonoskopi işlemi günümüzde mutlaka propofol ile yapılmalıdır. Sedasyon dediğimiz uyku ilacı ile kolonoskopi yapılabilir ama bunun için hastanın uyumlu olması ve ilacın yeterince etki etmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki, uyku ilacı tam bilinç kaybı yapmaz ve ağrı kesici özelliği yoktur. Bu nedenle bazı hastalarda iyi sonuç verirken, bazı hastalarda yeterince etkili olmaz ve ağrı hissetmelerine neden olur. Bu nedenle en iyi sonucu almak için benim tercihim “propofol” anestezisidir. Bu anestezi ile hasta işlemi tamamen duymamaktadır.
    Kolonoskopi özellikle erken kolon kanseri tanısında kanıtlanmış ve tıp kılavuzlarında önerilen bir yöntemdir. Her insanın 45-50 yaşından sonra en az bir kez kolonoskopi yaptırması gerekir. Kolonoskopi sırasında yakalanan polip dediğimiz oluşumlar, nadiren kansere dönüşebilir. Kolonoskopi esnasında bu polipler çıkarılarak, kanserden tamamıyla korunmak mümkündür. Yine burada dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:

    1. Kolonoskopi yapan doktorun tecrübesi: Yapılan çalışmalarda polip saptama oranı tecrübeli doktorlarda daha yüksektir, ayrıca kolonoskopi sırasında çıkarken en az 7 dakika süreyle tüm kolon dikkatle incelenmelidir. Eğer doktorunuz bu konuya yeterince dikkat etmezse, polipleri gözden kaçırabilir.

    2. Kolonoskopi öncesi barsak temizliği: Kolonokopi öncesinde birkaç gün posasız diyet yapılmalı ve bir gece önce etkili bir barsak temizliği protokolü uygulanmalıdır. Yeterince temiz olmayan bir barsakta yapılan kolonoskopi mükemmel olamaz. Bu nedenle size yeterince zaman ayırarak bu konuyu anlatan bir doktor, hemşire veya görevli olmalıdır. Temizlik kolonoskopi başarısının ilk şartlarından biridir.

    3. Kolonoskopi cihazı: Yukarıda endoskopi cihazları için anlattığımız herşey, kolonoskopi cihazları için de geçerlidir. Bu cihazlar konusunda Dünyada önemli gelişmeler oldu. İleri teknoloji cihazlarda; HD monitör, FICE, NBI denilen ışık dalga boyunu değiştiren yöntemler, boyama yöntemleri ve büyütme gibi fonksiyonlar eklenmiştir.

  • Akranım Zorba Mı?

    Akranım Zorba Mı?

    Zorbalık ne demek? Bir çocuğun veya gencin aynı grubunda bulunan ya da yaşıtı diyebileceğimiz kişi, kişilerden fiziksel, sözel, davranışsal olarak zarar verici davranışlara maruz kalmasıdır. Yahut, kişinin bu şekilde maruz bırakmasıdır.

    Hem yaşayan hem de yaşatan açısından üzücü bir davranıştır. Zaman zaman acaba maruz kalmamış olan kişi var mıdır diye düşünüyorum? Damdan düşen Nasreddin Hoca: “Beni ancak damdan düşen anlar” demesi gibi bu zorbalığı yaşamış kişiler daha kolay empati kurabilirler. Özellikle okul sıralarında fazlasıyla karşılaştığımız bu görüntünün daha etkili ve derinden çözümlere ihtiyacı vardır.

    Nezih duruşumuzu kaybediyoruz. Karşımızdaki insanın da bir insan canlısı olduğunu hesaba katmayı es geçiyoruz Her şeyin tehdit, aşağılama ve kaba kuvvetle aşılabileceğini düşünen çocuklar yetiştiriyoruz.

    Bir danışanım bir gün kızının yabancılara karşı sokakta çok çirkin davranışlar sergilediğini, onlara hakaret ettiğini ve bu ırksal davranıştan ne kadar hoşlanmadığını ifade etmişti. O yaşta bir çocuğun bu algıyı nasıl oluşturduğunu merak ettiğimde, görüşmenin ilerleyen safhalarında asıl bu söylemleri haberleri izlerken ebeveynlerin kendilerinin kullanmış olduklarını anladım.

    Diğer bir örnekte, beşinci sınıf öğrencisinin resmen zorbalıkları ile sınıf arkadaşlarını sindirmiş olduğunu ve artık bu çocukların öğretmenlerine söyleme gereği bile duymadıklarını gördüm. Zorbalık yapan öğrencinin annesi ile görüştüğümde külhanbey duruşları olan abilerinin olduğunu ve onlara ne kadar saygılı davrandığını söylemesi üzerine çok da şaşılası bir durum olmadığını anladım.

