Yazar: C8H

  • Alerjik rinit

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Bu makalede alerjik rinit hakkında tüm yönleriyle bilgi verilecektir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT ( SAMAN NEZLESİ ) NEDİR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjen dediğimiz alerjiye yol açan maddelerin burun içindeki harabiyetini bağlı olarak burun akıntısı , kaşıntısı, tıkanıklık ve arka arkaya 5 den fazla hapşırma ile kendini gösteren burunun alerjik iltihabına alerjik rinit veya saman nezlesi adını veriyoruz. Alerjik rinit genelde alerjenlerin diğer organlarda yapmış olduğu harabiyetlerle birlikte Alerjik konjonktivit (göz nezlesi), Alerjik sinüzit veya astımla birliktelik gösterebilir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Sık mı Görülür ?

    Alerjik rinit alerjik hastalıklar arasında özellikle yetişkinlerde en sık görülen alerjik hastalıktır. Türkiye’de ortalama olarak % 10 ile % 20 arasında bölgesel olarak değişmekle birlikte her 5 yetişkinden birinde görülmektedir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir ?

    Alerjik rinit özellikle sabah kalktığında veya bahar mevsiminde açık alana çıktığında kendini peş peşe hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanması şeklinde göstermektedir.

    Özellikle polen alerjisi olan hastaların bahar geldiğinde hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanması şeklindeki şikayetleri her sene giderek artan bir şekilde tekrarlar.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Önemli bir hastalık mı?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit nelere yol açabilir.

    Alerjik rinit bilindiği gibi diğer organlarında etkilenmesine bağlı olarak gözlerde kaşıntı, sinüzit, burunda et ( nazal polip ) oluşumu, orta kulak iltihabı, duyma kusuru ve astım gibi başka hastalıklara yol açar. Alerjik rinit şikayetlerinin yanına zamanla diğer organlarda oluşan hasarlara bağlı şikayetler eklenir.

    Alerjik rinit sadece burunda kaşıntı tıkanıklık akıntısı ve hapşırma şikayetleri dışında uzun süre bu şikayetlerinin devam etmesine bağlı olarak kişinin iş ve okul konsantrasyonunu, uyku düzenini bozar.

    Çalışma hayatında kişilerin iş başarısını, kişiler ile olan diyaloğunu olumsuz etkiler. Özellikle çocukluk yıllarında okul ve sınıf başarısını olumsuz etkiler.

    Uyku düzeni bozulan hastaların dikkat gerektiren işlerde konsantrasyon kaybı oluşur ayrıca dikkat gerektiren trafikte kazalara yol açabilir.

    Sonuç olarak;

    Alerjik rinit çeşitli alerjenler nedeniyle burun mukozasında oluşan hasar sonucu burun akıntısı kaşınması tıkanıklık ve hapşırmaya yol açan alerjik bir hastalıktır.

    Alerjik rinit diğer organlarda oluşan hasarlarla birlikte ciddi bir sağlık sorunudur.

    Önemli Bilgi

    Yetişkin Alerji uzmanları 18 yaşından sonra görülen alerjik rinit ve alerjik hastalıklar konusunda özel eğitim alarak Yetişkin Alerji Hastalıkları Uzmanı diploması alan ve aynı zamanda da İç Hastalıkları Uzmanı olan doktorlardır.

    YETİŞKİNLERDE NELER ALERJİ RİNİT OLUŞTURUR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit nasıl ve hangi nedenlerle oluşmaktadır. Bu makalede bu soruları cevaplamaya çalışacağız

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit (Alerjik nezle) Nasıl Gelişir?

    Alerjik rinitte diğer alerjik hastalarda olduğu gibi kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısıyla bozulmuş bağışıklık yanıta bağlı ortaya çıkar. Alerji vücudun bağışıklık sisteminin, dış ortamdan vücudumuza giren alerjen adı verilen maddelere karşı oluşturduğu istenmeyen zararlı aşırı bir yanıttır.

    Alerjenler alerjik hastalıklara yol açan yabancı maddelerdir. Alerjenler çoğu insan için zararsızdır. Ailesinde alerjik hastalıklar olan, kalıtımsal olarak alerji geliştirme eğilimine sahip olan atopik kişilerde ise hastalıklara yol açarlar. Alerjik hastalıklarda alerjenle karşılaşma ve yakınmaların ortaya çıkışı arasında çoğu kez hastanın da fark ettiği sebep sonuç ilişkisi vardır. Hasta duyarlı olduğu alerjenle karşılaştığı zaman yakınmaları başlar. Örneğin saman nezlesi ve alerjik konjuktiviti olanlarda bahar aylarında polenlerle karşılaştığında gözlerde sulanma, burunda kaşınma, akıntı, hapşırık gibi yakınmaları oluşur. Hayatımız boyunca karşılaştığımız alerjenlerden en önemlisi solunan havada bulunan ev tozu akarı, polen, küf sporları ve hayvan tüyleridir

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit’in En Önemli Nedeni nedir?

    Alerjik rinitin en önemli nedeni genetiktir. Anne, baba veya kardeşinde veya çocuklarında herhangi bir alerjik hastalık olan yetişkinlerin hayatlarının bir döneminde alerjik rinit gelişme olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle özellikle ailesinde alerjik hastalık olan yetişkinlerin burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı veya hapşırma gibi belirtileri varsa alerjik rinit teşhisi için incelenmesi gerekir.

    Yetişkinlerde Hangi Alerjenler Alerjik Rinite Neden Oluyor

    Hayatımız boyunca sayısız alerjenle karşılaşmamıza rağmen bunların içinde alerjik rinite yol açan başlıca alerjenler ev tozu mite’ları, polenler, küfler, kedi, kopek gibi evcil hayvanların alerjenleri, hamam böcekleri alerjenleridir. Bu alerjenlerle çevremizde sık sık karşılaşmamız alerjik rinite neden olmaktadır.

    Yetişkinlerde Astım varsa Alerjik Rinit olabilir mi?

    Astımlı yetişkinlerde alerjik rinit birlikteliği % 60-% 80’ lere kadar çıkmaktadır. Bu nedenle astımlı yetişkin hastaların öncesinde bir alerjik rinit hikayesi vardır. Astım tanısı ile izlenen hastaların mutlaka alerjik rinit olup olmadığı sorgulanmalıdır.

    Yetişkinlerin Sigara Dumanına Maruziyet Alerjik Riniti nasıl etkiler ?

    Sigara hayatımızda birçok soruna yol açar. Sigara dumanına maruz kalma hem alerjik hastalığın şiddetini hem de alerjene karşı duyarlanmayı arttırır. Bilimsel çalışmaların bazıları annenin sigara içiciliğinin sadece ailesinde alerjik hastalık bulunan çocuklardaki alerjen duyarlılığı gelişme riskini arttırdığı gösterilebilmiştir. Özellikle doğumdan sonra ilk bir yıl evde sigara içilmişse ve çocuk sigara dumanına maruz bırakılmışsa alerjik rinit gelişme olasılığı yüksektir. Bu çocukların ileriki yıllarda arinit ve astım gelişme riski ne yazık ki daha yüksektir.

    Sigara içimi ile alerjik hassasiyetin oluşumu ve ileride oluşabilecek astım arasında kesin bir ilişki vardır. Bu sebeplerden dolayı alerjik astım olsun veya olmasın sigarayı bırakmaya yönlendirmeli ve pasif sigara içiminden de korunmalarını sağlamalıyız.

    Sonuç Olarak;

    -Alerjik rinitin en önemli nedeni ailede alerjik hastalık olmasıdır.

    -Alerjik rinit nedenleri alerjenlere maruziyet, , sigara dumanına maruziyet, çocuk yıllarında astım veya egzama olmasıdır.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT (SAMAN NEZLERİ ) BELİRTİLERİ NEDİR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit sadece bu belirtilerle mi kendine gösterir başka belirtileri var mı bu makalede alerjik rinitin tüm belirtilerini açıklamaya çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir?

    Alerjik rinitin herkes tarafından bilinen başlıca belirtileri 5 veya daha fazla hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanmasıdır.

    Alerjik rinitin bunun dışında yaptığı birçok şikayet daha vardır. Özellikle uzun yıllar alerjik riniti olan hastalarda diğer organlarda da oluşan hasarlara bağlı olarak diğer şikayetler karşımıza çıkar.

    Bunlar nelerdir:

    -Geniz akıntısı özellikle hastalar tarafından geçmeyen boğazın arkasında balgam olarak söylenir.

    -Öksürük uzun yıllar şikayeti devam eden hastalarda geniz akıntısı ile birlikte zamanla ortaya çıkar

    -Yorgunluk devamlı uyku düzeni bozulan hastalarda en önemli şikayetlerdendir.

    -Burun kanaması burunda oluşan harabiyetin neticesinde görülebilir.

    -Öğrenme güçlüğü konsantrasyon bozukluğu yaşayan bir çok hastada özellikle çocukluk yıllarında daha fazla karşımıza çıkar

    -Gözde sulanma, kaşınma ve konjunktivit alerjinin göz ve çevresinde verdiği zarara bağlı gelişir.

    -Sık sinüzit solunum yolunda alerjik rinit ile birlikte sinüslerde oluşan hasara bağlıdır

    -Ağız kokusu devamlı özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda geniz akıntısı ile birliktedir.

    -İşitmede azalma alerjinin kulak üzerinde yaptığı hasara bağlı olarak alerjik rinit ile birlikte görülür.

    -Tat ve koku bozukluğu burun tıkanıklığı ile birlikte görülür.

    -Boğazda kaşıntı ve sık tekrarlayan farenjitler yine ağızdan nefes almaya bağlı gelişir.

    -Diş çürümesi çocukluk yıllarında olduğu gibi yetişkinlerde de ağızdan nefes almaya bağlı olarak daha fazla görülür.

    -Nefes darlığı ve hırıltı alerjik rinit alt hava solunum yollarını etkilemesine bağlı olarak astım şikayetleri başladığında görülür.

    -Horlama özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda sık rastlanılan şikayetlerden biridir. İlerleyen yıllarda uykuda nefes durması ile karşımıza çıkabilir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit öğrenme ve konsantrasyonu Etkiliyor

    Alerjik rinitli yetişkin hastalar burun tıkanıklığı, akıntısı kaşıntısı ve arka arkaya devam eden hapşırma nedeniyle genelde rahat uyuyamazlar. Gece uykudan uyanmak zorunda kalırlar bazı hastalar horlama şikayetleri nedeniyle gece sıçrayarak uyanır sonrasında tekrar uykuya dalarlar. Gece uykusunu tam alamayan alerjik rinitli hastalar bunun sonucu da sabah geç kalkarlar öğrenme güçlüğü ve iş hayatlarında da konsantrasyon güçlüğü yaşarlar.

    Alerjik Rinit mi Grip mi sıklıkla karışabilir

    Alerjik rinit sıklıkla kış aylarında grip belirtileri ile karışmaktadır. İki hastalığı birbirinden ayırmak zordur. Yetişkin hastalar Alerjik rinit olmasına rağmen birçok kez üst sonlunum yolu enfeksiyonu olarak değerlendirilip yanlış ilaçlar hatta gereksiz yere antibiyotik kullanmak zorunda kalabilirler. Sıklıkla karıştırılan alerjik rinit ve grip aslında alerji uzmanları tarafından kolaylıkla ayrılabilir ve gereksiz ilaç kullanımı engellenmiş olur.

    Alerjik Rinit Belirtileri mevsimlere göre değişebilir mi?

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit veya saman nezlesi polenlere bağlı olarak polenlerin yoğun olduğu bahar aylarında belirtileri artmaktadır. Bunun yanında ev tozu alerjisi yıl boyu şikayete yol açmasına rağmen özellikle ilkbahar ve sonbaharda mevsim geçiş aylarında alerjik rinit şikayetlerinde artışa yol açabilir.

    Alerjik rinit uykuda nefes durmasına ( uyku apnesine ) yol açar mı?

    Yetişkinlerde alerjik rinit, uyku bozuklukları veya duygusal problemler ve sosyal aktivitelerde sorunlar yol açabilir. Gece horlama sıklığı alerjik rinitte artar. Alerjik rinitli yetişkin hastalarda horlama daha ileride, obstrüktif uyku apnesi sendromu için risk faktörüdür ve polisomnografik ölçümler ile yapılan çalışmalarda hastalarda artmış uykuda nefes durması ( apne-hipopne ) indeksiyle ilişkili bulunmuştur

    Sonuç Olarak;

    Yetişkinlerde Alerjik rinit belirtileri sadece hapşırma, burun akıntısı, burun kaşınması ve burun tıkanması yanında özellikle ilerledikçe daha ciddi olabilen farklı belirtiler ile de karşımıza çıkabilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE NE ZAMAN ALERJİK RİNİT AKLIMAZA GELMEDİDİR

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit çoğu kez şikayetleri devam eden hastaların akılarına gelir peki hangi durumlarda alerjik rinit olabileceğimizi düşünmeliyiz ?

    Hangi Durumda ALERJİ aklımıza gelmelidir ?

    1. Şikayetler çoğu kez belirli zamanlarda veya iş yeri, ev, park, bahçede gibi ortamlarda alerjen ile temas halinde ortaya çıkıyor olması

    2. Burunda, boğazda, kulaklarda kaşıntı ve akıntının olması.

    3.Hapşırmanın arka arkaya defalarca olması, bazen arka arkaya 10′ dan fazla olması

    4.Beraberinde su gibi şeffaf ve bol miktarda burun akıntısının olması,

    5. Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma yakınmalarının eşlik etmesi.

    6.Burunda tek taraflı bazen sağ tarafta bazen sol tarafta olabilen zaman zaman tıkanıklığın olması.

    7. Şikayetlerine ateşin eşlik etmiyor olması. Bazen hafif ısı artışı olabilir ama 38.5 derece ateş olmaz

    8.Şikayetlerin genellikle haftanın birkaç günü devam eden ve uzun süreli bazen bütün mevsim ayları boyunca olması.

    9.Geçmişte çocukluk yıllarında veya aynı anda besin alerjisi, ciltte egzama veya ürtiker ( kurdeşen ) atakları olması.

    10.Ailede ve akrabalar arasında , özellikle kardeş anne ve baba gibi aile içinde veya akrabalarda benzer yakınmaları olan kişilerin olması.

    11. Sık tekrarlayan sinüzit ve bronşit ile birlikte uzun süreli öksürük ataklarının olması

    Alerjik olabileceğini aklımıza getirmektedir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT BELİRTİLERİ VARSA NE YAPMALIDIR ?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit bunun dışında geniz akıntısı horlama uykuda nefes durması ağız kokusu koku ve tat kaybı gözlerde boğazda kaşıntı şeklinde de kendini gösterebilir. Sık sık tekrarlayan Sinüzit, kulak iltihabı ( otit ) farenjit ve astım ile birlikte ortaya çıkabilir. Alerjik rinit belirtiler varsa ne yapmaları ve nereye gitmeleri konusunda bilgilendirmeye çalıştık.

    Yetişkinde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir?

    Yetişkinlerde ortaya çıkan Alerjik rinitin en sık belirtileri burunda kaşınma, akıntı, tıkanıklık ve arka arkaya hapşırmadır. Bunun dışında eşlik eden bir çok belirtileri vardır.

    Sizin Alerjik Rinit Belirtileriniz Varsa Ne Yapmalısınız?

    Alerjik rinit belirtisi olan yetişkin hastaların alerji uzmanına gitmesinde fayda vardır. Alerjik rinit belirtileriniz varsa teşhisin konulması için incelenmesi ve alerji testlerinin yapılması gerekir.

    Alerjik hastalıklardan birisi olan alerjik rinit diğer hastalıklarda olduğu gibi birçok organ üzerinde etkilidir. Burun akıntısı tıkanıklık hapşırma şikayetleri başladığında çoğu kez KBB hekimlerine gidilir fakat hastalık sadece burun boğaz ile sınırlı değildir. Gözlerde kaşıntı sulanma olduğunda göz hekimlerine gidilir fakat alerji sadece gözlerimizde sınırlı kalmayacaktır. Nefes darlığı hırıltı geliştiğinde astım tanısı ile göğüs hastalıkları tarafından veya yanında eşlik eden egzama atopik dermatiti şikayetleri için dermatoloji tarafından izlenir. Alerjik hastalıklarında tanısı ve tedavisi alerji uzmanları tarafından yapılması bu yüzden çok önemlidir.

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi doğru teşhisi konulursa doğru ilaçlar ile alerjik rinit belirtileri kontrol altına alınabilir ve birçok hekime gitmek gerekmez. Alerji uzmanları tarafından hangi alerjenlere alerjisi olduğu ve nasıl tedavi edileceği ve alerji aşısı gerekip gerekmediği ortaya çıkarılır.

    Alerjik rinit belirtileriniz varsa alerji uzmanına gitmenizde fayda vardır.

    – Yetişkin Alerji uzmanları 18 yaşından sonra görülen alerjik rinit ve alerjik hastalıklar konusunda özel eğitim alarak Alerji Hastalıkları Uzmanı diploması alan ve aynı zamanda da İç Hastalıkları Uzmanı olan doktorlardır.

    -Yetişkinlerde alerji testinin yapılması ve değerlendirilmesinde eğitim alan tek uzman yetişkin alerji uzmanıdır.

    -Alerji testinin yapılması, değerlendirilmesi ve alerji aşısı gerekip gerekmediği kararını yetişkin alerji uzmanları almalı ve tedavisini planlamalıdır. Aksi taktirde uzun sürebilecek yanlış teşhis ve tedaviye neden olabilir.

    Sonuç Olarak;

    Sık sık tekrarlayan sinüzit, farenjit, otit geçiriyorsanız alerjik rinit uyumlu belirtileriniz varsa alerjik rinit teşhisi için yetişkin alerji uzmanlarına gitmenizde fayda vardır.

    Alerjik Rinit belirtileriniz varsa Doktora Giderken Nasıl Hazırlık Yapmalıyım?

    Burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şikayetleriniz varsa bu şikayetlerinizin alerjik olup olmadığının ortaya konması gereklidir. Alerjik rinit ile uyumlu şikayetlerininiz teşhisi için alerji doktoruna gitmeye karar verdiyseniz nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bilgi vermeye çalışacağız

    Alerjik Rinit için Alerji Uzmanına mı gitmeliyim

    Alerji uzmanları diğer alerjik hastalıklar ile birlikte alerjik rinit teşhisinde çok deneyimli ve bu konuda özel eğitim alan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan doktorlardır. Bu nedenle mümkünse alerji uzmanına gidilmesinde fayda vardır.

    Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetleriniz alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Örneğin burun tıkanıklığı olan hastaların bir kısmının bu şikayetleri troid bezinin az çalışmasına bağlı ( hipotiroidi ) olabilir. Tiroide bağlı hastalığının tedavi edilmesi gerekli olduğunun önemi anlatılmadır. Alerji uzmanları aynı zamanda iç hastalıkları uzmanlarıdır.

    Alerjik Rinit için Doktora Giderken Yapılmış Tetkiklerinizi Getirin

    Alerjik rinit belirtisi için alerji uzmanına giderken mutlaka daha önce yapılmış tetkiklerinizi çekilmiş röntgenlerinizi götürmenizde fayda var. Çünkü daha önce yapılmış olan tetkiklerin boşu boşuna yeniden yapılması engellenmiş olur.

    Alerjik rinit için Doktora gitmeden Önce Bazı İlaçları Kesmesiniz

    Alerjik rinit için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse daha önce kullanmış olduğunuz alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antidepresanların bir kısmı özellikle antihistaminiklerin kesilmesi gerekir. Alerjik rinit teşhisi için alerji testi gerebilir ve ne yazık ki bu ilaçlar da alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için doktora sorularak en az 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir. Burun spreyleri ve nefes açıcı spreyler alerji testini etkilemez. Kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca diğer hastalıklarınız için hastanın kullanmış olduğu tansiyon ilaçları, tiroid veya diyabet ilaçlarını kesmeniz gerekmez. Antibiyotik kullanıyorsanız kesmenize gerek yoktur.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Alerjik rinit teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik rinit teşhisi için doktora gitmeye karar vermişseniz daha önceki tetkikleri ve röntgenleri yanınızda getirin. Kullandığınız ilaçları yanınızda getiriniz

    -Doktora gitmeye karar vermişseniz 1 hafta öncesinde alerji ilaçlarını, soğuk algınlığı ilaçlarını ve antidepresanlar ilaçlarınızı doktorunuza sorarak kesmeniz gerekir.

    -Açlık gerekmediği için aç veya tok gelebilirsiniz.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT TANISI NASIL KONULUR?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hemde sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Alerjik rinit beliritileri olan yetişkinlerde alerjik rinit teşhisi konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Sizler için alerjik rinit teşhisi için neler yapılması gerektiğini ve testlerin nasıl yapılacağını cevaplamaya çalıştık

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisi niçin Önemlidir

    Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma her zaman alerjik rinit olmayabilir. Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetleriniz alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Alerjik rinit teşhisi konulduğunda tedaviniz değişecektir ve ileri astım gibi diğer hastalıkların oluşması önlenebilir. Bu nedenle alerjik rinit teşhisi konulması önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinitin hikayesi ve ilerleyişi nasıldır

    Yetişkin hastalarda Alerjik rinit teşhisi için öncelikle detaylı bir öykü alınır. Yetişkin hastalarda burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve sık hapşırma şikayetleri başladıktan sonra genellikle ileriki dönemde burun tıkanıklığı daha belirgin hale gelir ve ağız dan nefes almaya başlanır. Hastanın ağızdan nefes alması ile birlikte ileride sinüzit farentit ve kulak iltihabı kulakta dolgunluk hissi gibi şikayetleri eklenir ve zamanla geçmeyen bir geniz akıntısı ile birlikte öksürük şikayetleri başlar. Alerjik rinit tedavi edilmezse bundan sonra artık nefes darlığı hırıltı nefes alma öksürük şikayetleri ile birlikte astım oluşmaya başlar. Genelde burun şikayetleri ile başlayan hikaye ileride astım ile sonlanır. Bu yüzden erken dönemde alerjik rinit tanısı koymak çok önemlidir.

    Yetişkinlerin Alerjik Rinit Teşhisi için Muayene nelere bakılmalıdır?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit teşhisi için dikkatli bir hikaye alındıktan sonra hastanın genel bir muayenesi yapılır eşlik edebilecek diğer hastalıklar açısından muayenesi yapılmalıdır. Alerjik rinit ile birlikte astım olabileceği için solunum sistemi muayenesi kulakta akıntısı sinüzit ve farenjit olabileceği için üst solunum yollarına bakılmalıdır. Dikkatli burun muayenesi yapılmalıdır. Alerjik rinitle birlikte olabilen egzama yönünden de incelenmelidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisinde Hangi Testler yapılır.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte alerjik rinit teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir. Alerji testi dışında bazen sümük tahlili, kan tahlili ve alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisi Bir Deneyim Gerektirir

    Alerjik rinit şikayetleri olan yetişkinlerde sadece bir testle teşhisi konulmaz. Teşhis bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Alerjik rinit belirtileri, öykü ve alerji testleri ve diğer testlerle birlikte değerlendirilip kesin teşhis konulması gerekmektedir. Hastanın şikayetleri ile yapılan deri testlerinde uyumsuzluk varsa diğer testlerden ve tetkiklerden faydalanmak gereklidir. Alerjik rinit teşhisinde kullanılan alerjenler ve bu alerjenler karşı deri testlerinde görülen pozitif yanıt, hastanın uzun süre devam edebilecek tedavisi için çok önemlidir. Bu teşhisin konulması ve tedavinin planlanmasında deneyim ve eğitim çok önemlidir.

    Sonuç Olarak;

    -Yetişkinlerde Alerjik rinit teşhisi için mutlaka dikkatli hikaye sonrasında muayene ve başta alerji testleri olmak üzere testler yapılmalıdır.

    -Alerjik rinit teşhisi için yapılan testler sonrasında tedavi mutlaka deneyli alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ileri ki yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getiren bir hastalıktır. Alerjik rinit teşhisi konulduktan sonra diğer bir önemli sorun nasıl tedavi edileceğidir. Bu makalede tedavi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisi için neler yapılmalı?

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi Alerjik rinit tedavisinde de korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok faktör vardır.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisinde Korunma Tedavisi nedir

    Alerjik hastalıklarda duyarlı olduğumuz alerjenlerle temas sonrasında ortaya çıktığı için Alerjik rinit korunma tedavisi şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açan nedene yönelik yapılmaktadır. Hangi alerjene karşı duyarlılığımız oluştuysa o alerjene karşı korunma yapılır. Örneğin en sıklıkla karşımıza çıkan ev tozu akarı alerjisi varsa ev tozlarına karşı korunma önlemleri alınır. Hayatımızda ev tozlarını azaltacak önlemler alınmalıdır. Ev tozlarının yaşayacağı alanlar azaltmak için çarşaflar 60 derecede yıkanmalı, yattığınız odada halılar kaldırılmalıdır. Ev toz tutabilecek eşyalar azaltılmalıdır. Kedi köpek gibi hayvan epiteline alerjisi varsa bu hayvanlarla temas azaltılmalıdır. Alerjik rinitten sorumlu alerjenler alerji testleri ile tespit edildikten sonra bunlara yönelik korunma önlemleri sayesinde daha az alerjik rinit şikayetleri oluşur ve daha az ilaç kullanımı sağlanır.

    Alerjik rinitli yetişkinlerin burunları çok hassastır ve bu nedenle birçok kimyasal maddeye aşırı yanıt oluşur. Özellikle günlük hayatımızda bolca kullandığımız deterjanlar, deodorant ve parfümler hapşırma burun akıntısı kaşıntısı şikayetlerini ortaya çıkarabilir. Alerjik rinitli yetişkin hastaların hayatların kokusuz detarjan gibi temizlik malzemesi kullanması ve keskin kokulu parfümleri kullanırken dikkat etmesi gerektiğini söylemek gerekir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde İlaç tedavisi

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Burun akıntısı burun kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma gibi şikayetlerin mutlaka önlenmesi gerekir. Alerjik rinitin ilaç tedavisinde alerjik rinit belirtilerini düzelten ilaçlar ve iyileştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Alerjik rinit için kullanacağımız ilaçların çoğu şikayetleri gidermek içindir. Alerjik rinit için kullandığımız ilaçları kestiğimizde çoğu kez hastanın şikayetleri geri gelir. Antihistaminikler, nasal steroidler ve lökotrien reseptör antagonistleri reseptör antagonistleri başlıca kullanılan ilaç gruplarıdır.

    Alerjik rinit bazen tek başına olmaz yanında diğer eşlik eden hastalıklar astım veya egzama varsa bu hastalıklara yönelik de tedavide başlanmalıdır.

    Alerjik rinitte ilaç tedavisi yapılması gereklidir. Şikayetleri kontrol altına almaya yardımcı olur ama tek başına kullanılması ileride astım olmanızı veya hastanın ilerlemesini engellemez.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisinde Alerji Aşıları gerekli mi?

    Alerjik rinit tedavisi için şuanda aelimizde var olan en iyi tedavi yöntemi aşı tedavisi( immünoterapi ). Yetişkin hastalarda alerjik rinite yol açan alerjene karşı uygulanan aşı tedavisi (immunoterapi ) hastalığın şikayetlerini ortadan kaldıran, hastalığın ilerlemesini ve astım gelişmesinin engelleyen yapılabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Alerji aşısı kullanılması ile ilaç kullanımına ihtiyaç azalmakta ve daha önce şikayetlere yol açan alerjenlerle karşılaşmayla sorun oluşmamaya başlamaktadır. Ayrıca astım gelişmemişse ileride gelişebilecek olan astım gelişmesini de engelleyebilmektedir. Günümüzde alerjik rinitin astıma ilerleyişini durdurabilme potansiyeli olan tek tedavi şekli alerjen spesifik alerji aşısıdır

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde Tamamlayıcı Tedaviler nelerdir.

    Alerjik rinit ciddi bir sağlık soru olması yanında aynı zamanda sosyal hayatı da büyük ölçüde etkilemektedir. Hastalar bu yüzden bir çok kez diğer tedavi yöntemlerine başvurabiliyor. Alerjik rinit tedavisi için tamamlayıcı tedaviler de zaman zaman kullanılmaktadır. Ancak akapunktur, biorezinans, homeopati, bitkisel tedavi gibi tedavilerin henüz bilimsel olarak çok faydalı olduğunu gösteren kanıtlar yoktur. Bitkisel ürünlerin bazen faydadan çok zarar verebileceği de göz önüne alınmalıdır. Bazen polen alerjisi olan hastaların içtiği bitki çayları ciddi sorunlara yol açabilir. Polen alerjisi olanlarda polenlere maruz kalındığında burunların suyla yıkanması, gözlerine kaşımak yerine yıkaması veya eve geldiğinde duş alması faydalı olabilir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde Eğitim önemlidir.

    Alerjik rinit tedavisi diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi birçok parçanın birleşmesinden meydana gelmektedir. Alerjik rinit tedavisinde bu parçaların her birinin yeri farklıdır ve bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Alerjik rinit tedavisinde korunma yöntemlerinin nasıl yapılacağı, ilaç tedavisi ne zaman ve ilaçların nasıl kullanılacağı, alerji aşılarının nasıl kullanılacağının nasıl yapılacağını anlatan eğitimi verilmesi çok önemlidir. Alerjik rinit tedavisinde bir parçanın eksik olması diğerlerinin de eksik olmasına yol açar. Mutlaka alerji uzmanları kontrolünde hepsinin içeren her hastaya özel tedavi şemaları oluşturulmalıdır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik rinit tedavisi korunma, ilaç tedavisi, alerji aşıları, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok parçadan oluşmaktadır.

    -Alerji aşıları alerjik rinit tedavisinde en etkili tedavi yöntemidir

    -Alerji aşıları astım gelişmesini engelleyecek tedavi yöntemidir.

  • Psikolojiniz Kanseri Yenebilir

    Psikolojiniz Kanseri Yenebilir

    Her gün televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde farklı şehirlerde olsa da aynı kaderi paylaşan milyonlarca kadının hem fiziksel hem de psikolojik şiddetine şahit oluyoruz. Öncelikle şiddet toplum sağlığının en büyük sorunlarından birisidir. Şiddet ülkemizde ve dünyada git gide artan ve ölüme neden olan ciddi bir kavramdır. Erkeğin kadına şiddet uygulamasının nedenleri arasında: birinci sebep cinsiyet ayrımı, erkeğin kadın üzerinde kendi egemenliğini kurmak istemesi, güç gösterisi, kontrol ve denetim altında tutmak, ekonomi… Hepsi kadına yönelik şiddetin başlığı altında toplanabilir. Şiddete maruz bırakılan kadınlar çaresiz ve güvensizlik içinde yaşamaya devam ederler. Belki de erkek şiddetin boyutunu arttırarak kadının ölüme neden olur.

    Bir candan bahsettiğimizi unutmamalı ve şiddetin o yaygın ‘cinnet’ hali diye adlandırılmamalıdır. Şiddetin kimi durumların haricinde ( alkol ve madde kullanımı ) kontrol kaybı olduğunu düşünmüyorum. Bir seçim, zor kalma durumunda erkeklerin kendini net bir şekilde ifade edemediği durumlarda kaldırılan bir yumruk olarak adlandırıyorum. Peki, bu şiddet türlerini ne kadar iyi biliyoruz. Hangi şiddet türüne maruz kaldığınızı biliyor musunuz?

    ŞİDDET TÜRLERİ

    1)FİZİKSEL ŞİDDET: Doğrudan temasla bedene zarar vermedir. Tehdit edici beden hareketleri, jest ve mimikler, yüksek ses her türlü tutum ve davranış fiziksel şiddettir. Fiziksel şiddetin en sık rastlanan tutumları;

    • Yumruk atmak, tokat atmak, bağırmak, tekmelemek

    • Sert bir cisim fırlatmak, boğazını sıkmak, bağlamak

    • İntihar etmeye zorlamak

    • Kasten öldürmek

    • Bir yerlere kitleme

    2)PSİKOLOJİK ŞİDDET: Kızgınlık, öfke ve nefret göstermek, kendini yetersiz hissettirmek, suçluluk duygusu oluşturmak, aşağılamak, alay edip sürekli eleştirmek, küçük düşürmek, zayıf noktalarından devamlı vurmaya çalışmak psikolojik şiddetin en temel unsurlarıdır. Psikolojik şiddet gözle görülmese de kişinin içinde büyük ve kapanması zor yaralar açmaktadır. En sık rastlanan tutumları;

    • Duygusal ihtiyaçlarını (aşk, sevgi, destek, değer) karşılamamak

    • Yaralayıcı ve küçük düşürücü davranışlara maruz bırakmak

    • Fiziksel görüntüsü, kişiliği, ailesi hakkında hakaret etmek ve onurunu kırmak

    • Başkalarının yanında hakaret etmek, küfür etmek

    • Hastalıklı, zayıf, muhtaç ve bağımlı hissettirmek

    3)EKONOMİK ŞİDDET: Günümüzde öyle bir zamana geldik ki sevgiden, ahlaki değerlerden, saygıdan daha değerli olan para tehdit ve kontrol edici bir unsur haline gelmiştir. Yaşamın devam etmesi, ihtiyaçların karşılanması için para cezalandırmak için kullanılırsa ekonomik şiddet söz konusu olur. Ekonomik şiddetin başlıca örnekleri;

    • Kişinin çalışmasına izin vermemek, çalıştığında ise yükselmesine izin vermemek

    • Kişiyi parasız bırakmak veya küçük miktarlarda para bırakarak gündelik işlerini halletmesini beklemek

    • Para biriktirmesine, hesap açmasına kendi ayakları üstünde durmasına engel olmak

    • Para için yalvartma veya maddi gelirini sömürmek

    • Zorla borç almak, kredi çektirmek

    Türkiye gelişiyor derken gerileyen bir unsur var ki oda şiddet. Tüm dünyada kadınlar şiddet kurbanı olmaya devam ediyor! Hangi şiddet türü olursa olsun, şiddetin her türlüsü fiziksel ve ruhsal açıdan kalıcı hasarlar bırakır. Kadına uygulanan şiddetin ortaya çıkması çok sayıda faktörlere bağlıdır.

    Toplumsal rol faktörleri; kadın ve erkeğe yüklenen roller ve modeller. Şöyle bir örnek verecek olursam; Kadına ve erkeğe rol vermeye anne karnında başlamıyor muyuz? Aman oğlum olacak, her şeyi mavi olsun! Evimizin oğlu! Ah kızım sana şimdi pembe bir oda takımı alırız, anasının kızı işte! Büyüdüğünde annene ev işlerine yardım edersin! Erkeğe araba, silah almayı, kız çocuğuna da bebek almayı aman ihmal etmeyin! Küçüklükten aşılamış olduğumuz bu roller küçücük bedenlere zorla ebeveynler tarafından aşılanır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 48 ülkede yürütülen bir araştırmada kadına yönelik şiddetin yerleşik kadın-erkek rolleriyle haklı gösterilmeye çalışıldığını göstermektedir. Peki ya atasözlerimiz? ‘Kızını dövmeyen dizini döver.’ ‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.’ Şiddeti meşrulaştıran faktörler arasında sayabiliriz. Maalesef çocuk yetişmeyi bilmeyen bir toplumuz. Toplumumuz ilerlese de hala ‘sen söyle erkeksin’ hâkim… Görev bölümü çok erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda erkek kendi egemenliğini ortaya çıkarıyor. Aslında bunları biz yaratıyoruz. Ebeveynlerin üzerine düşen çok fazla görev var. Çocuk ailede ne görürse onu rol model alarak ileriye taşır.

    Değinmek istediğim şiddete dur demeye küçük yaşlarda engellemek, geleceğe sevgi ve ahlaki değerlerin şiddetle değil saygı ile var olacağını aşılamak gerekir. Şiddetin her geçen gün artması faktörleri arasında şiddet döngüsü dediğimiz durumun gerçekleşmesi söz konusudur. Beni seviyor da dövüyor! Evimi bırakıp gidemem! Bir gün dövmekten vazgeçer umudu! Diye diye kadınlarımız maalesef ki canice şiddete ve ölüme maruz kalıyor. Yapılan araştırmalar sonucu; her 2 kadından birisi şiddete maruz kalıyor. Her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Diğer araştırmalara göre, şiddete maruz kalan kadınların 44%’ü maruz kaldığı şiddeti, en yakınlarına dahi anlatmıyor. Kadınların 89% ‘u destek almak için hiçbir kuruma başvurmuyor.

     Peki, bunun için neler yapılmalı? Cumartesi sabahı elinize çayınızı alıp dikkatle okumanızı ve çevrenizdekilerle paylaşmanızı diliyorum. 

    • Kadına yönelik şiddetin sona ermesi için çözüm odaklı kuvvetli bir devlet politikası ve şiddeti önleyici tutumun geliştirilmesi gerekir. Emniyette ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Cinsel Suçlarla Mücadele’ etme gibi ayrı bir birimin açılması gerektiğini düşünüyorum.

    • Hukuki hakların zayıf olduğu, politikaların yetersiz ve uygulama bakımından eksik olduğu gözler önünde. Verilen cezaların yüksek cezai yaptırımlar olmasını sağlayacak şekilde tekrar düzenlenmelidir. 

    • Kadın ve erkeklerin toplum içinde eşit konumda olması için toplumsal cinsiyet rol modellerin adaletini sağlamaya özen gösterilmeli. Herkes kendi üstüne düşen görevi yapmalı. 

    • Kadın odaklı çalışmaların yanı sıra ben erkeklere de eğitim verilmesinden yanayım. Tabi kültürel örf ve adet, ataerkillik buna ne kadar müsaade eder tartışılır…

    • Özellikle medyaya baktığımda şiddet ile alakalı gerektiği kadar haber yapmıyor. Hele ki günümüz çağında sosyal medya 70 milyon insana hitap ederken… Şiddet nedir? Faktörleri nelerdir yeteri kadar bilinçli miyiz? Yalnızca kayıpları konuşmak yerine metodları tartışmak nerede eksik kaldığımızı akıl birliği ile gündeme getirmeliyiz. 

    Ülkeyi olumsuz yönde etkileyen şiddet bir sosyal problemdir. Son olarak kadınlar, kadınlarımız güçlü yarınlar için ayakları üzerinde durup eminim ki çok daha başarılı ve omuz omuza vererek mücadele etmeye devam edecektir. Kadın, hem anne hem ev kadını, hem eş… Birden fazla kimliği olan emekçi kadınlarımıza hak ettiği değeri verelim.