    Sebepler ortada, sonuçlar ortada. Yapan maruz bırakıyor, yapılan maruz kalıyor. Burada maruz bırakan kişileri; bu davranışları ile hangi amacı güttüklerini, nasıl bir eksikliği ya da fazlalığı barındırıyor olabileceklerini derinlemesine çalışmalı ve aile dinamiklerini de sürece katmalıyız. Peki, maruz bırakılan kişi? Hayat boyu bu izleri taşıyabilecek kişiler?

  • Romatizmal hastalıklar göz yakınmalarına yol açabilir mi ?

    Romatizmal hastalıklar eklemleri sıklıkla etkiliyor olsa da göz, kalp, böbrek, akciğer ve karaciğer gibi hayati öneme haiz organları etkileyebilir. Bir çok romatizmal hastalığın ya başlangıcında yada ilerleyen döneminde göz yakınmaları karşımıza çıkabilir.

    Göz yakınmaları içerisinde en sık karşımıza çıkan bulgualr ise göz kuruluğu ve üveit olarak adlandırdığımız gözün iltihabi durumudur. Göz kuruluğu genellikle gözde yabancı cisim hissi, kum kaçmış hissi ve yanma batma ile kendini gösterir. Üveit ise biraz daha şiddetli bir durumdur. Gözde ağrı, bulanık görme, görme kaybı gibi ciddi durumlarla kendini gösterebilir.

    Göz kuruluğu ve üveit dışında gözü etkileyen daha nadir durumlar da mevcuttur. Ani görme kaybı, göz kapağında düşüklük yada şiddetli gözde ağrı ve kısmi görme kayıplarıda diğer bulgular içinde sayılabilir.

    Özellikle romatizmal hastalığı bilinen hastalarımızın göz yakınmaları durumunda doktorlarını bilgilendirmeleri hastalığın erken tanı ve tedavisi açısından büyük önem taşımaktadır.

  • 1.Sınıfa Başlamadan Dikkat!

    1.Sınıfa Başlamadan Dikkat!

    Her ebeveyn çocuğu için en iyi öğretmenleri, okulları, kaynakları araştırmaktan kendini alamaz. Çünkü çocuğu için en iyi olanı ister. Ancak bunların önüne geçen çok önemli bir eşik vardır. O da OKUL OLGUNLUĞUDUR. Yeterince olgunlaşamadan okula başlayan çocukların ilerleyen yıllarda nasıl zorluklar yaşadığı aşikardır. Mesleki olarak yoğunlukla mücadele ettiğim bir konudur bu. Sizden ricam önce kendi çocuğunuz için sonra çevrenizdeki kişiler için mihmandar olun! Yeterince olgun olma düzeyi ile ilgili bilgi edinilmeli ve gerekirse destek alınmalıdır.

    2012-2013 Eğitim-Öğretim yılında 66 aylık çocukların 1.sınıfa başlamasıyla yaşanan problemler bugün bu konu üzerinde ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatır. Kişisel olarak çocukların 72 aylarını doldurmasını önermekteyim hatta 75-80 ay dolaylarında bulunmalarının da çok olumlu katkılar sağladığını görmekteyim. Bir sınıfta 67 aylık bir çocukla 82 aylık çocuğun aynı anda bulunma ihtimalleri bulunmaktadır. Her çocuk için tek doğrunun olmaması ile birlikte her biri kendi gelişim süreçleri içerisinde değerlendirilir.

    Yeterli zihinsel olgunluğa erişmemiş, esnekliği zayıf olan çocuklar için “1.sınıf basit zaten halleder” bakış açısı yanıltıcıdır. Her ne kadar basit olarak atfedilse de 3. ve 4. Sınıfa gelen çocuklar da tıkanmalar ve özel ders alma ihtiyacının ortaya çıktığı görülmektedir.

    Kuran eğitimi alan okullarda çocukların ezberleme becerisinin olması da yanıltıcı olan faktörler arasında olabilmektedir. Tabi ki işitsel olarak ezberleyebilmesi çok önemlidir ama birkaç sene kuran eğitimi almasına rağmen kuran harflerini öğrenemiyor olmak ya da birleştirme işlemini yapamıyor olmak dikkate alınması gereken bir nokta olmaktadır. Bilimsel bir veriye dayanarak söyleyemiyorum ama okulöncesi eğitiminde bunu yapmakta zorlanan çocukların latin harflerini de öğrenmekte zorlandığını görebilmekteyim. Öğrenme mekanizmaları farklı olabiliyor çocukların, önemli olan bu durumun farkında olmak ve acele etmeden çocuğa uygun eğitim- öğretim tekniklerinin kullanılması olacaktır.

    Çocuğunuzun yeterli olgunluğa erişip erişmediğinden emin olduktan sonra sürece şekil vermeniz çok önemlidir.