  • Yetişkinlerde alerjik astım

    Günümüzde sıkça duyduğumuz alerjik hastalıklar içinde en önemlisi ve ilerleyip ölümcül olabilen hastalık Alerjik Astım gelecekte daha sık olarak karşımıza çıkacaktır. Akciğerlerimizin içindeki havayollarımızı oluşturan bronş dediğimiz kanalların alerjenler tarafından meydana gelen hasara bağlı olarak alerjik astım gelişir. Astım bronşların daralması sonucunda çoğu kez nöbetler halinde gelen nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ile birlikte hırıltılı-hışıltılı soluma ve arka arkaya gelen öksürüğün eşlik ettiği havayolu hastalığı olarak karşımıza gelir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM NASIL İSİMLER ALIR

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Yetişkinlerde astımın diğer yaşlarda olduğu gibi en büyük nedeni alerjen ile temas sonucu olmaktadır. Bu yüzde astım dediğimizde bazen % 80 lere varan şekilde alerjik astım aklımıza gelir.

    Bunun dışında toz, boya, parfüm, deterjanlar gibi kimyasal maddeler içeren irritan uyaranlarla karşılaşma sonucu, veya bir enfeksiyon sonucunda ataklar tarzında ortaya çıkabilir. Alerjik astım bazen alerjik bronşit, spastik bronşit, astım olarak da adlandırılmaktadır. Genellikle alerjiye bağlı olan astıma alerjik astım denilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM SIKLIĞI NEDİR.?

    Astım dünyanın çeşitli bölgelerine göre farklılıklar gösterse bile yaklaşık dünya nüfusunun 300 milyonunu etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 yetişkinden 5-7’sinde,yani 10 kişiden birinde görülebilmektedir. Yaşadığımız ortamdaki hava kirliliği veya bölgesel farklılıklar bu oranları değiştirmektedir, özellikle şehirde yaşayanlar için gün geçtikçe daha ciddi bir sorun haline geldiği görülüyor.

    Astım genellikle nefes darlığı hırıltı ve öksürük olarak karşımıza çıksa da bazen sadece geçmeyen tekrarlayan öksürük olarak kaşımıza çıkabilir. Öksürük ile ortaya çıkan bu durumda aslında bir astım tipidir. Alerjik astım bazen sadece hastayı rahatsız eden ev tozu, polen, kedi köpek veya lateks gibi alerjenler ile karşılaştığında ortaya çıkabilir diğer durumlarda hiç bir şikayeti olmayabilir. Bu yüzden astım şikayetleri yavaşça ilerleyip zamanla kalıcı astıma dönüşebilir. Aslında bu hastalarda göz önüne alındığında astım bildiğimizden daha sık olarak karşımıza çıkabilir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM OLMAK ÖNLENEBİLİR Mİ ?

    Astım aslında alerjik rinit veya saman nezlesi safhasında yakalandığında engellenebilir. Astım oluştuktan sonra tamamen kurtulmak mümkün olmasa da tedavi edilebilen hastalıktır. Özellikle burun akıntısı hapşırma kaşıntı tıkanıklık gibi alerjik rinit şikayetlerinde varlığında tespit edilen alerjik hastalar, astım gelişmeden tedavi edilebilmektedir.

    Alerjik rinitli hastaların ne yazık ki % 40 gibi yüksek bir oranında ileride astım gelişmektedir. Burun akıntısı burun tıkanıklığına sonrasında geniz akıntısına dönüşür bu süreç öksürük ile devam edip en son özellikle ailede de astım mevcutsa nefes darlığı, hırıltı şikayetleri ile birlikte astım olarak sonlanır. Alerjik rinit aşamasında daha kolay tedavi edilirken alerjik astımı olan hastalar tedavi sonucu diğer yetişkinlerden farkı olmadan hayatını yaşayabilir. Astım belirtileri ortadan kaldırılabilir. Bu nedenle astım oluşmadan veya oluştuktan sonra tedavi konusunda eğitim almış yetişkin alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilen korkulacak bir hastalık değildir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIM NEDEN OLUŞUR.?

    Alerjik astım dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yetişkinlerde sık görülen bir hastalıktır. Kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısı sonucunda ortaya çıkan bozulmuş aşırı abartılı ve zararlı bağışıklık yanıtına alerji denir. Akciğerlerimizin içindeki hava yollarımızın alerjenlere verdiği yanıta bağlı olarak

    Alerjik astımın adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkar. Alerjik astımın en sık gördüğümüz temel belirtileri sık öksürük, hırıltılı-hışıltılı solunum, nefes sıkışmasıdır. Astımın alerjenler dışında birçok nedeni vardır. Hava kirliği, ortam bulunan kimyasallarda aynı şekilde astıma neden olur. Astım nasıl oluştu sorusunun cevabına göre önlemler de alınabilir. Bu nedenle bu makale tüm astımlı hastalara yardımcı olabilecek önemli bilgiler verecektir.

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi Alerjik astımında en önemli nedeni genetiktir. Genetik ve çevresel faktörler ikisi birlikte ne yazık ki astım olmamıza yol açar. Anne ve/veya babada astım, alerjik rinit, egzama olması astım gelişme riskini arttırır.

    Alerjik astım için en önemli risk faktörü atopik bir yapıya sahip olmaktır. Diğer bir deyişle kişinin genetik olarak alerji geliştirme eğilimine sahip olmasıdır. Alerjik yapıya sahip olan hastalar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde çevrede bulunan alerjenlere karşı IgE dediğimiz antikorlar üretirler ve bu antikorlar daha sonra akciğerlerimizde ki küçük hava yollarında hasarın başlamasına yol açar. Bunun bir göstergesi olarak alerjik rinitin varlığı bu hastada astım gelişimi için önemli risk faktörüdür. Çevresel faktörlerden bir kısmı alerjenler, solunum yolu enfeksiyonları, sigara, hava kirliliği, obesite sayılabilir.

    Hava kirliliği astıma neden olabiliyor

    Özellikle trafik, inşaat sektörü ve endüstriye bağlı hava kirliliği akciğerde hasarlar oluşturarak astıma neden olabilmektedir. Mesleki alerjenlerin bir kısmı özellikle fırıncılarda marangozlarda veya lateks maruz kalan sağlık çalışanlarında astıma yol açabilmektedir.

    Diyet astım gelişmesini etkileyen bir faktördür

    Doğal beslenme, akdeniz tipi beslenme gibi beslenme modellerinin astıma karşı koruyucu olduğu bunun yanında özellikle içinde çok sayıda koruyucu ve katkı maddesi içeren fast food tipi beslenmenin de astım gelişmesine neden olduğu bildirilmektedir.

    Astım oluşumuna neden olanlar nelerdir ?

    Alerjenler, meslek, sigara, hava kirliliği, solunum yolu infeksiyonları, parazitik infeksiyonlar, sosyoekonomik durum, aile büyüklüğü, diyet, ilaçlar, obesite en sık nedenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Astım ataklarına veya yakınmaların sürmesine yol açanlar nedenler nedir ?

    Evin içindeki veya dış ortamdaki Alerjenler, hava kirliliği, solunumsal infeksiyonlar, egzersiz, hiperventilasyon, hava değişimleri, sülfürdioksit, besinler, katkı maddeleri, ilaçlar, psikolojik etkenler, sigara, irritanlar aklımıza ilk gelenler.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIM ŞİKAYETLERİ NEDİR?

    Yetişkin hastalarda ortaya çıkan alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterlidir.

    Alerjik astımın en önemli şikayeti olan nefes darlığı ataklar halinde gelmekte olup özellikle geceleri uykudan hastayı kaldırması tipiktir. Ataklar arasında hastanın genelde nefes darlığı yakınması yoktur. Hastaların bir kısmı nefes darlığı şikayetleri azaldığı kaybolduğu için gün içinde normal hayatlarına devam edebilir. Fakat bir çoğunda nefes darlığı sürekli bir hal alabilir ve hastanın yaşam kalitesini bozarak sürekli geceleri uykudan uyandırmaya, iş gücü kaybına, acile başvurulara, hastaneye yatmalara neden olabilir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM BELİRTİSİ SADECE ÖKSÜRÜK OLABİLİR Mİ ?

    Astımlılarda mutlaka nefes darlığı olmak zorunda değildir. Öksürükle de seyreden astım formaları vardır. Özellikle geceleri gelen ve hastayı uykudan uyandıran öksürük, eforla gelen öksürük yakınmaları olduğunda astım olası bir tanı olarak akla gelmelidir. Özellikle efor ile kimyasal iritanlarla ortaya çıkan öksürük şikayeti olan hastalar bazen hayatlarında kısıtlamaya gidebilir fakat astım bu kısıtlamalara rağmen ilerlemeye devam edebilir. Kronik öksürük şikayetleri altında ilk nedenleri arasında astım gelmektedir. Hastalarda öksürük şikayetine yol açan diğer nedenler tam bir sistemik muayene yapıldıktan sonra dışlanmalıdır. Yetişkinlerinde kronik öksürüğün en sık nedenleri post nazal akıntı sendromu (PNAS), astım ve gastroözofageal reflü’dür (GÖR). Astım, Post nazal geniz akıntısı ve Gastroözofageal reflü, yetişkin hastalarda görülen kronik öksürüğün %93’ünden sorumludur. Sigara içmeyen, antihipertansif ilaç ( anjiotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü ) kullanmayan ve akciğer grafisi normal kişilerdeki kronik öksürük yakınmasının tamamına yakını bu hastalıklara bağlı gelişmektedir. Fakat romatizmal hastalıklardan kalp hastalıklarına kadar birçok hastalığın akciğeri etkilediğini bilmemiz gerekir. Bu yüzden her hasta tam bir fizik muayene ve değerlendirmeden sonra öksürük ile ilişkili olan alerjik astım açısından tetkikleri yapılmalıdır. Öksürük şikayeti de diğer şikayetler gibi iç hastalıkları tarafından değerlendirilmeli sonrasında alerji ile ilgili olarak alerji uzmanları tarafından tetkikleri yapılmalıdır.

    Tüm bu şikayetlerinin nedeni solunum yollarında aşırı duyarlılık vardır. Bu ataklar alerjenler ile temas sonucunda veya toz, duman, koku, egzersiz gibi irritanlar ile tetiklenir. Ataklar geriye döner. Astımın erken döneminde Ataklar arasında hastanın bir şikayeti veya bir muayene bulgusu olmaz. Astım ilerleyen dönemlerinde kalıcı hasarlar artıkça astım şikayetleri devamlı olmaya başlar.

    YETİŞKİNLER NE ZAMAN ALERJİK ASTIM OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMELİ ?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji astım hastalar tarafından erkenden fark edilebilse de bazen tanı koymada güçlüler yaşanmaktadır.

    Alerjik hastaların bir çoğu aslından şikayetlerinin ilerlediği zaman doktora gitme ihtiyacı duyar. Halbuki alerjik astım hastaları alerjik rinit veya saman nezlesi dediğimiz burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı hapşırma şikayetleri olduğunda alerji uzmanlarına başvursa belki de astımın % 40 engellenmiş olacak. Astım bilindiği gibi alerjik rinit tekrarlayan geçmeyen sinüzit burun eti ( nazal polip ) olan hastaların % 40 ile % 60’ında birlikte görülür.

    Alerjik astım olabileceğimizi hangi durumlarda düşünmeliyiz ? Aşağıdaki soruların cevapları evetse alerjik astım olabilirsiniz

    Son 1 yılda göğsünüzde hırıltı veya ıslık sesi duydunuz mu?

    Son 1 yılda herhangi bir zamanda gece nefes darlığı atağı ile uyandınız mı?

    Son 1 yılda gece her hangi bir zamanda öksürük atağı ile uyandınız mı?

    Son 1 yılda her hangi bir zamanda göğsünüzde sıkışma hissi ile uyandınız mı?

    Her hangi bir zamanda zorlu bir egzersizi takiben nefes darlığı atağı yaşadınız mı?

    Her hangi bir zamanda gündüz şartlarında dinlenme halindeyken nefes darlığı atağı yaşadınız mı?

    Her hangi bir ataktan sonra kendinizi iyi hissediyor musunuz yoksa şikayetleriniz sürekli mi ?

    Eğer bu sorulardan birine “evet” dediyseniz yakınmalarınız evde, iş ortamında uzakta veya seyahatte az veya yok muydu ? sorusu sizin şikayetlerinizden sorumlu alerjen ile temas ettiğinizde ortaya çıktığını gösterir.

    Ailesinde alerjik astım şikayetleri ve tanısı olanların bu soruları kendine sorması daha önemlidir. Özellikle alerjik burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı ve hapşırma şikayetleri başlayan hastalar ailesinde astım varsa mutlaka alerji uzmanları tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİN ALERJİK ASTIMLI HASTA DOKTORA GİDERKEN NE HAZIRLIK YAPMALI ?

    Yetişkin hastalarda ortaya çıkan alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterizedir. Alerjik astım için sorduğumuz sorulara yanıtınız evetse alerjik astım şikayetleriniz varsa alerjik astım teşhisi için doktora giderken nasıl hazırlık yapmalıyım? Nelere dikkat etmeliyim biliyor muyuz? Eğer bilmiyorsanız bu yazımızı okumalısınız.

    Alerjik astım belirtileri varsa Yetişkin Alerji Uzmanına başvurabilirsiniz

    Sizde alerjik astım belirtileri varsa alerjik hastalıklar uzmanlarına başvurabilirsiniz. Çünkü alerji uzmanları alerjik astım ve alerjik hastalıklar konusunda eğitim almış ve bu eğitim sonucu alerji uzmanlık diploması almış ve aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan yeni adıyla immünoloji ve alerji hastalıkları uzmanı olan uzmanlardır.

    Yanınızda kullanmakta olan ilaçları getirmeniz iyi olur

    Alerji uzmanına giderken kullanmakta olduğunuz ilaçları da yanınızda getirmeniz faydalı olacaktır.

    Mümkünse bir hafta öncesinde bazı ilaçları almayınız

    Özellikle gerekli değilse alerji ilaçları ( antihistaminikler ), öksürük ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları antidepresan ilaçların doktorunun kontrolünde 1 hafta öncesinden başlayarak kullanmamak gerekiyor. Çünkü eğer alerji testi gerekirse bir hafta öncesinden bu ilaçları kullanmamak gerekiyor. Nefes açıcı sprey ve buharlar alerji testini etkilemez. Sadece parasetamol içeren ateş düşürücüler ve antibiyotikler de alerji testini etkilemez. Ancak bazı ilaçları zorunlu kullanmak gerekiyorsa öncelikle hastanın şikayetlerinde azalma kontrol ve rahatlama olması gerekir. Gerekli testler rahatlama sonrası yapılabilmektedir.

    Daha önce yapılmış tahlil ve röntgen tahlillerini yanınızda getirin

    Öncelikle daha önce yapılmış tahlilleriniz, röntgen filmleriniz varsa mutlaka yanınızda getirmeniz gerekiyor. Çünkü muayene sonuçlarına göre gerekli tahliller ve röntgen filmi çekilebilir. Daha önce yapılmış tahlillerin yeniden yapılmasının önüne geçmek gerekir.

    Açlık veya tokluk önemli değildir

    Alerji testi gerekebileceği için aç olarak gelmeye gerek yoktur. Açlık veya tokluk önemli değildir. Bu nedenle tok gelmesi daha iyi olacaktır.

    Sonuç olarak;

    -Yetişkin alerji uzmanına giderken yanınızda kullandığınız ilaçları da götürün.

    -Gerekli değilse 1 hafta öncesinden alerji ilaçları, öksürük ilaçları ve soğuk algınlığı ve antidepresan ilaçlarını doktorunuzla görüşüp kesin.

    -Açlık veya tokluk önemli olmadığı için tok gelebilirsiniz.

    -Daha önce yapılmış tahlil ve çekilmiş filmleri yanınızda getirin.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIMIN TEŞHİSİ NASIL YAPILIR ?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterizedir. Astım şikayetleri olan hastalarda alerjik astım tanısı nasıl konulur. Alerjik astım testleri nelerdir sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

    Alerjik astım teşhisi için astım belirtileri sorgulanmalıdır

    Alerjik astım tanısının konulmasında hastanın şikayetlerinin ve hikayesinin doğru bir şekilde alınması ayrıca hekim tarafından muayene edilmesi çok önemlidir. Hasta bazen atak sırasında görülebilir ve bu sıradaki muayene bulguları tanıda yardımcı olabilir fakat çoğu kez hasta atak sonrasında alerji uzmanına tarafından görülür ataklar sonrasında hastada muayene bulgusu olmayabilir.

    Bu yüzden iyi bir şekilde hastanın hikayesinin ve şikayetlerinin alınması önemlidir. Alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile görülür.

    Bunun dışında spor veya egzersiz sonrası öksürük veya akciğerde hırıltı olması, her grip sonrası öksürük olması, mevsim geçiş ayları ile birlikte sık sık öksürük görülmesi alerjik astım için önemlidir.

    Alerjik astım teşhisinde muayene bulguları önemlidir

    Alerjik astım belirtileri sorgulandıktan sonra muayeneye geçilir. Muayene bulgusu tamamen normal olabilir. Ancak öksürük belirtileri olduğu dönemde akciğerde hırıltı duyulabilir. Özellikle hastalar tarafından nefes alıp verirken ıslık sesine benzer bir ses geldiğini söylenir. Bazen sırtını bile dinlemeden uzaktan bile nefes alıp verirken bir ses duyulabilir. Nefes sıkışması görülebilir. Alerjik astım belirtileri olmadığı dönemlerde akciğerler tamamen normal görülebilmektedir.

    Alerjik astım teşhisinde gerekli testler yapılmalıdır

    Alerjik astım belirtileri sorgulandıktan ve muayene edildikten sonra tetkiklere geçilir. Astım şikayeti olan hastalarda alerji testi yapılması gereklidir. Astımlı hastaların % 60 ile % 80 ‘ i alerjik astımdır bu yüzden alerji testleri önemlidir. Solunum fonksiyon testi, kan tetkikleri, akciğer filmleri gibi tetkiklerinden gerekli olanları yapılır. Çıkan sonuçlara göre de alerjik astım olup olmadığına karar verilir

    Alerjik astım teşhisinde alerji testi çok önemlidir

    Alerjik astım teşhisinde alerji testi çok önemlidir. Alerji cilt testlerinin yapılması astımın alerjik olup olmadığını gösterecektir. Astımlı hastaların alerji yönünden incelenmesi mutlaka gereklidir.

    Astımın alerjik olması durumunda, alerjik olunan alerjenlerden kaçınmak ve astım tedavisinde çok önemli bir yere sahip olan aşı tedavisi gibi ilaç tedavisine iki seçenek daha ilave olmaktadır. Alerji testiyle neye bağlı alerji olduğu, alerjinin derecesi ve test sonrasında uygunda hangi alerjenle alerji aşısı yapılabileceğine karar verilir. Alerji testi ilk öncelik ciltten yapılmasıdır.

    Ciltten yapılan alerji testleri kandan yapılan alerji testine göre en doğru sonucu verir.

    Çünkü kandan yapılan alerji testi testin yapıldığı cihazın kalitesine göre değişirken ciltten yapılan alerji testi daha doğru sonuç vermektedir. Alerjik astım teşhisi için ciltten alerji testi her yaşta yapılabilmekle birlikte genelde çocuklarda 2-3 yaşından sonra ve tüm yetişkin hastalarda her yaşta yapılmaktadır. Alerji testinin alerji uzmanları tarafından yapılması doğru teşhis ve tedavi ve alerji aşısı başlanıp başlanmayacağı konusunda karar verilmesi bakımından çok önemlidir.

    Alerji hastalıkları uzmanı olmayan Göğüs hastalıkları veya KBB uzmanları tarından yapılan testler yanlış yorumlanmaktadır. Alerji uzmanları dışındaki hekimlerin alerji aşılarını başlamaya yetkisi bulunmamaktadır. Alerji hekimleri dışındaki göğüs hekimleri ve kbb hekimleri tarafında yanlış yapılan testler uzun bir süre yanlış aşı veya gereksiz aşı tedavilerine yol açabilir.

    Alerji teşhisi için alerji testinden bir hafta öncesinde bazı ilaçlar kesilmelidir.

    Alerjik astım teşhisi için alerji testi yapılması için bir hafta öncesinde öksürük ilaçları, alerji ilaçları ( antihistaminikler ) soğuk algınlığı ve antidepresan ilaçları kesilmelidir. Özellikle dekonjestan veya antihistaminik içeren ateş düşürücü ilaçlar mutlaka doktora sorularak kesilmesi gerekir. Ancak fazla şikayeti olan hastalarda öncelikle hastalık şikayetlerinin azaltılması daha sonra ilaçlar kesildikten bir hafta sonra alerji testinin yapılması daha uygun olur.

    Alerjik astım teşhisi için eğitim önemlidir

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi Alerjik astım teşhisi için eğitim önemlidir. Alerjik astım konusunda özel eğitim almış ve bu konuda etkin olan uzmanlar alerji uzmanlarıdır. Yetişkin alerji uzmanları alerjik astım ve alerji hastalıkları konusunda eğitim alarak yetişkin alerji uzmanı diploması olan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan uzmanlardır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım teşhisi için öncelikle alerji astım belirtileri sorgulanır.

    -Alerjik astım belirtileri olan hastalar muayene edilir.

    -Alerjik astım muayenesi sonrası gerekli testler yapılır.

    -Alerjik astım teşhisinde alerji testlerinin alerji uzmanlarınca yapılması önemlidir.

    -Alerjik astım teşhisinde eğitim önemlidir ve bu konuda özel eğitim alan uzmanlar alerji uzmanlarıdır.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM NASIL TEDAVİ EDİLMELİDİR?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji uzmanları tarafında tetkikleri yapılan ve alerjik astım tanısı konan hastalar için en önemli sorun tedavi nasıl yapılacağıdır. Alerjik astım tedavisi mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmadır. Bu makalede Alerjik astım tanısı konulduktan sonra tedavi nasıl yapılmalıdır sorusunu cevaplamaya çalışacağız

    Alerjik Astım Tedavisinde Doğru Teşhis Önemli

    Alerjik astım teşhis için yapılan tetkiklerin alerji hekimleri tarafından yapılmasının önemi özellikle tedavini nasıl yapılacağının belirlenmesi açısından çok önemlidir. Alerjik astım tedavisi için öncelikle doğru teşhisin konulması gerekiyor. Alerjik astım için yapılan tetkiklerin doğru yapılması ve doğru yorumlanması doğru teşhis konulması için önemlidir. Yanlışlıkla alerjik astım teşhisi alan hastalar boşu boşuna uzun yıllar astım ilaçları kullanmak zorunda kalabilir. Bunun dışında alerjik astım teşhisi konulamazsa alerjik astım teşhisi atlanmış ve sık sık hastalanma nedeniyle hastanenin acil servisine nefes darlığı nedeniyle gitmek zorunda kalacak ve gereksiz antibiyotikler kullanılmaya neden olacaktır. Bu nedenler alerjik astımın doğru teşhisi çok önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisi birçok basamaktan oluşmaktadır.

    Alerjik astım tedavisinde tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi ilk önce korunma ile başlar sonrasında ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere beş basamaklıdır.

    Alerjik Astım Tedavisinde Korunma Tedavisi

    Alerjik astım tedavisinde korunma denilince alerjik astıma neden olan ve tetikleyen faktörlere karşı korunma tedavisidir. Korunma tedavisinde mümkün olduğunca alerjenlerden korunma ve tetikleyicilerden korunma şeklinde olabilir. Alerjik astım gelişimine neden olan nedenlerden korunma yöntemlerine uyulması hasta için çok önemlidir. Alerjiye yol açan alerjenlerden korunmak ileride uygulayacağımız ilaç tedavilerini ve tedavi yöntemlerini de etkilemektedir.

    -Alerjenlerden Korunma

    Alerjenlerden korunmak özellikle alerjik hastalıklar için çok önemlidir. Alerjik astıma yol açan alerjen tespit edilebilirse alerjik astımına neden olan alerjenlerden korunma gündeme gelir. Örneğin ev tozu mite alerjisi varsa hayatımızda çok fazla yer tutan eşyalar içinde yaşayan mite’lardan korunma önlemeleri alınmalıdır. Polenlere alerji varsa özellikle yurtdışında daha fazla olan polen takvimleri ve polen sayımları ile polenlerin yoğun olduğu dönemlerde polenlerden korunma önlemleri alınmalıdır. Kedi, köpek gibi hayvan tüylerine karşı alerji varsa hayvan tüylerinden korunma önlemleri alınmalıdır. Mesleki olarak alerjenlere maruz kalanlarda bu alerjenlere karşı işyerinde önlem alınması önemlidir. Önlem almamıza rağmen kaçamadığımız alerjenler için aşı tedavisi ( immunoterapi ) en önemli tedavi seçeneğidir.

    -Tetikleyicilerden Korunma

    Alerjik astım ataklarının ortaya çıkmasından en önemli tetikleyicilerde birisi kış sezonlarında daha fazla karşımıza çıkan tekrarlayan viral enfeksiyonlar olan grip salgınlarıdır. Tetikleyicilerden korunmada en önemli korunma gribe karşı korumadır. Gribe karşı korunmada grip mevsimi öncesi olan Eylül ayında grip aşısı yapılması tavsiye edilebilir. Alerjik astımlı kişiler kokulara karşı çok hassastır. Astımda zamanla gelişen aşırı bronş hiperreaktivitesi veya aşırı hassasiyet nedeniyle keskin kokulu parfümlerden kaçınılması ve parfümsüz deterjanlarla temizlik yapılması ve temizlik malzemelerinin kokusuz olanlarının tercih edilmesi faydalı olacaktır.

    Bütün astımlı hastalar için en önemli sorunlardan ve tetikleyicilerden birisi sigaradır. Sigara bütün hava yollarını direkt olarak etkileyen bir çok zararlı madde içermektedir. Hem kronik obstrüktif akciğer hastalığı (kronik bronşit + amfizem) hem de astım gibi sigara ile ilişkili akciğer hastalıklarında kalıcı ve devamlı süren hava yolu hasarı meydana getirmektedir

    Sigara içmek astımlı hastalarda akut astım ataklarını tetikleyebilmektedir; bunun yanında astım ağırlığı ile sigaraya maruziyeti arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Çocukluk yıllarında sigara maruz kalmak bile ileride astım için çok büyük bir risk oluşturmaktadır. Son dönemdeki bilgilerimiz aktif sigara içiminin erişkinlerde astımın başlangıcı için önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.

    Yetişkin hastalarda özellikle kronik öksürük şikayeti birçok hastalıkla birlikte olabileceği için sistemik muayenesi yapılmalıdır. Kronik öksürüğün sebeplerinde biri olan reflü de tetikleyici faktördür ve reflü belirtisi olan hastalarda reflü tedavisi önerilir.

    Alerjik astım ile birlikte çok sık görülen alerjik rinit veya saman nezlesinin tedavisinin birlikte verilmesi gereklidir. Alerjik rinite bağlı olarak burun tıkanıklığı olan hastanın burun tıkanıklığı giderilmediği sürece bütün alerjenler için en kolay yo olan ağızdan nefes alma başlar ve direkt olarak alerjenler akciğerin içine ulaşırlar. Alerjik riniti tedavi edilmeyen hastaların alerjik astımı da tedavi edilemez. Egzama varsa egzama tedavisi verilmesi alerjik astım tedavisi başarısını artırmaktadır.

    Yetişkinlerde Alerjik Astımı tetikleyenlerden Kaçınmak önemli midir.?

    Özellikle obezite alerjik astım gelişimine katkıda bulunmaktadır. Çünkü obezlerde yağ hücreleri astıma neden olan bazı maddeler salmaktadır. Bu nedenle obezite olanların kilo vermeleri ve obeziteden kaçınmak faydalı olacaktır. Özellikle fast-food beslenmek astım ataklarını tetikleyebilmektedir.

    Hava kirliliği şehir hayatının getirdiği en büyük sorunlardan biridir. Özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde dışarıda fazla kalınmaması gerekir ayrıca yine hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde pencerelerin açılmamasına dışarıdaki kirli havanın odanın içerisine girmesi engellenmelidir. Gerekirse odada hava odasını temizlemek için hava filtre cihazları kullanılabilir.

    Sigara içimi ile alerjik hassasiyetin oluşumu ve ileride oluşabilecek astım arasında kesin bir ilişki vardır. Bu sebeplerden dolayı alerjik astım olsun veya olmasın sigarayı bırakmaya yönlendirmeli ve pasif sigara içiminden de korunmalarını sağlamalıyız.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisinde İlaç Tedavisi nasıldır?

    Alerjik astım tedavisinde rahatlatıcı ve iyileştirici tedavi olmak üzere iki türlü ilaç tedavisi vardır.

    -Alerjik Astım Tedavisinde Rahatlatıcı İlaç Tedavisi

    Alerjik astımlı hastalarda en önemli şikayet nefes darlığıdır bu yüzden biran önce nefes darlığının giderilmesi gereklidir. Alerjik astım tedavisinde rahatlatıcı ilaç tedavisinde ilaçlar bronşlarda genişleme yaparak öksürük ve nefes sıkışmasında rahatlama sağlar. Sadece öksürük, akciğerde hırıltı ve nefes darlığı olduğu dönemlerde 1-2 hafta süreyle kullanılmaktadır. Tek başına kullanıldığında sadece şikayetleri ortadan kaldırabilir ama alerjik astımı iyileştirmez.

    -Alerjik Astım Tedavisinde İyileştirici Tedavi

    Alerjik astımın tedavisi için gerekli olan en önemli ilaçlar kontrol edici olan iyileştirici tedavilerdir. Kortizon içeren ve içermeyen ilaçlar vardır. Bu tedaviler akciğerlerdeki alerjik astım nedeniyle gelişen hasarı düzeltmek için kullanılmaktadır. Çoğu kez rahatlatıcı ilaçlarla birlikte kullanılırlar astımın durumuna bağlı olarak uzun süreli kullanılır. Hastalar tarafından çoğu kez kortizon içerdiği için kullanılmak istenmeyen ilaçlar aslında içerdikleri kortizon çok az miktardadır ve dozları hastaya zarar vermeyen dozlar olarak ayarlanması gerekir. Kortizon içeren ilaçlar uygun verilirse hep korkulan kortizonun zararı olmayacaktır.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisinde Alerji Aşı Tedavisi gerekli midir ?

    Alerjik astım tedavisinde alerji aşısı çocuklarda olduğu gibi yetişkin hastalarda da etkili bir tedavidir. Alerjik astım hastalığında şikayetlere yol açan alerjenlerden uzak kalmak çok önemlidir. Kedi, köpek, lateks gibi bazı alerjenlerden uzak kalınırsa şikayetler kontrol altına alınır. Çok daha yaygın bulunan ev tozu veya polenler ile teması kesmek mümkün olmamaktadır. Bu durumda bu alerjenlere karşı vücudumuzda tolerans geliştirerek benzer şekilde şikayetlerin kontrol altına alınmasını sağlar. Yani daha fazla alerjen kontrollü olarak alerji hekimleri kontrolünde vücudumuza verilmesi ile aşı tedavisi (immünoterapi) ile sağlanır. Alerji aşıları dilaltı ve cilt altı enjeksiyon aşısı olmak üzere iki tiptir. Dil altı aşısı da damla, sprey ve tablet aşısı olmak üzere 3 tiptir. Dilaltı sprey ve damla aşılar ne yazık ki artık üretilmemektedir. Cilt altı enjeksiyonlar da daha etkili tedavi yöntemidir. Alerji aşıları alerjik astımın nedeni olan alerjiye karşı vücudu alıştırmakta ve bağışıklığı artırıp bronşların zarar görmesini engellemektedir. Alerji aşıları ile alerjik astım kontrolü sağlandığı gibi tedavi sonrasında tamamen ortadan kaldırılması da mümkün olabilir. Alerji aşıları başladıktan sonra ilaç ihtiyacını azaltmakta ve hatta ortadan kaldırmaktadır. Alerji aşılarında kortizon ve hormon bulunmaz sadece alerjenler bulunur.

    Aşı tedavisi (İmmünoterapi) alerjik hastalıkların doğal gidişini değiştiren tek tedavi yöntemidir. Bu nedenle İmmünoterapiye erken dönemde başlanılmalıdır. İmmünoterapi en son başvurulacak bir tedavi seçeneği olarak değil, hastalığın erken döneminde ilaç tedavisine ek olarak uygulanan bir tedavi seçeneği olmalıdır.

    -Alerjik Astım Tedavisinde Tamamlayıcı Tedavi

    Alerjik astım tedavisinde tamamlayıcı tedavi korunma, ilaç tedavisi ve alerji aşısı yanında verilen destek tedavisine tamamlayıcı tedavi denilmektedir. Birçok yöntem uygulanmış ancak bilimsel olarak önemli bir faydası bulunmamıştır. Özellikle akapunktur, biorezinans, homeopati gibi tamamlayıcı tedavilerde bilimsel olarak çok faydalı olduğunu yönelik sonuçlar saptanmamıştır. Bitkisel tedavi yolları denenebilir fakat bazı bitkilerin tedaviden çok zararı olabileceği de unutulmamalıdır.

    Alerjik Astım Tedavisinde Eğitim

    Alerjik astım tanısı konulduktan sonra en önemli sorun tedavi çünkü astım tedavisi için uygulana tedaviler uzun yıllar devam edebilmektedir. Bu yüzden alerjik astım tedavisinde eğitim çok önemlidir. Özellikle astım için kullanılan ilaçların nasıl kullanılacağı konusunda eğitim verilmesi ve ilaçların doğru kullanılması çok önemlidir. Aksi takdirde ilaçların yanlış kullanılması tedavi başarısızlığına neden olacaktır. Ayrıca astım tedavisi bir bütün olarak bakıldığında korunma tedavisi, ilaç tedavisi ve özellikle 3-5 yıl sürebilen aşı tedavisinde alerjik astımlı hastalara eğitim verilmesi önemlidir.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavisi için doğru teşhis önemlidir.

    -Alerjik astım tedavisi bir bütün olarak değerlendirilmeli ve tedavideki bütün basamaklar ; korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim birlikte yapılmalıdır

    -Alerji uzmanlarının kontrolünde uygulanan Alerji aşısının başarısı yüz güldürücüdür.

    -Alerjik astım tedavisinde ilaçların nasıl kullanılacağının eğitimi çok önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Neler Olur?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji uzmanları tarafında tetkikleri yapılan ve alerjik astım tanısı konan hastaların ileri yıllarda daha büyük sorunlara dönüşmeden tedavilerinin yapılması gereklidir. Alerjik astım tedavisi mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmadır. Alerjik astım tedavisi yapılmadığında ciddi sorunlara neden olur. Tedavi edilmediğinde ne gibi sorunlar oluşabilir sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Akciğerler Etkilenebilir

    Alerjik astım tanısı konan hastaların asıl tanı konulduktan sonra en önemli kısmı tedavi oluşturmaktadır. Uzun ve çeşitli ilaç tedavileri ile birlikte aşı tedavisini içeren tedavi basamakları hasta için çok önemlidir. Alerjik astım tedavi edilmezse sık öksürük, nefes darlığı şikayetlerinde artış olur. Balgam çıkarılamaz. Bunun sonucunda zatürre gelişebilir. Sık tekrarlayan Zatürre atakları sonucunda akciğerlerde kalıcı hasara yol açabilir. Tedavi edilmeyen alerjik astım ne yazık ki aynı şekilde kalmaz daha fazla ilerler ve tedavisi zor astım haline gelir bununla birlikte Astım atakları nedeniyle sık sık hastanelerin acil servislerin de yatırılmak zorunda kalınabilir.

    Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Akciğerlerde Kalıcı Hasarlar Gelişebilir

    Alerjik rinit yani burun akıntısı tıkanıklık şikayetleri ile başlayıp alerjik astıma dönüşebilen bu hastalık daha sonra tedavi edilmezse bronşlarda kalıcı hasarlar gelişir. Bunun sonucunda da ömür boyu sürecek olan tedavisi daha zor astım gelişir.

    Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Yüksek Doz İlaçlar Gerekebilir

    Alerjik astım tedavi edilmezse sık öksürük, sık nefes darlığı gelişir. Kış aylarında daha fazla artış gösteren sık sık hastalanıp hastaneye yatmak zorunda kalınır. İleride zor astım olarak adlandırdığımız tedavisi daha zor ve birçok ilaç yanıt vermeyen astım haline gelirler

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavi edilmezse zatürre gelişebilir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse akciğerlerde kalıcı hasarlar gelişir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse yüksek doz ilaçlar ve antibiyotik ihtiyacı ortaya çıkabilir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse yüksek doz ilaçlara yanıt alınamayan ileride tedavisi daha zor olan zor astıma dönüşebilir.

    Yetişkinlerde ortaya çıkan Zor astım nedir ve nasıl tedavi edilir.?

    Alerjik astım yetişkinlerde sık görülen uzun sureli bir hastalıktır. Alerjik astımın başlıca belirtileri sık öksürük, nefes sıkışması ve göğüs ağrısıdır. Alerjik astım tedavisi korunma, ilaç tedavisi, alerji aşıları, tamamlayıcı tedaviler ve eğitim olmak üzere beş basamaktan oluşmaktadır. Alerjik astım tedavi edilmezse ciddi sorunlara neden olabilir. Tedavi edilmediği zaman tedavisi daha zor olan Zor astım haline gelebilir. Zor astım tedavisi nasıldır ? ve yeni geliştirilen ilaçlar var mı ? ile ilgili soruları cevaplamak için bu makaleyi yazdık

    Zor Astım nedir ?

    Zor astım klinisyenlerin tedavisi zor olan astımda kullandıkları, tanımı hala tartışmalı bir terimdir. 6-12 aylık bir sürede standart tedaviyle kontrol edilemeyen, ağır astımlı, kortizona bağımlı ya da kortizona dirençli astım olgularını içermektedir. Astım ataklarının sıklığına, semptomların başlangıç hızına, hastalığın süresine ve tedaviye cevap durumuna göre değişik şekilleri mevcuttur. Özellikle uzun süre alerjen maruziyeti sonrasında ortaya çıkan ve tedaviye yanıt vermeyen ağır astımda Anti IgE tedavi yeni bir tedavi seçeneği olarak kullanılmaktadır. Alerjik astımlı hastaların hayat kalitesini ve ilaç kullanımını ve acil yatışlarını azalttığı gösterilmiştir.

    Anti IgE TEDAVİ NEDİR ?

    Astımlı hastaların tedavisinde yeni kullanılan ilaç Anti IgE olarak adlandırılan tedavidir.

    Astım en sık nedeni olan alerjik hastalıklarda en önemli madde alerjenlere karşı oluşan IgE adını verdiğimiz antikorlardır. Dolaşımda yer alan IgE’ler alerji hücrelerin üzerine yerleşir ve sonrasında alerjen ile temas ettiğimizde nefes darlığı, hırıltı ve balgam gibi şikayetlere yol açan kimyasal maddelerin salınmasına yol açar. Anti IgE tedavi dediğimiz ilaç dolaşımdaki IgE’ leri bağlayarak alerji hücresinin üzerine yapışmasını engeller ve bu şekilde alerji hücrelerinden kimyasal maddelerin salınması engellenmiş olur.

    Anti IgE tedavi ne zaman kullanılır?

    Anti-IgE inhaler kortizonlarla kontrol altına alınamayan ağır alerjik astımı olan, tedavisi zor olan yıl boyu bir allerjene (akar, küf, ev hayvanı) duyarlı hastalarda kullanılabilir. Anti IgE tedavi şikayetlerin kontrol altına alınmasını sağladığı ayrıca rahatlatıcı ilaç kullanma gereksinimini, ve astım alevlenmelerin azalmasını sağladığı gösterilmiştir.

    Anti IgE tedavi yanıtı nasıl değerlendirilir. ?

    Yeni geliştirilen bu ilaçlar ile zor astım tedavisi sağlanabilmektedir. Zor astımlı hastalar alerji uzmanları tarafından muayene edilip değerlendirildikten sonra tedaviye 2 haftada bir veya 4 haftada bir olacak şeklinde kola iğne şeklinde yapılarak tedavi edilmeye başlanır.

    Tedavinin 16. haftasında hastanın tedaviye yanıtı şikayetlerin azalmasına, rahatlatıcı ilaç kullanımının ve alevlenmelerin azalmasına bakarak değerlendirilir. Son veriler uzun süreli tedavi sonrasında Anti IgE tedavi kesilmesine rağmen şikayetleri geri gelmediğini göstermektedir. Sadece Alerji uzmanlarının bulunduğu ve tedavi için uygun şartların sağlandığı merkezlerde yapılmalı ve uygulama sonrası hastalar en az iki saat bekletilmelidir.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavi edilmezse zor astıma dönüşebilir.

    -Alerjik zor astım Anti IgE ile tedavi edilebilir.

    -Alerjik zor astım tedavisinde kullanılan Anti IgE tedavi ile astım atakları ve ilaç kullanımı azalabilir.

    -Alerjik zor astım tedavisinde kullanılan Anti IgE tedavi sadece alerji uzmanları tarafından yazılabilir ve uygulanabilir.

  • Toplumun Kanayan Yarası Şiddet

    Toplumun Kanayan Yarası Şiddet

    Her gün televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde farklı şehirlerde olsa da aynı kaderi paylaşan milyonlarca kadının hem fiziksel hem de psikolojik şiddetine şahit oluyoruz. Öncelikle şiddet toplum sağlığının en büyük sorunlarından birisidir. Şiddet ülkemizde ve dünyada git gide artan ve ölüme neden olan ciddi bir kavramdır. Erkeğin kadına şiddet uygulamasının nedenleri arasında: birinci sebep cinsiyet ayrımı, erkeğin kadın üzerinde kendi egemenliğini kurmak istemesi, güç gösterisi, kontrol ve denetim altında tutmak, ekonomi… Hepsi kadına yönelik şiddetin başlığı altında toplanabilir. Şiddete maruz bırakılan kadınlar çaresiz ve güvensizlik içinde yaşamaya devam ederler. Belki de erkek şiddetin boyutunu arttırarak kadının ölüme neden olur.

    Bir candan bahsettiğimizi unutmamalı ve şiddetin o yaygın ‘cinnet’ hali diye adlandırılmamalıdır. Şiddetin kimi durumların haricinde ( alkol ve madde kullanımı ) kontrol kaybı olduğunu düşünmüyorum. Bir seçim, zor kalma durumunda erkeklerin kendini net bir şekilde ifade edemediği durumlarda kaldırılan bir yumruk olarak adlandırıyorum. Peki, bu şiddet türlerini ne kadar iyi biliyoruz. Hangi şiddet türüne maruz kaldığınızı biliyor musunuz?

    ŞİDDET TÜRLERİ

    1)FİZİKSEL ŞİDDET: Doğrudan temasla bedene zarar vermedir. Tehdit edici beden hareketleri, jest ve mimikler, yüksek ses her türlü tutum ve davranış fiziksel şiddettir. Fiziksel şiddetin en sık rastlanan tutumları;

    • Yumruk atmak, tokat atmak, bağırmak, tekmelemek

    • Sert bir cisim fırlatmak, boğazını sıkmak, bağlamak

    • İntihar etmeye zorlamak

    • Kasten öldürmek

    • Bir yerlere kitleme

    2)PSİKOLOJİK ŞİDDET: Kızgınlık, öfke ve nefret göstermek, kendini yetersiz hissettirmek, suçluluk duygusu oluşturmak, aşağılamak, alay edip sürekli eleştirmek, küçük düşürmek, zayıf noktalarından devamlı vurmaya çalışmak psikolojik şiddetin en temel unsurlarıdır. Psikolojik şiddet gözle görülmese de kişinin içinde büyük ve kapanması zor yaralar açmaktadır. En sık rastlanan tutumları;

    • Duygusal ihtiyaçlarını (aşk, sevgi, destek, değer) karşılamamak

    • Yaralayıcı ve küçük düşürücü davranışlara maruz bırakmak

    • Fiziksel görüntüsü, kişiliği, ailesi hakkında hakaret etmek ve onurunu kırmak

    • Başkalarının yanında hakaret etmek, küfür etmek

    • Hastalıklı, zayıf, muhtaç ve bağımlı hissettirmek

    3)EKONOMİK ŞİDDET: Günümüzde öyle bir zamana geldik ki sevgiden, ahlaki değerlerden, saygıdan daha değerli olan para tehdit ve kontrol edici bir unsur haline gelmiştir. Yaşamın devam etmesi, ihtiyaçların karşılanması için para cezalandırmak için kullanılırsa ekonomik şiddet söz konusu olur. Ekonomik şiddetin başlıca örnekleri;

    • Kişinin çalışmasına izin vermemek, çalıştığında ise yükselmesine izin vermemek

    • Kişiyi parasız bırakmak veya küçük miktarlarda para bırakarak gündelik işlerini halletmesini beklemek

    • Para biriktirmesine, hesap açmasına kendi ayakları üstünde durmasına engel olmak

    • Para için yalvartma veya maddi gelirini sömürmek

    • Zorla borç almak, kredi çektirmek

    Türkiye gelişiyor derken gerileyen bir unsur var ki oda şiddet. Tüm dünyada kadınlar şiddet kurbanı olmaya devam ediyor! Hangi şiddet türü olursa olsun, şiddetin her türlüsü fiziksel ve ruhsal açıdan kalıcı hasarlar bırakır. Kadına uygulanan şiddetin ortaya çıkması çok sayıda faktörlere bağlıdır.

    Toplumsal rol faktörleri; kadın ve erkeğe yüklenen roller ve modeller. Şöyle bir örnek verecek olursam; Kadına ve erkeğe rol vermeye anne karnında başlamıyor muyuz? Aman oğlum olacak, her şeyi mavi olsun! Evimizin oğlu! Ah kızım sana şimdi pembe bir oda takımı alırız, anasının kızı işte! Büyüdüğünde annene ev işlerine yardım edersin! Erkeğe araba, silah almayı, kız çocuğuna da bebek almayı aman ihmal etmeyin! Küçüklükten aşılamış olduğumuz bu roller küçücük bedenlere zorla ebeveynler tarafından aşılanır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 48 ülkede yürütülen bir araştırmada kadına yönelik şiddetin yerleşik kadın-erkek rolleriyle haklı gösterilmeye çalışıldığını göstermektedir. Peki ya atasözlerimiz? ‘Kızını dövmeyen dizini döver.’ ‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.’ Şiddeti meşrulaştıran faktörler arasında sayabiliriz. Maalesef çocuk yetişmeyi bilmeyen bir toplumuz. Toplumumuz ilerlese de hala ‘sen söyle erkeksin’ hâkim… Görev bölümü çok erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda erkek kendi egemenliğini ortaya çıkarıyor. Aslında bunları biz yaratıyoruz. Ebeveynlerin üzerine düşen çok fazla görev var. Çocuk ailede ne görürse onu rol model alarak ileriye taşır.

    Değinmek istediğim şiddete dur demeye küçük yaşlarda engellemek, geleceğe sevgi ve ahlaki değerlerin şiddetle değil saygı ile var olacağını aşılamak gerekir. Şiddetin her geçen gün artması faktörleri arasında şiddet döngüsü dediğimiz durumun gerçekleşmesi söz konusudur. Beni seviyor da dövüyor! Evimi bırakıp gidemem! Bir gün dövmekten vazgeçer umudu! Diye diye kadınlarımız maalesef ki canice şiddete ve ölüme maruz kalıyor. Yapılan araştırmalar sonucu; her 2 kadından birisi şiddete maruz kalıyor. Her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Diğer araştırmalara göre, şiddete maruz kalan kadınların 44%’ü maruz kaldığı şiddeti, en yakınlarına dahi anlatmıyor. Kadınların 89% ‘u destek almak için hiçbir kuruma başvurmuyor.

    Peki, bunun için neler yapılmalı? Cumartesi sabahı elinize çayınızı alıp dikkatle okumanızı ve çevrenizdekilerle paylaşmanızı diliyorum. 

    • Kadına yönelik şiddetin sona ermesi için çözüm odaklı kuvvetli bir devlet politikası ve şiddeti önleyici tutumun geliştirilmesi gerekir. Emniyette ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Cinsel Suçlarla Mücadele’ etme gibi ayrı bir birimin açılması gerektiğini düşünüyorum.

    • Hukuki hakların zayıf olduğu, politikaların yetersiz ve uygulama bakımından eksik olduğu gözler önünde. Verilen cezaların yüksek cezai yaptırımlar olmasını sağlayacak şekilde tekrar düzenlenmelidir. 

    • Kadın ve erkeklerin toplum içinde eşit konumda olması için toplumsal cinsiyet rol modellerin adaletini sağlamaya özen gösterilmeli. Herkes kendi üstüne düşen görevi yapmalı. 

    • Kadın odaklı çalışmaların yanı sıra ben erkeklere de eğitim verilmesinden yanayım. Tabi kültürel örf ve adet, ataerkillik buna ne kadar müsaade eder tartışılır…

    • Özellikle medyaya baktığımda şiddet ile alakalı gerektiği kadar haber yapmıyor. Hele ki günümüz çağında sosyal medya 70 milyon insana hitap ederken… Şiddet nedir? Faktörleri nelerdir yeteri kadar bilinçli miyiz? Yalnızca kayıpları konuşmak yerine metodları tartışmak nerede eksik kaldığımızı akıl birliği ile gündeme getirmeliyiz. 

    Ülkeyi olumsuz yönde etkileyen şiddet bir sosyal problemdir. Son olarak kadınlar, kadınlarımız güçlü yarınlar için ayakları üzerinde durup eminim ki çok daha başarılı ve omuz omuza vererek mücadele etmeye devam edecektir. Kadın, hem anne hem ev kadını, hem eş… Birden fazla kimliği olan emekçi kadınlarımıza hak ettiği değeri verelim.

  • Alerjik riniti ve uyku bozuklukları

    Alerjik rinit hapşurma burun akıntısı kaşıntısı ve tıkanıklık ile kendini gösterirken aynı zamanda uyku apnesi şikayetleri ile de karşımıza çıkabilir.

    Uyku apnesi kalp krizine veya beyinde inme gibi birçok sağlık sorununa yol açtığı için tanısının konulması çok önemlidir.

    Alerjik rinit ile uyku apne arasındaki ilişki fark edildikten sonra uyku apnenin nedenleri arasında alerjik rinit araştırılması ve tedavisinin yapılmasının gerekli olduğu unutulmamalıdır.

    Alerjik Rinit ile Uykuda Nefes Durması ( uyku apne sendromu) arasında bir ilişki var mı ?

    Alerjik rinit kendini hapşurma ile birlikte burunda akıntı kaşıntı ve tıkanıklık ile gösterir. Özellikle burun tıkanıklığı hastalar için son derece önemli sorunlara yol açabilir. Burun tıkanıklığı bahar aylarında polenlerle birlikte mevsimsel olabileceği gibi ev tozu küfler ve kedi, köpek gibi evcil hayvan alerjileri ile yıl boyu olabilir.

    Uyku apnesi, uyku sırasında horlama ve uykuda solunum durması olarak tanımlanabilir. Birçok nedenle oluşabilir ama bunlar arasında alerjik rinit gözden kaçabilmektedir. Alerjik rinit ile uyku apnesi arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir.

    Alerjik rinitli hastalarda uyku apnesine nasıl oluşur ?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte alerjik rinit şikayetleri ortaya çıkar ayrıca bu hastalarda uykuda horlama ve nefes durması gibi uyku bozuklukları da görülür.

    Genel olarak, alerjik şikayetleri olan kişilerin uyku düzeninde bir bozukluk meydana gelir. Mantık şöyledir: Alerjenler alerjik kişilerde burun tıkanıklığı yaratırlar. Burun tıkanıklığına ağızda kurumaya veya solunum yolunuzda daralmaya yol açar. Bu durum çocuklarda daha sık gördüğümüz şekilde geniz eti büyümesiyle ve yetişkinlerde üst hava yollarında daralma ile kendini gösterir. Tüm bunlara bağlı olarak geceleri nefes durması “apneler” görülebilir. Geceleyin nefes durması şeklinde görülen obstrüktif uyku apnesini (OSA) uyku düzenini bozar. Bu nedenle devam eden alerjik reaksiyonlar uykunuzu engelliyorsa, alerjiye bağlı uykuda nefes durması (uyku apne sendromu) aklımıza gelmelidir.

    Mevsimsel veya yıl boyu devam eden alerjik hastalıkların astım gibi ciddi sorunlara yol açtığı bilinmesine rağmen alerjik rinit düzgün bir şekilde tedavi edilmediğinde, uyku bozukluklarına da neden olabilir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apne belirtisi nedir ?

    Uyku apnesi birçok nedenle oluşabilir. Alerjik rinite bağlı oluşan uyku apnesinde alerjik şikayetler yani burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık geniz akıntısı hapşurma gözlerde kaşıntı şikayetleri görülebilir. Ayrıca alerjik astım geliştiyse nefes darlığı öksürük hırıltılı solunum görülebilir. Bunun dışında uyku apnesinde görülen en önemli belirti uykuda solunumun durmasıdır.

    Uyku apnenin diğer belirtileri:

    Uykuda sırasında huzursuzluk, Horlama, Sık sık idrara kalkma, Terleme, Ağız kuruluğu, Reflü sayılabilir.

    Geceleri yeterli uykusunu alamayan hastalarda buna bağlı olarak baş ağrısı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu görülür uzun süre devam ettiğinde depresyon, sabah dinç ve aktif uyanamama ve aşırı derecede uykulu olmak ve yorgunluk hali uyku apnesinde görülen gündüz belirtileridir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apnesi tanısı nasıl konulur ?

    Uyku apnesinin tanısını koymak için Uyku apnesi testi yapılması gereklidir. Polisomnografi denilen uyku apnesi testi için tüm gece boyunca özel oluşturulan bir hastane odasında beyin aktivitesinin ve solunumsal olayların kaydedildiği bir ortam oluşturulur.

    Alerjik şikayetlerine yol açan alerjenlerin tespit etmek için alerji hekimleri tarafından alerji test yapılması gereklidir. Alerji tanısı koymak için en kullanılan testler deri prick testleridir. Bunun dışında alerji tanısını koymak için kandan yapılan alerji tarama testlerinden de faydalanılabilir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apne tedavisi nasıl yapılır ?

    Yanlış teşhis ve tedavi edilmemiş alerji rinit ve astım semptomları, yaşamı tehdit eden kalp rahatsızlığına ilerleyebilen uyku apneye neden olabilir.

    Yapılan çalışmalar Uykuda nefes durmasının kalp krizi riskini artırdığını konjestif kalp yetmezliği, ve beyinde inme gibi önemli kalp damar problemlerine yol açabileceğini göstermiştir. Vücudun oksijenlenmesinde zorlanmaya yol açan tıkanıklık veya hırıltılı solunum nedeniyle kalpte zorlanma riski artar ve buna bağlı olarak kalp krizini tetikleyebilir.

    Uyku apnesi tedavisinde ilk yapılması gereken nedenlerin ortadan kaldırılması gereklidir. Üst solunum yollarındaki anatomik darlıklara bağlı geliştiyse hastanın Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından cerrahi girişim yönünden değerlendirilmesi gerekir.

    İleri derecede uyku apnesi tedavisinde ise pozitif hava basıncı (CPAP) tedavisi uygulanmalıdır. Alerjik şikayetleri kontrol altına almadan uygulanan CPAP tedavisinin başarı şansını düşürür. Özellikle alerjik rinit ile birlikte olan uyku apnesinde maskeli yani tüm yüzü kapsayan maske ile CPAP tedavisi yapılması önerilir.

    Alerjiye bağlı geliştiyse alerjiye yol açan alerjenlerin tespit edilmesi buna bağlı olarak alerji uzmanları tarafından uygulanacak doğru bir alerjik rinit ve astım tedavisi gereklidir. Alerjik rinit alerji hekimleri tarafından uygulanan alerji aşılarıyla (immünoterapi ) tedavi edilebilir.

    Sonuç Olarak

    Alerjik rinit en sık astıma yol açmasına rağmen bunun dışında uyku bozukluklarına da yol açabilir.

    Alerjik rinit nedeniyle ortaya çıkan burun tıkanıklığına bağlı gelişen uyku apnesi uykuda horlama ve nefes durması şeklinde kendini gösterir

    Uyku apnesinin tanısında polisomnografi kullanılır. Alerjiye bağlı olduğunun gösterilmesi için alerji testlerinin de yapılması gerekir.

    Alerjik rinit tedavi edilmeden uyku apne tedavisinde tam bir başarı sağlanamaz.

    Alerjik rinit tedavisi için alerji uzmanları tarafından yapılan testler neticesinde alerji aşıları son derece önemlidir.

  • Hayat Koşarak Bitmez: Yavaşlayın!

    Hayat Koşarak Bitmez: Yavaşlayın!

    Günlerimizi öyle hızlı yaşıyoruz ki sanki her an bir yere yetişecekmiş gibi. Bu durum konuşmamıza dahi yansımadı mı? Sanki biri kovalarcasına hızlı hızlı konuşmak, kendimizi ifade edememek, konuşmak yerine acele ederek el mimiklerini kullanmak, iletişimimiz de git gide hızlıca yok oluyor… Her gün başlı başına ayrı koşturma. Hafta sonları, tatil günleri, bir bayram tatili izni nefes almak için bile hızlı hareket ediyoruz hemen gidip gelelim de aradan çıksın diyoruz. Değerlerimizde hızlıca bizden uzaklaşıyor… Kısacası her şeyi koşarak yapmaya o kadar alışmışız ki değerlerimizden tutunda iletişimize kadar bu durum dört bir yanımızı sarmış. Gündüz işe yetişme temposu, evrakları yetiştirme, çocuğu okula bıraktın koştur koştur eve gelince de çocuk telaşı, yemek yetiştirme, yapılacak işler, uyku saati diyorsunuz oh derken kendinize vakit ayırırken sizde yorgunluktan uyuyup kalmışsınız… Yavaşlayın! Hayatı vitese takmış bir şekilde ilerliyoruz, devamlı aynı şeyler, vücudunuz yoruluyor, hem fiziksel yorgunluk yaşıyorsunuz hem de beyin yorgunluğu! Çoğu kez duyduğum şeylerden biri fiziksel yorgunluk bir şekilde geçiyor da beyin yorgunluğu nasıl geçecek.

    Evet, sevgili okurlarım nasıl geçecek? Büyük bir şehirde yaşadığımız için hayatın zorluklarına rağmen devamlı mücadele etmek zorundayız. Hayat bazısına doğuştan fırsat vermemiştir. İnsanlar fırsatları kendi oluşturmak için çalışır. Kendilerini çok fazla çalışmak zorunda hissederler. Durup soluklanmaya vakit yoktur sürekli bir yerlere yetişme çabası içindedir. Hatta hayatın güzelliklerini kaçırdıklarının farkında olurlar. Dünyaya bir kez geldiklerinin de bilincindedirler. Ama zorunlulukları hayallerinin önüne geçer ve koşmaya kaldıkları yerden devam ederler. Ve zamanla ruhumuz yaşlanır… Durup dinlenemiyoruz. Hayal olarak kalıyor. Ödenmesi gereken faturalar, banka işleri, evin düzeni, ev alışverişi, okul, sosyal hayat… Yapılması gereken şeyler evet ama bunu koşturarak değil kendinizi dinleyerek yapmalısınız. Elbette bunlar yapılacak şeyler biz koşsak da koşmasak da illa ki yapılması gerekenler bir şekilde yapılıyor. 

    Önemli olan sindirerek koşturmak… Bir de üstüne bu kadar şeyi yapıp vicdan azabı çekenler yok mu? Her şeyi yapmalarına rağmen çocuğumun şuyu eksik ona yetişemedim, onu haftanın 5 günü aradım şimdi 3 günü arıyorum vicdan azabı çekiyor üstüne koşmaya devam ediyor. Yahu en son ne zaman sinemaya gittin? Hayatın neresinde kalmıştın? Yaş geldi geçiyor eskisi gibi olabilir mi her şey? Ya da istediğin halde olmuyor mu? Eski sağlığın yok mu? En önemlisi ruh sağlığı yaşamış olduğun bu koşturma seni psikolojik olarak yıpratır ve hastalıklar ortaya çıkar; depresyon, panik atak, kaygı, memnuniyetsizlik… Çaresi var mı elbette var ama iş işten geçmesin. Eskisi gibi olabilir mi kırılan bir vazoyu tamir etseniz ne kadar birbirine bağlanır ki…  Her birimizin hikâyesi, yaşam deneyimi ayrı ama hemen hemen dikkat edin herkesin yaşadığı şeyler benzer. Ta ki bir gün bir şekilde düzende bir yanlışlık olduğunu anlayıncaya kadar… Belki fırsat yaratıyorsunuz ama alışık olmadığınız için anı nasıl değerlendireceğinizi bilmiyorsunuz içinde bulunduğunuz anı unutup sanki maratondaymışsınız gibi koşmaya devam ediyorsunuz. E bu hız fazla olunca etrafınızdakileri göremiyor sağlığınızda ihmal ediyorsunuz. Sevgiden geçmeyen her gün bana kalırsa kayıp gündür. İş bu illa ki yapılır önemli olan severek sindirerek yapmak. 

    Hayatta kendiniz için bir iyilik yapın; 

    Doğanın kusursuz huzurundan faydalanın, işlerinizin koşuşturmasına bir ara verin yavaşlayın! 1 günde olsa kendinizi doğanın yeşiline bırakın. Kafanıza gereğinden fazla bir şey takmayın. Söylemesinin kolay olduğunu biliyorum fakat zaman sihirli bir ilaçtır. Zamanla kafanıza bir şey takmamayı öğreniyorsunuz. Kişilere veya eşyalara bağımlı olmayın! Yeniliklere açık olun, dışarıdan izlemek yerine içerisine girin o tadı alın ve kendiniz alışkanlıklar yaratın. Üşendiğiniz ve ya yorulduğunuzda hep aynı hep aynı şeyler diye isyan ettiğinizde durun ve derin bir nefes alın. Belki sizin isyan ettiğinize başkaları sahip olmak istiyordur. Kıymetini bilmediğiniz şeyleri elinizden çıkıp gittikten sonra kıymete binmesi hiçbir şey ifade etmez. Bir gün ölecekmiş gibi yaşadığınıza inandığınız gibi uygulamasında yaparsanız hem yoğun temponuz sırasında acı çekmemiş olursunuzHerkes kalbinin renginde yaşar hayatı ve herkes kalbinin rengini bulaştırır etrafındakiler . Demem o ki siz yavaşlayın etrafınızdakilerde yavaşlasın siz sevin etrafınızdakilerde sevsin… En önemlisi siz kendinize değer verin etrafınızdakilerde size değer versin. Şimdi derin bir nefes alın! Hayatınıza geri baktığınız kendiniz için bir şeyler yapmış olun. Gücünüz ruhunuzda gizli…

  • Metal alerjisi

    Metal alerjisi bağışıklık sisteminin metal gibi kimyasal maddelere vermiş olduğu geç tip alerjik reaksiyondur. 20. yüzyılda, sanayileşme ve modern yaşam, metallere karşı aşırı bir cilt hassasiyetine ve dolayısıyla metal alerjisinde artışa yol açmıştır. Nikel, kobalt ve krom üzerinde genel bir odaklanma vardır, çünkü bu metaller en yaygın olanıdır. Çevremizde nikel, kobalt ve krom gibi metaller her yerde bulunur.

    20. yüzyılın ilk yarısında, metal ve kaplama endüstrisinde çalışan kişiler arasında nikel alerjisi ve kontakt dermatit daha fazla görülmeye başlamıştır. Bugün metal alerjisi denildiğinde en sık karşımıza çıkan nikel alerjisi, çoğunlukla nikel içeren tüketici ürünlerine maruz kalma ile açıklanmaktadır.

    Metal alerjisi genel popülasyonda yüksek olduğu kadınların % 17 sinde erkeklerin % 3’ünde nikel alerjisi olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca % 1-3 arasında da kobalt ve krom alerjisi görülebilir. Titanyum gibi yeni metallere de alerjilerin olduğu yakın dönmede gösterilmiştir. Dermatit şikayeti olan hastalarda bu oran daha yüksek görülmektedir.

    METAL ALERJİSİ NASIL GELİŞİR

    Metal alerjisi gelişmesinde genetik yatkınlık araştırılmıştır özellikle nikel alerjisi olanlarda birçok gen üzerinde durulmuşsa da net bir gen saptanamamıştır.

    Metal alerjisi esas olarak çevresel bir bozukluk olmasına rağmen bazı genetik komplekslerdeki mutasyonların nikel alerjisi ile deri yanıtının bozulması arasında bir ilişkili olduğunu göstermektedir.

    Son zamanlarda, filagrin gen kompleksindeki mutasyonların nikel alerjisi veya metal alerjisine bağlı dermatiti bulunan hastalarda gösterilmiştir.

    Metal alerjisi , metal iyonlarıyla tekrar tekrar veya uzun süreli cilt temasını takiben gelişir . Metal iyonları ciltte bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkarmadan önce, canlı deri tabakası olan epidermise erişmeleri gerekir. Bu nedenle, normalde birçok kimyasala etkili bir engel oluşturan cildin üzerindeki stratum corneum’un geçişini gerçekleştirmeleri gerekir. Deride oluşabilecek hasara yol açan dış nedenleri içinde yer alan güneş ışığı UV ışınları, deri pHsı gibi nedenler yanında derinin yaşlanması ve vücuttaki deri bölgelerine göre nikelin doku içine girmesi değişebilir. Tüm bunların neticesinde deride bir hasar oluştuğunda metal iyonları derinin alt katlarına ulaşıp derideki bağışıklık sistemini uyarabilir.

    EN SIK GÖRÜLEN METAL ALERJİLERİ NELERDİR.?

    Günümüzde sanayileşme ile birlikte modern hayatta her geçen gün artış gösteren metal eşyalar ve kimyasal maddeler yeni alerjik reaksiyonların gelişmesine yol açmaktadır.

    Nikel, kobalt ve krom en yaygın kullanılan metaller oldukları için üzerinde en çok durulan metallerdir.

    Son yıllarda daha fazla kullanılmaya başlanan titanyum ile ilgili alerjik şikayetler yayınlanmaya başlanmıştır. Özellikle implantlarda titanyum kullanılması ile birlikte titanyum alerjilerinin artacağı görülmektedir.

    Nikel

    Nikel modern hayatta çok fazla kullanılmaya başlanması 1960’lı yıllardır. Diş dolgularında kullanılmasına bağlı olarak ağız içinde dişe bağlı dermatit vakalarının görülmesi ile dikkatleri üzerine çekti daha sonra diğer kullanımlarına bağlı olarak çorap askıları bölgelerinde dermatit vakaların görülmesinde patlama yaşanmıştır sonraki yıllarda jean düğmeler ve fermuarlardaki nikel salınımı, her iki cinste de dermatite yol açtığı görülmüştür. 1980’li yıllarda kulak delme ve nikel kaplamalı mücevher kullanımının popülaritesi artması kadınların büyük bir bölümünde nikel alerjisi ve dermatiti görülmesine yol açmıştır.

    Avrupa da bir çok ülke nikel kullanımı kısıtlamak için yasal düzenleme yapmıştır bu şekilde nikel kullanımı azalsa bile nikelin bir çok yerde kullanımı mevcuttur. Bugün, yeni nikel alerjisi kaynakları örneğin kulaklıklar, cep telefonları ve çocuk giyim eşyalarındaki bağlantı elemanları içinde olabildiği görülmüştür.

    İş yerlerinde gerekli önlemler alınmasına rağmen mesleki nikel maruziyeti halen sorun olmaya devam etmektedir. Son olarak, Avustralya’da yapılmış bir araştırma, dermatiti olan kadın hastalarda nikelin en yaygın mesleki alerjen olduğunu, erkekler arasındaysa 10 sırada mesleki alerjen olduğunu gösterdi.

    Krom

    Krom alerjisinin en önemli nedeni, mesleksel olarak çimentoya maruz kalmaktır. İlk olarak inşaat işçilerinde görülen krom dermatiti daha sonra çimentoya maruz kalma nedeniyle arttığı görülmüştür.

    1983 yılında demir sülfatın çimentoya zorunlu olarak eklenmesi, suda çözünür altı değerli kromun miktarını ve Danimarka’daki inşaat işçilerinde krom alerjisinin yaygınlığını azalttı 2005 yılında, 2 ppm’den fazla altı değerlikli krom içeren çimento pazarlamasını ve kullanımını sınırlayan bir Avrupa Birliği üyesi ülkelerinde çimentoya bağlı krom dermatiti azaldığı görülmüştür.

    Çimentoya maruz kalmanın yanı sıra mesleki krom maruziyeti, boya maddeleri, metal alaşımlar, çanak çömlek boyaları ve pas önleme maddeleri ile temastan kaynaklanabilir. Özellikle çilingirlerde marangozlar ve kasiyerde krom ellerinde yaygın olarak bulunduğu saptandı. Vidalar ve bağlantı parçaları gibi kromajlı metal ürünlerin temasında krom alerjisi için bir tehlike olduğunu gösterdi.

    Son zamanlarda, krom maruziyeti mesleki bir sorundan çok biz tüketiciler için probleme dönüşmüştür. Günümüzde, küresel deri üretiminin yaklaşık % 90’ı krom sülfatlarla oluşmaktadır. Almanya da yapılan kontrollerde 850 deri eşyanın yarısından fazlasının altı değerli krom içerdiğini ve altıda birinde 10 mg’dan fazla krom içerdiği gösterilmiştir. Krom alerjik hastaların çoğunun, bitmiş deri ürünlerindeki krom maruziyetini takiben oluştuğu görülmektedir. Deri ürünlerindeki krom nedeniyle kontakt dermatit oluştuğu kabul edildiği edilmektedir.

    Kobalt

    Kobalt alaşımların, mıknatısların, protezlerin, boyaların, pigmentlerin ve mücevherlerin üretiminde kullanılan bir metaldir. Kadınlarda görülen kobalt alerjisine bağlı dermatitin en sık nedeni mücevheratta nikel alaşımlarıyla karıştırılan kobalt kullanımıdır.

    Nikel ve kobalta eş zamanlı alerji, görülmesinin nedeni çapraz reaktivite yerine kosensitizasyon ile açıklanmaktadır.

    Dental alaşımlarda artan kobalt kullanımı, daha önce gözden kaçmış olabilecek bir duyarlanma kaynağı olabilir.

    Sert metal işçilerinde, cam ve seramik endüstrisinde ve ressamlar arasında izole edilmiş kobalt alerjisi gözlemlenmiştir. Kobalt mesleki maruziyet neticesinde izole olarak görülebileceği gibi nikel alerjisi ile birlikte de görülebilir.

    Titanyum

    Titanyum alerjisi genelde pekiyi bilinmemekle birlikte, tüm hastaların yaklaşık % 4’ünün alerjik olacağını bildirmiştir. Titanyum alerjisi olan kişilerde semptomlar çok farklı ve değişken olabilir. Bunlar basit deri döküntülerinden kontakt dermatite veya kas ağrısından ve kronik yorgunluğa kadar değişebilir.

    İmplantlardaki titanyuma (Ti) maruz kalma ve kişisel bakım ürünlerinden nanopartikül (NP) olarak kullanılan titanyuma maruz kalma en sık titanyum alerjisi nedenleridir.

    Titanyum dioksit (TiO 2 ), bazı insanlarda alerjileri tetiklemesine rağmen, toksik olmadığı için tüketici ürünlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Kağıt ve boya parlak ve beyaz hale getirdiği için “inci ajan” olarak bilinir. Titanyum dioksit için gıda maddeleri, haplar ve kozmetik ürünlerinin içeriğinde olabilir özellikle titanyum içeren ürünler

    Ortopedik ve cerrahi implantlar.

    Diş Hekimliği: Diş implantlarında ve kompozitlerdeki renkli pigment olarak.

    Güneş koruyucu maddeler: ince titanyum dioksit, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınları engeller.

    Şekerlemeler: Şekerin daha parlak görünmesini sağlar ve örneğin çikletlerde bulunabilir.

    Kozmetik: makyaj rengini aydınlatmak ve yoğunlaştırmak için kullanılır. Göz farı, allık, oje, losyonlar, ruj ve tozlarda düzenli olarak bulunur.

    Diş macunu: Diş Macunu’nu daha beyaz hale getirmek için bir pigment maddesi olarak kullanılır.

    Boya: TiO 2 , kaplamaların dayanıklılığını geliştirir ve beyaz renk verir.

    Plastik taşıyıcı torbalar: dayanıklılığı artırır ve beyaz renk verir.

    Tıbbi haplar ve vitamin takviyeleri de beyaz kaplamayı titanyum dioksitten alabilir.

    Piercing ve Mücevherat: saatler ve vücuda delici her türlü ürünün içinde bulunabilir.

    Birçok insanın Titanyuma maruz kalmasının ağırlıklı olarak diş ve tıbbi implantlardan, kişisel bakım ürünlerinden ve gıdalardan geldiğine görülmektedir. Ti, diğer metallere kıyasla oldukça biyolojik olarak uyumlu olduğu düşünülmesine rağmen, özellikle diş implantlarında yer alan titanyum muhtemelen belirli koşullar altında biyolojik sıvılar ve dokuların içinde serbest kalabilir.

    Çalışmaların birçoğunda titanyum saf Ti, alaşım veya Ti oksit gibi nanopartikül şeklinde cilt bariyerine nüfuz etmemektedir. Bununla birlikte, ağız mukozasında Ti penetrasyonunun belirtileri görülmüştür.

    Tip IV aşırı duyarlılığın saptanması için mevcut Ti preparatları ile yama testinin hali hazırda Ti için yetersizdir. Lenfosit uyarımı testleri de dahil olmak üzere kontakt alerjisi tespiti için birkaç başka yöntem önerilmiş olmasına rağmen, henüz genel kabul görmemiştir ve Ti alerjisi tanısı öncelikle klinik değerlendirmeye dayanmaktadır.

    Ti alerjisi tanısı öncelikle klinik değerlendirmeye dayanmaktadır. Klinik alerji ve advers olaylarla ilgili raporlar nadiren yayınlanmaktadır. Bunun, nedeni bu metale olası reaksiyonların farkında olunmaması nedeniyle olup, saptama yöntemlerinde zorluklar veya metal aslında nispeten güvenli olduğu düşünülmesinden kaynaklanmaktadır.

    Altın, Paladyum ve Alüminyum

    Paladyum ve altın genellikle diş restorasyonlarında ve mücevheratlarında kullanılır. Koroner stent ve romatizmal tedavi için altın da kullanılmaktadır. Mesleki paladyum maruziyeti elektronik ve kimya endüstrisinde meydana gelebilir.

    Alüminyum alerjisi, daha çok mesleki maruz kalma ile ilişkilidir.

    METAL ALERJİSİNİ YOL AÇTIĞI HASTALIKLAR NELERDİR?

    Metal alerjileri alerjenin temas ettiği yerde kontakt dermatit olarak görülebileceği gibi yaygın sistemik alerjik kontakt dermatite olarak da görülebilir. Metal alerjilerinde görülen en önemli sorun ortopedik, diş veya kalp damar hastalıklarında kullanılan implant ve stenlerin reddine yol açıp implant başarısızlığı yol açmasıdır.

    1.Metal alerjisine bağlı alerjik kontak dermatit

    Alerjik kontakt dermatitin ortaya çıkması için gereken mekanizma iki farklı fazdan oluşmaktadır. Birinci faz indüksiyon fazı ve diğer faz ortaya çıkma fazıdır. İndüksiyon evresi genellikle birkaç günden birkaç haftaya kadar gelişir ve metal ile ilk cilt temasını takiben bağışıklık sisteminde ortaya çıkan olayları içerir. Bu safha, antijen spesifik T hücreleri gelişir ve kişi duyarlı hale gelir.

    Antijen spesifik T hücrelerinin aktivasyonu alerjenin temas ettiği cilt bölgesinde dermatit ile sonuçlanır.

    Klinik düzeyde indüksiyon fazı kontakt duyarlılık veya temas alerjisi olarak adlandırılırken devamında ki faz ise alerjik kontakt dermatit olarak adlandırılır. Kontak alerjisi , kronik ve ömür boyu devam eden bir durum olarak kabul edilmektedir.

    Alerjik kontakt dermatit tüm vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Nikel ve kobalta bağlı dermatit tipik olarak yüz (kulak kepçeleri), vücut (takı ve piercing bölgelerinde) ve ellerde görülürken, krom dermatiti ellerde ve ayaklarda bulunur. Klinik tablo devamlı temasa bağlı olarak değişir.

    Akut dermatit, eritem, ödem, papüller, veziküller ve akıntılı yaralarla karakterize olurken, kronik dermatit pul pul, döküntü ve kuru ve fissürler deride yarıklar ile karakterizedir.

    Çalışmalar, krom alerjik hastalarda dermatit prognozunun özellikle daha az olduğunu göstermiştir oysa, nikel temasının sınırlı olduğu veya engellendiği hastalarda nikel dermatitin prognozu daha iyidir.

    2.Metal alerjisine bağlı sistemik alerjik dermatit

    Sistemik alerjik dermatit, alerjiye yol açan alerjenlerin sistemik yolla yani ağızdan veya damar yoluyla maruz kalmanın ardından oluşan cilt döküntüsü olarak tanımlar.

    Sistemik alerjik dermatitin olası mekanizmalarına bakıldığında örneğin sistemik nikel alerjisi üzerine yapılan bir araştırmalarda nikelin sindirim sisteminden alınması ile dermatit alevlenmesi arasında bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Nikelin miktarı ile sistemik alerjik dermatite arasında bir doz ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Düşük nikel içeren diyetler veya nikel bağlayan ilaçlar, nikel alerjisi olan hastalarda dermatitin düzelmesine veya iyileştirilmesine neden olabilir.

    Sistemik olarak krom, kobalt ve altın maruziyeti sistemik alerjik dermatite neden olabilir.

    3. Metal alerjisine bağlı İmplantların yol açtığı alerjik dermatit ve hastalıklar

    Günümüzde yoğun olarak kullanılan metal implantlar ile ilgili olarak halen, metal salınımı, metal alerjisi ve metal cihazlarda oluşan cihaz arızası arasındaki ilişki ile ilgili çok az şey biliniyor.

    Vücut içinde kullanılan implantlar vücut sıvılarıyla temas ettiklerinde bu metallerin çoğu paslanır ve ortama salınan metal iyonları vücuttaki proteinlere bağlanabilir ve T hücrelerini aktive edebilir ve bu şekilde bağışıklık sistemi üzerinde geç tip alerjik reaksiyonların ortaya çıkmasına yol açar.

    Geç tip oluşan bu alerjik reaksiyonlar bazen kendilerini implantların üstündeki deride alerjik kontak dermatit şeklinde gösterebilir veya takılan implantın başarısız olmasına yol açabilir.

    Kalp hastalıklarında kullanılan İntrakoroner stentlerin çoğunluğu, nikel, krom ve molibden içeren paslanmaz çelikten yapılır. Bazı çalışmalarda koroner stent içi restenoz, nikel alerjisi ile ilişkili olduğunu göstermiştir özellikle tekrarlayan restenozlarda nikel alerjisin damarda tıkanıklığı yol açan bir faktör olabileceği gösterilmiştir

    Altın alerjisi, altın kaplama stentleri olan hastalarda restenoz ile de ilişkilendirilmiştir ve bu nedenle altın kullanımı büyük oranda terk edilmiştir.

    Ortopedinin kullanmış olduğu protezler tipik olarak kobalt-krom-molibden içeren malzemeler kullanılarak gerçekleştirilir. Son yıllarda hızla artış gösteren metal alerjisi ile implant başarısızlığı arasında muhtemel bir ilişki olduğunu gösteren çalışmalar bu konuda endişelerin artmasına yol açmaktadır. Kalça artroplastisi hastalarında metal alerjisi üzerine yapılan yayınlarda metal alerjisi prevalansının ​​başarısız veya kötü çalışan implantlar bulunan hastalar arasında % 60 civarında olduğunu göstermektedir.

    Alerjik reaksiyonlar esas olarak kobalt, krom, nikel ve molibden karşı olduğu gözlenmiştir. Alerjik reaksiyona bağlı olan implant fonksiyon bozukluğu gibi komplikasyonlar dışında bazen sayısı azda olsa aseptik lenfositik vaskülitik lezyonlarına veya psödotümörler gibi ciddi klinik reaksiyonları yol açtığı gösterilmiştir. Bu gibi durumlarda, implantlar titanyum esaslı endoprotezlerle değiştirilebilir. Bununla birlikte titanyum implantlarının yerleştirilmesinden sonra aşırı duyarlılık reaksiyonları da tarif edilmiştir, ancak titanyum alerjisi son derece nadir olarak görülmektedir.

    Genel olarak, titanyum maddesinin alerjik riski diğer metal malzemelerinkinden daha düşüktür. Bununla birlikte, implant öncesi hastalara, metallere karşı aşırı duyarlılık reaksiyonları öyküsü sorulması ve bu reaksiyonları yaşamış hastalara yama testi yapılması önerilmelidir.

    METAL ALERJİSİNİN TANISI NASIL YAPILIR ?

    Metal hassasiyet yanıtlarını klinik olarak belirlemek mümkün müdür?

    Metal alerjisi için tanısı için kullanılan onaylanmış yöntemler cilt testi (yama testi) ve lenfosit transformasyon testi ( LTT ) içeren vitro kan testlerdir.

    Yama test ( patch test ) için kullanılan ticari kitler çeşitli yaygın metaller için var olmakla birlikte ortopedik implantların bağışıklık yanıtlarını oluşturmakta sorunları olduğu için teşhis için deri testi uygulanabilirliği ile ilgili sorular bulunmaktadır.

    Metal alerjisi için en önemli testlerden biri kandan bakılan lenfosit transformasyon testidir. Bu testle hastanın duyarlı olduğu kimyasal maddeler kandaki bağışıklık sistemi hücreleri ile temas ettikten sonra lenfositlerde ortaya çıkan değişimin ölçülmesine dayanır. Kanda yapılan bu testlerde yama testlerini doğrulamak amaçlı olarak kullanılabilir.

    Kandan uygulan diğer testler lenfosit migration inhibisyon testi ve LTT yeni geliştirilen formu olan lenfosit immunostimulation assay (MELISA®) kullanılabilir tüm bunların dışında flow sitometrik ölçümler kullanılabilir. Fakat tüm bunlara rağmen alerjik kontakt dermatitin tanısını koymak için tek bir test yoktur.

    Bu testlerin alerji uzmanları tarafından yapılması ve gerekirse şüpheli durumlarda kan testleri ile doğrulanması uygun olur.

    METAL ALERJİSİNİN TEDAVİSİ NASIL YAPILIR. ?

    Metal alerjileri birçok farklı klinik ile karşımıza çıkabildiği görülmektedir. Özellikle dermatit şikayetleri olan hastalarda metal alerjisi araştırılması önemlidir. Metal alerjileri özellikle protez ve implantların başarısızlığı yol açabildiği için bu tür işlemlerden önce şikayetleri olan hastaların tanısın konulması uygun olur protez ve implantların alerjik olmayan maddelerden seçilmesi gereklidir.

    Metal Alerjilerine yol açan alerjenler ve reaksiyonlar kişiden kişiye çok farklı olabileceğinden, metal aşırı duyarlılığın tedavisi hastanın temas ettiği alerjenlere göre kişisel olarak yapılmalıdır.

    Metal alerjilerinde temel tedavi şekli cilt aşırı duyarlılığına yol açan maddenin kullanılmamasıyla çözülebilir. Metal alerjisinde oluşan reaksiyonda dermatit ön plandaysa lokal inflamasyonu azaltmak için kortikosteroid kremler ve merhemler de önerebilir. Ayrıca alerjik reaksiyonu azaltmak için oral antihistaminikler reçete edebilir.

    Metal alerjisinde reaksiyonlar daha fazlaysa Oral kortikosteroidler de kullanılabilir, ancak uzun süre kullanılması yan etkilere neden olabilirler.

    Sistemik reaksiyonların tedavi edilmesi daha zor olabilir. Çünkü genellikle implantlardan kaynaklanmaktadır. İmplantın çıkarılması, bazen metal olmayan başa bir implant kullanılması gerekebilir. Bununla birlikte, alerjiye suni diz ya da kalçada uygulanan protez neden oluyorsa değiştirme zorluğu var olmasına rağmen nadiren metal olmayan bir seçenekle değiştirilir. Bu durumlar için, tedavi genellikle alerjik reaksiyonu azaltmak için topikal ve oral ilaçlar verilebilir. Sistemik şikayetleri olan hastalarda reaksiyonlar durdurulamıyorsa çıkarmak kesin gereklidir.

    Nikel bağlı olarak sistemik nikel alerjisi varsa nikel ile duyarsızlaştırma tedavileri yapılmaktadır. Bu tedavi ile başarılı sonuçlar alınmasına rağmen tam bir prosedür oluşturulamamıştır.

    Sistemik metal alerjilerinin tedavisinin zor olması nedeniyle, doktorlar bazen bir implant seçilmeden önce bir aşırı duyarlılık testi yapılmasını önermektedir. Seçilecek implant veya protezin testler sonrasında kararlaştırılması hasta için son derece faydalıdır.

    SONUÇ OLARAK

    Metal alerjisi bağışıklık sisteminin metal gibi kimyasal maddelere vermiş olduğu geç tip alerjik reaksiyondur. 20. yüzyılda, sanayileşme ve modern yaşam, metallere karşı aşırı bir cilt hassasiyetine ve dolayısıyla metal alerjisinde artışa yol açmıştır.

    Bugün metal alerjisi denildiğinde en sık karşımıza çıkan nikel alerjisi, çoğunlukla nikel içeren tüketici ürünlerine maruz kalma ile açıklanmaktadır.

    Metal alerjisi genel popülasyonda yüksek olduğu kadınların % 17’ sinde erkeklerin % 3’ünde nikel alerjisi olduğu tahmin edilmektedir.

    Titanyum alerjisi genelde pekiyi bilinmemekle birlikte, tüm hastaların yaklaşık % 4’ünün alerjik olacağını bildirmiştir.

    Genel olarak, titanyum maddesinin alerjik riski diğer metal malzemelerinkinden daha düşüktür. Bununla birlikte, implant öncesi hastalara, metallere karşı aşırı duyarlılık reaksiyonları öyküsü sorulması ve bu reaksiyonları yaşamış hastalara yama testi yapılması önerilmelidir.

    Metal alerjileri alerjenin temas ettiği yerde kontakt dermatit olarak görülebileceği gibi yaygın sistemik alerjik kontakt dermatite olarak da görülebilir. Metal alerjilerinde görülen en önemli sorun ortopedik, diş veya kalp damar hastalıklarında kullanılan implant ve stenlerin reddine yol açıp implant başarısızlığı yol açmasıdır.

    Metal alerjisi için tanısı için kullanılan onaylanmış yöntemler cilt testi (yama testi) ve lenfosit transformasyon testi ( LTT ) içeren vitro kan testlerdir.

    Metal alerjilerine yol açan metal saptandıktan sonra hastanın alerjik reaksiyona yol açan metalde uzaklaştırılması gereklidir. Bu yüzden metal alerjisi olan hastalarda protez ve implant öncesinde alerji uzmanları tarafından görülmesi ve testlerinin yapılıp alerjisi saptandıktan sonra en uygun protez veya implantın seçilmesi hasta için faydalı olacaktır.

  • Çağımızda Depresyon

    Çağımızda Depresyon

    Günümüzde hemen hemen herkesin depresyondayım! Dediği depresyon kavramı gerçekte nedir?

    Depresyon kavramı, günümüzde kendini en üst sıralara yerleştirmiş olan bir kavramdır. Aslında depresyon temel olarak kişinin yaşamdan, yaşadıklarından zevk almama durumudur. Hayata dair içinde bulundurduğu yaşama sevinci, umut gibi duyguların yerine üzüntü, karamsarlık gibi olumsuz duyguları barındırmasıdır. Bazı insanlar bu duyguları gün geçtikçe daha yoğun ve uzun süre yaşarlar. Fiziksel ve zihinsel sağlığı etkileyen ve hayatı her geçen gün daha zor hale getiren yaygın ve ciddi bir tıbbı hastalıktır. Bunun yanı sıra her hastalıkta olduğu gibi depresyonunda genetik yatkınlığı vardır. Depresyon ruhsal bozukluğun, fizyolojik nedenlerin yanında aile bireylerinde depresyon öyküsü olanlarda depresyonun görülme olasılığını arttırıyor.

    Başlıca nedenlerini nelerdir?

    • Doğum, lohusalık dönemi

    • Genetik yatkınlık

    • Evlilik, aile içi sorunlar

    • Kayıplar,

    • Benlik saygısının azalması

    • Değersizlik, suçluluk

    Başlıca belirtileri nelerdir?

    • İsteksizlik, aşırı halsizlik

    • Sosyal İlişkilerden kaçma, içine kapanma

    • Yemek yiyememe/aşırı yemek tüketimi

    • Aşırı uyuma hali/uykuya dalamama/uykusuzluk

    • Umutsuzluk, hayattan zevk almama

    • Günlük aktivelerde yavaşlama

    Halk sağlığı olarak günümüze gelen depresyon hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü yapmış olduğu araştırma sonucu dünya nüfusunun yüzde 4,3’ünün yani dünya çapında 300 milyondan fazla kişinin depresyonda olduğunu belirtiyor.

    Depresyonun cinsiyet ile ilişkisini gösteren çalışmalarda ise erkeklerde depresyon oranı kadınlara göre daha az olduğu görülmüştür (Tarhan, 2013,97). Kadınların yüzde 12’sinin, erkeklerinse yüzde 6’sının depresyonla mücadele ettiği belirlendi. Depresyonla ilgili yapılan çalışmalarda kadınlarla ilgili sorumlulukların ve beklentilerin artmasıyla birlikte kadınlar, dramatik olarak değişmeye başlarlar ve bazı dönemlerde depresyonun açığa çıkma durumu yüksek düzeyde artar. Bireyin bu dönemle birlikte; yaşadıklarını yordama, kişilik kazanma, cinsiyeti ön plana çıkarma, birey olarak kendi başına karar verme, diğer fiziksel, sosyal değişiklikler ortaya çıkar. Açığa çıkan bu değişiklikler, erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterir ve kadınlar depresyon ile daha sıkı ilişkilidir. Günümüzün sorunlardan biri olma özelliğini taşıyan depresyon tedavi süreci gerektiren bir hastalıktır. Unutmamak lazım ki depresyon tedavi edilebilir ve etkili birçok tedavi yöntemleri mevcuttur. Kişinin iki haftadan daha uzun süren depresif bir dönem geçirmiş olması gerekir. Hafif depresyon belirtileri mevcutsa birincil tedavi yöntem (sosyal çevresi ve ailesi) varsa tedavisiz bir şekilde bir süre sonra iyileşebilir. Fakat ağır depresyon (iştahsızlık, intihar düşüncesi, fiziksel durumun kötüye gitmesi) mutlaka bir psikiyatriden yardım almalıdır.            Tedavi yöntemi olarak size tavsiyem;

    • Sosyal olma ve egzersiz yapma, çok sık duyduğunuz egzersiz yapın sözünden sıkılmış olabilirsiniz fakat egzersiz endorfin seviyelerini yükseltir hafif depresyona karşı yardımcı olabilir. Fırsatınız varken hareketlenin! 

    • Sevdiklerinizle zaman geçirmeyi ihmal etmeyin!

    • Kendinize hobiler edinebilirsiniz.

    • Bol bol temiz hava alın. Nerede nasıl dediğinizi duyar gibiyim ama eminim kaçamak yapabileceğiniz bol yeşillikli alanlar vardır. Oksijen serotonin düzeyini yükselten etkenlerden biridir.

    • Yeni yerler keşfedip, doğanın sesine kulak verin

    • Pozitif düşünen insanlarla ilişki kurun. Moralinizi yerine gelmesini sağlayıp keyif almanıza yardımcı olur.

    • İyi şeyler düşünüp iyi şeylere odaklanın. Hayatta kötülük, kötü düşünce yok diyemem var, hem de çok fazla var ama yaşamak içinde pek çok sebep var bir sürü iyilik, güzellik de var. Güzellikleri görmeniz dileğiyle.

    En önemlisi hastalığınızı önce siz sonrasında yakın çevrenizin kabul etmesi doğru yardım almak için gereklidir. Bu hastalık sadece sizin değil dünyada ki birçok insanın başına gelmektedir. Kendinizi bu hastalığı sadece ben yaşıyorum düşüncesine kaptırmayın. Psikoloji ilmine güvenin, seçmiş olduğunuz tedavinin yolu ne olursa olsun, profesyonel destek almak kendiniz gibi hissetmeye başlamanın ilk adımıdır. Kendinize bu iyiliği yapın. Unutmayın 

    İlk adımınızı ben atıyorum bir kahve alın ve izlenmesi gereken filmlerden birisini seçin! 

    Ordinary People-Sıradan İnsanlar- 1980-Imdb; 7,8

    The Hours – Saatler-2002-Imbd; 7,6 

    Interiors-İç Dünyalar-1978- Imbd; 7,5

    Girl Interrupted – Aklım Karıştı – 1999 – IMDb: 7,3

    Side Effects – Acı Reçete – 2013 – IMDb; 7,1

  • Kreatinin nedir, ne değildir?

    Bir çok hasta böbrek hastalığı ile tesadüfen yaptırdığı bir kan tahlilinde kreatinin değerinin yüksek çıkması sonucu tanışır ve morali bozulur. Kreatinin yüksekliği sık olan bir problemdir (ülkemizde 6-7 erişkinin birinde böbrek problemi, yaklaşık 20 yetişkinin birinde de kreatinin yüksekliği vardır) ve hastaların çoğu farkında bile değildir. Bu nedenle farkına vardığınız için sevinmeniz bile mümkündür çünkü artık böbreklerinize daha fazla dikkat ederek onları koruyabilirsiniz. Bu sayfada kreatinin hakkında hastaların ve hasta yakınlarının en çok sorduğu, en çok merak ettiklerini bulacaksınız.

    Kreatinin nedir?

    Kreatinin kas hücrelerinde oluşan, böbrek aracılığı ile vücuttan atılan, böbreğin görevini iyi yapıp yapmadığını gösteren ve ölçümü kolay bir maddedir.

    Üre nedir?

    Yaşam için vücudumuzda çok sayıda biyokimyasal olay olur. Örneğin proteinler birçok olaya katılır ve sonunda parçalanır. Parçalanan proteinler üre haline gelir ve vücuttan atılır.

    Böbrek yetmezliğinde üre ve kreatinin neden yükselir?

    Üre ve kreatinin böbrekten süzülerek atılır. Böbrek yetmezliğinde böbreğin süzme görevi azaldığı için üre ve kreatinin birikmeye başlar. Kanda üre veya kreatinin ölçülerek böbrek yetmezliği olup olmadığı ve varsa böbrek yetmezliğinin derecesi saptanır.

    Kanda üre ve kreatinin yükselmesinin hepsi böbrek yetmezliğine mi bağlıdır?

    Özellikle hafif yükselmelerde başka nedenlerle (örneğin protein veya kaslarla ilgili sorunlar) de yükselebilir ama bu nedenlerden burada bahsedilemeyecektir. Üre ve kreatinin yüksekliğinin böbreğe mi böbrek dışı bir nedene mi bağlı olduğunu size ancak bir böbrek hastalıkları (nefroloji) uzmanı söyleyebilir.

    Kaslarda ne tür sorun olabilir?

    Ağır spor yapanlarda kas kitlesi artmış olduğu için kanda kreatinin yükselebilir. Öte yandan, kas kitlesi çok azalmış kişilerde kanda kreatinin normal sınırlarda olmasına rağmen böbrek hastalığı olabilir.

    Üre mi önemli kreatinin mi?

    İkisi de önemlidir. Böbrek yetmezliği deyince daha çok üre anlaşılması alışkanlık olmuştur. Eski zamanlarda kanda üre düzeyine bakmak kreatinin düzeyine bakmaktan daha kolay olduğu için üre bakılırdı. Otomatik makinelerle artık kreatinin bakabilmek çok kolaylaşmıştır. Üre, kreatinine göre böbrek dışı çok sayıda faktörden etkilenir, bu nedenle daha az hassastır, yanılgılara açıktır yani üre yüksek olduğu halde böbrek normal olma olasılığı daha yüksektir. Yani böbrek yetmezliği için kreatinin daha önemlidir ama kreatinin yüksek olmasına rağmen böbrek de normal olabilir.

    İki böbrek de mi hasta?

    Kreatinin yüksekliğinin nedeni böbrek hastalığı ise 2 böbreğin de hasta olması gerekir. Bir böbreklerini yakınlarına bağışlamış kişilerde tek böbrek vardır ve bu böbrek sağlam olduğu sürece kreatinin yükselmez.

    Su içmekle kreatinin düşer mi?

    Bir miktar düşebilir ama kalıcı böbrek hasarı varsa normale gelmez. Önemli olan kreatininin düşmesi değil yükselmemesi veya yavaş yükselmesidir.

    Et yemesem kreatinin düşer mı?

    Düşebilir ama bunun nedeni çoğu kez böbreklerin daha iyi çalışması değil beslenme bozukluğuna bağlı kasların zayıflamasıdır. Kaslar zayıflarsa kreatinin üretimi azalacağı için kanda kreatinin düşebilir. Üstelik et gibi proteinler daha az yendiği için sebze, meyveye ağırlık verilmesi bir de potasyum sorununa neden olabilir. En iyisi doktoru dinlemek.

    Kreatinin yükselmesini nasıl önleyebilirim?

    Genel olarak gereksiz ilaç kullanımını önlemek, ilaç gerekirse bilinçli kullanmak, yeterli sıvı almak, etkin kan basıncı kontrolü (şikayet yoksa bile arada ölçerek) ve nefrolog takibini aksatmamak gerekir. ‘Diyaliz hastası olmaktan nasıl kurtulurum?’ isimli bölüm size yararlı olabilir.

    Tansiyon takibi neden önemlidir?

    Tansiyonun yüksek seyretmesi böbrek yetmezliğinin hızlı ilerlemesine ve kreatinin değerinin yükselmesine neden olur. Sizlere ‘İyi ki Tansiyonum Çıktı’ isimli kitabımı (Doğan Kitap, 2016) öneririm.

    Kreatinin yükselmesi böbrekten başka bir hastalığın belirtisi olabilir mi?

    Evet. Hekimlik hayatım boyunca kreatinin değeri yüksek olduğu için gelen hastalarımda çok değişik hastalıkların tanısını koydum. Bazı kan hastalıkları ve hormonal bozukluklarda ilk bulgu kreatinin yükselmesi olabilir, bu nedenle ilk değerlendirme çok önemlidir.

    Böbreklerimden hiçbir şikayetim yok, doktorum böbreğimin hasta olduğunu söyledi, böyle bir şey mümkün olabilir mi? Erken böbrek yetmezliği nasıl anlaşılır?

    Böbrek yetmezliğinin erken döneminde hastada hiçbir belirti ve bulgu olmayabilir. Bu dönemde böbrek hastalığı sadece kanda üre veya kreatinin ölçümü yapılarak anlaşılabilir. ‘Böbrek hastalığı sinsidir’denmesinin nedeni de budur. Üre ve kreatininin yükselmesi hissedilmez. Hafif yükseklikler gerek hasta gerekse de hekim tarafından önemsenmeyebilir, ihmal edilebilir.

    Kanda üre ve kreatininin normal düzeyleri nedir?

    Normal değerler üre için 20-50 mg/dl ve kreatinin için 0.8-1.2 mg/dl’dir. Bu değerler laboratuvarlara göre küçük farklılıklar gösterebilir.

    BUN diye bir şey duydum, bu nedir?

    Normal değerleri farklı olmakla birlikte pratik olarak üre, BUN’ın 2 katıdır. Üre diye konuşmak alışkanlık olmuştur. Bazı laboratuvarlar üre bazıları ise BUN şeklinde raporlar. BUN, kan üre azotunun kısaltılmış şeklidir.

    Normal BUN değeri nedir?

    10-20 mg/dl.

    Yükselmiş üre, BUN veya kreatinin düzeyi ile böbrek yetmezliğinin derecesi arasında bir ilişki var mıdır?

    Evet. Böbrek yetmezliğinin derecesini anlamak için kan kreatinin düzeyini temel alan formüller kullanılarak böbreğin süzme görevi ölçülür. Böbreğin süzme görevini göstermek için kullanılan tıbbi terim kreatinin klirensidir. Pratikte kullanılan birimi ml/dakikadır.

    Kreatinin klirensi neden önemlidir?

    Kan kreatinin düzeyi böbrek yetmezliğinin derecesini üre veya BUN’dan daha iyi yansıtır. Yaş, cinsiyet, ırk ve kas kitlesi gibi faktörler kan kreatinin düzeyini etkilediği için bu faktörlerin etkisini azaltmak amacı ile kreatinin klirensi kavramı geliştirilmiştir.

    Böbrek yetmezliği/hastalığı kreatinin klirensine göre evrelendirilir ve tedavi planı buna göre yapılır.

    Kreatinin klirensimi nasıl öğrenebilirim?

    Kreatinin klirensini hesaplamak için ideali 1 gün (24 saat) süre ile idrar toplamak ve gerekli ölçümleri yapmaktır ancak bu pratik olmadığı için bazı formüller ve tablolar geliştirilmiştir. Günümüzde birçok hastane kan kreatinin düzeyini raporlarken altına küçük bir uyarı ile kreatinin klirensini (GFR, GFD, eGFD, eGFD şeklinde) de raporlamaktadır.

    Bu formüllerle bulunan değer ne kadar doğrudur?

    Bu formüllerle bulunan değerlerin gerçek değerlerle arasında küçük farklar vardır ama nefroloji pratiğinde bu farkın önemi çok azdır. Bu formüller böbreğin süzme fonksiyonunun hızla değiştiği geçici böbrek yetmezliğinde kullanılamazlar.

    24 saat idrar toplamak şart mıdır?

    Eskiden çok yaygın kullanılırdı ancak bu formüller sayesinde hastaların çoğunda artık 24 saat idrar toplamak gerekmez. Ağır spor yapanlarda kreatinin yüksekliğinin böbrek hastalığı mı kas kitlesinin artması mı sonucu olduğu 24 saat idrar toplayarak anlaşılır.

    Tahlil kağıdımda kreatinin klirensi, GFR, GFD, eGFD, eGFD şeklinde bir bilgi yok, nasıl öğrenebilirim?

    MDRD formülüne göre hazırlanmış aşağıda belirtilen 2 tablo aracılığı ile hastalar kendi kreatinin klirensini yaklaşık olarak hesaplayabilir.

    Erkek hastalar için tablo

    Kreatinin düzeyi
    Yaş 1 1.5 2 2.5 3 4 6 8
    20 101 63 46 35 28 20 13 9
    25 97 61 43 34 27 20 12 9
    30 93 58 42 32 26 19 12 8
    35 90 57 41 31 25 18 11 8
    40 88 55 40 31 25 18 11 8
    50 84 53 38 29 24 17 11 8
    60 81 51 36 28 23 16 10 7
    70 79 49 35 27 22 16 10 7
    80 76 48 34 27 22 15 10 7

    Örnek: 20 yaşında kreatinin düzeyi 1 mg/dl olan erkek bir hastada kreatinin klirensi 101 ml/dakikadır.

    Kadın hastalar için tablo

    Kreatinin düzeyi
    Yaş 1 1.5 2 2.5 3 4 6 8
    20 75 47 34 26 21 15 10 7
    25 72 45 32 25 20 14 9 7
    30 69 43 31 24 19 14 9 6
    35 67 42 30 23 19 14 8 6
    40 65 41 29 23 18 13 8 6
    50 62 39 28 22 18 13 8 6
    60 60 38 27 21 17 12 8 5
    70 58 36 26 20 16 12 7 5
    80 57 36 25 20 16 11 7 5

    Ayşe Hanım 40 yaşında. 72 kg ağırlığında. Kan kreatinin düzeyi 2.5 mg/dl. Kreatinin klirensi kaç?

    Tabloya göre 23 ml/dakika.

    Öğrenmem için bu tablolar dışında bir yöntem var mı?

    Bazı web sayfaları veya cep telefonu uygulamaları ile de öğrenebilirsiniz.

    Kreatinin klirensini hesaplamam, öğrenmem ne işe yarar?

    Böbrek yetmezliği olan bir hastada tedavi planlanırken kreatinin klirensi temel alınır. 2002 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Ulusal Böbrek Vakfı kreatinin klirensini temel alarak kalıcı böbrek hastalıklarını sınıflandırmış ve hastalar için bir tedavi planı hazırlamıştır. Burada bu evrelendirme sistemi sunulacak ve hastalar uygulamaları gereken tedavi hakkında aydınlatılacaktır. 2012 yılında yeni bir evreleme sistemi daha geliştirilmiştir, bu sistemde idrarda kaybedilen protein miktarının da önemi vardır ancak hastalar için daha pratik ve anlaşılabilir olması nedeni ile burada eski evrelendirme sistemi kullanılmıştır.

    Kalıcı böbrek hastalığı evrelendirmesi

    Evre Tanımlama Kreatinin klirensi

    (KrK) (ml/dak)

    – Artmış risk ≥60

    (risk faktörleri +)

    1 Böbrek hasarı var ama KrK normal veya artmış ≥90

    2 Böbrek hasarı var, KrK hafif azalmış 60-89

    3 Orta derecede azalmış KrK 30-59

    4 Şiddetli derecede azalmış KrK 15-29

    5 Son dönem böbrek yetmezliği < 15

    Bu bilgiler ışığında kreatinin klirensinizi ve hastalığınızın evresini hesaplayabilirsiniz. Özetle söylemek gerekirse kreatinin yüksek olması diyaliz demek değildir, hem diyaliz hastası olmamak/eğer gerekecekse başlangıcını geciktirmek hem de önlenebilir sorunlara hazırlıksız yakalanmamak için takipleri aksatmamak gerek. Böbreklerinize iyi baktığınız sürece onlar da size iyi bakacaktır.

    Önerilen kaynaklar:

    1.‘Diyaliz hastası olmaktan nasıl kurtulurum?’ isimli bölüm (www.tekinakpolat.com)

    2.’İyi ki Tansiyonum Çıktı’, Doğan Kitap 2016.

    3.Ürem Kreatininim Yüksek Diyalizi Nasıl Önlerim, 2016. İndirmek için (www.tekinakpolat.com).

  • Bipolar Hakkında Neler Biliyoruz?

    Bipolar Hakkında Neler Biliyoruz?

    Bipolar Bozukluk, riskli davranışlar nedeniyle kişinin kendisine ve çevreye zarar veren, tedavi edilmediği takdirde intihar yoluyla ölüme yol açabilen, kişinin duygu durumunda aşırı ve zıt yönlü değişiklikler gösteren zihinsel bir hastalıktır. Bipolar bozukluk çeşitli dönemlere ayrılır. Hastalık dönemlerini ele almak gerekirse, mani dönemi duygu durumun çok yükseldiği, hastanın aşırı coşkulu olduğu dönemdir. Bu dönemde hastada abartılı düşünceler veya projeler, kendini olduğundan çok daha yüksekte hissetme, büyüklük düşünceleri, kendini aşırı enerjik hissetme, uyku gereksiniminde azalma, sonuçlarını düşünmeden heyecanlı veya eğlenceli faaliyetlere kalkışmak (çok fazla para harcama, aşırı hızlı araba kullanma) görülen belirtilere örnektir. Yükselen duygu durumunun şiddet seviyesine ya da psikoz belirtilerine bağlı olarak, mani veya hipomani olarak isimlendirilir. Diğer yandan depresyon dönemi veya çökkünlük dönemi ise yukarıda yazılan durumun tam tersidir. Depresyonda ise hastada mutsuzluk, karamsarlık, umutsuzluk, özgüvende azalma, değersizlik hissetme, abartılı suçluluk veya pişmanlık duyguları, eskiden zevk aldığı faaliyetlerden zevk alamama, iştahsızlık veya uykusuzluk gibi değişiklikler, ölüm ve intihar düşünceleri, bedeninde nedeni açıklanamayan ağrılı tablolar ortaya çıkabilir. Karma döngü dediğimiz dönem ise gün içinde değişen duygu durum mani ve depresyon belirtilerinin aynı anda yaşanmasıdır.

    MANİ DÖNEM:

    • Benlik saygısında abartılı bir artış.

    • Uyku gereksiniminde azalma.

    • Her zamankinden daha konuşkan.

    • Dikkat dağınıklığı.

    • Düşüncelerde hızlanma.

    DEPRESYON (MAJÖR) DÖNEMİ:

    • Çökkün duygu durumu.

    • Etkinliklere karşı ilgide azalma.

    • Yeme istediğinde artma veya azalma.

    • İçsel gücün kalmaması (enerji düşüklüğü).

    • Düşünmede ve odaklanmada güçlük çekme.

    Bipolar bozukluğun kesin bir nedeni henüz belirlenememiş; fakat, çevresel ve genetik etmenlerin rol aldığı düşünülmektedir. Bir diğeri ise beynimizde ki sayısız hücreler arası iletiyi sağlayan kimyasal maddelerin taşınmasında ortaya çıkan değişikliklerdir.

    Beyinde iletiyi bozarak düşünce, bellek, öğrenme ve duygu durumun düzenlenmesini etkiler. Stresli veya travmatik olaylar da bipoların ilk hastalık döneminin ortaya çıkmasına neden olabilir veya ilerleyen nedenleri tetikleyebilir. Yapılan araştırmalara göre bipolar bozukluk genellikle 20’li yaşların başında görülmeye başlar. Kadın ve erkek de eşit oranda görünür. Fakat depresyon dönemi kadınlarda daha fazlayken mani döneminin sıklığı da erkeklerde daha fazla görülür.  Her hastalığın olduğu gibi bipolar hastalığın tedavi yöntemi vardır. Bu hastalıkta kişinin kendi kendine tedavisinin yanı sıra sosyal destek (aile) tedaviye yardımcı olması gerekmektedir.

    Bipolar bozukluk görülen kişilerde günlük yaşamında yardımcı olabilecek öneriler;

    • Hastalığınızı içinizde yaşamaktansa güvendiğiniz, eşiniz ve dostunuzla mutlaka paylaşmayı deneyin.

    • Mümkün olduğunca uyku düzeninizi oturtturun. Düzenli uykuya önem verin.

    • Sosyal yaşantınızda stresi azaltın. Size stres oluşturabilecek ortamlardan ve kişilerden uzak durun. Öyle bir imkanınız olmasa dahi kendinizi olumsuzluklara kapatın. Olumsuz düşünceler içinizde büyüdükçe çığ gibi olur. Beyninizde sizi kemirip durur. Buna müsaade etmeyin.

    • Düzenli egzersizler yapmaya çalışın. Mesela; Kulaklığınızı takıp keyifli bir yürüyüş için güzel bir aydayız.

    • Rutin işlerinizi azaltmayın. Her gün yapmanız gereken işleri ertelemeyin. Meşgul olacağınız etkinlikler her zaman sizin için avantajdır.

    Yakınlarına öneriler;

    • Bipolar bozuklukta aile ve çevre desteği büyük önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalara göre; çevresinden sevgi ve destek gören bipolar bozukluğa sahip kişiler daha hızlı iyileşme gösterirler, manik ve depresif dönemlere daha az girerler ve hastalık belirtilerini daha az yaşarlar.

    • Bipolar bozukluk ailede çeşitli stres ve gerginliğe sebep olabilir. Aile bireyleri hastalığı ve yaşanabilecek zorlukları en başta kabullenerek bu problemlerle başa çıkabilirler. Unutmamak lazım ki, ruhsal hastalıklar hiç kimsenin suçu değildir. 

    • Tedavinin sonuncunda yaşanan sıkıntıların büyük oranda geçmesine rağmen, bazı belirtilerin uzun süre devam ettiği görülmektedir. Bu sebeple her zaman gerçekçi olmak ve çok büyük beklentiler içerisine girmemekte fayda var.

    • Duygusal, sosyal destek vermenin yanı sıra, bipolar tanısı almış olan hastaya yardım etmenin en iyi yolu onu doktora gitmesi ve tedavisine düzenli devam etmesi konusunda desteklemektir.

    • Bipolar bozukluk yaşayan kişinin durumunu tam olarak anlayabilmesi mümkün olmayabilir. Bu konuda yakın çevrelere büyük iş düşüyor. 

    DİKKAT !!!

    Mani dönemindeyken kişiler kendilerini aşırı derecede iyi hissederler ve problemleri olduğunu düşünmezler. Depresyonda ise bir şeylerin ters gittiğini fark ederler fakat yardım çağrısında bulunabilecek enerjileri olmaz. Eğer yakınınız bipolar bozukluğu kabullenmek istemiyorsa, bu konuda onunla zıtlaşmayın. Bu fikir ona ürkütücü geliyor olabilir. Bu durumda kendisine destekleyici sözler ile yanında olduğunuzu hissettirerek terapiste gitme önerisini sunabilirsiniz. Bipolar bozukluk gerçek bir hastalıktır. Tıpkı günümüzde ki şeker ve tansiyon hastalığı gibi. Bu yüzden düzenli bir tedavi gerektirir. Psikoterapiler, kişinin ruh halini değiştirmede etkilidir. Hasta yakınlarının bu süreçte yaşanacak krizlerin üstesinden gelebilmeleri için sakin ve dikkatli olmaları gerekir. Hastaya destek olurken hasta ile sınır koyma dengesini korumak oldukça önemlidir. Kendinize iyi davranın.

    Bipolar bozukluğa yakalanan ünlüler;

    Marilyn Monroe;Doktoru Hyman Engelberg, “Marilyn, manik depresifti… Ruh halindeki büyük dalgalanmalar yüzünden çok zor günler geçirdi” diyor.

    Vincent Van Gogh; Yaşam öyküsü incelenerek bipolar bozukluk tanısı konan dünyaca ünlü ressam.

    Britney Spears; ‘Tutarsız davranışları, ani duygusal patlamaları, karar vermekte zorlanması onun bipolar olduğunu gösteriyor.’

    Amy Winehouse;  ‘Bunun adı bipolar bozukluk; bildiğiniz manik depresif hastalık.’

    Nurseli İdiz;  ‘Bu hastalığı alkolizm ile karıştırıyorlar, beni yıllarca alkolik ilan ettiler; oysaki ben bu hastalığın pençesindeyim.’