Yazar: C8H

  • Reflü, reflü hastalığı

    Klinik tıpta en sık karşılaştığımız sorunlardan birisidir. Hemen hemen herkes, yaşamının bir döneminde bu şikayetler ile karşılaşır.

    Reflü hastalığı; mideden yemek borusu içine mide asidinin ve mide içeriğinin kaçışı ile ortaya çıkar.

    Hastalarımız bize genellikle; göğüs kemiği arkasında, nadiren sırtta ve mide bölgesinde olan; midede yanma, ekşime, ağıza ekşi acı su gelmesi veya yenilen yiyeceklerin gelmesi gibi şikayetlerle gelirler.

    Reflü hastalığı yemek borusu dışında da bazı sorunlara yol açar. Uzun süren nedeni açıklanmayan kuru öksürük, tekrarlayan ses kısıklığı, boğazda gıcık hissi, tekrarlayan kronik faranjit ve larenjit altında da reflü çıkabilir. Bu hastalar göğüs ağrısı ile Kardiyoloji bölümüne giderler altından reflü çıkabilir. Bazı hastalar öksürük ve ses kısıklığı nedeni ile Göğüs Hastalıkları ve KBB bölümüne giderler altından reflü çıkabilir.

    En önemli konu bu şikayetler ile gelen hangi hastaların araştırılması gerektiğidir.

    Eğer hastada aşağıdaki şikayetlerin biri var ise;

    45 yaşın üzerinde ise ve uzun zamandır olan reflü şikayetleri varlığında

    Lokma yutmada güçlük, boğazda lokmanın takılmasını tarifliyor ise

    Ağızdan kanlı kusma, dışkıda siyahlaşma (zift gibi) tarifliyor ise

    Sebepsiz ani kilo kaybı geliştiyse

    İnatçı kusmaları var ise

    Tetkiklerinde kansızlık (anemi) saptanmışsa mutlaka araştırılmalıdır.

    Bu şikayetleri olan hastalar en kısa zamanda bir Gastroenteroloji Uzmanına gitmelidir. Bu hastalara ENDOSKOPİ adı verilen, yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının kameralı alet ile görüntülenmesini sağlayan işlem yapılmalıdır.

    Bu şikayetleri olan hastalar nelere dikkat etmelidir?

    -Kahve ve kolalı-asitli içeceklerden uzak durmalı

    -Kendisini rahatsız eden, dokunan, belirli besinlerden kaçınmalı (Örneğin; fazla acı, baharat, yağ, kızartma, çilolata, nane, domates, soğan, turşu)

    -Fazla miktarda bir öğün yerine , sık sık ancak az az yemek yemeli

    -Yemek yedikten hemen sonra televizyon karşısında uzanmamalı yada yatmamalı (oturur pozisyonda kalmalı), yemeklerden en az 2 saat öncesinde yatmamalı

    -Akşam geç saatlerde yemek yememeli

    -Soluna yatmaya çalışmalı

    -Yemek yerken acele edilmemeli, lokmalar iyi çiğnenmeli

    -Egzersi öncesi yememeli

    -Yatak başı yükseltilmeli

    -Kahve , çay içmeyi azaltmalı

    – Karına bası yapabilecek sıkı giyecekler gevşetilmeli (Örneğin; sıkı kemer ve korse takmamalılar)

    – Kiloyu ideal kiloya düşürmeliler (Zayıflamak)

    -Sigara içenler sigarayı bırakmalı, Alkol tüketimi kesilmeli

    -Ağrı kesici ilaçlar mümkünse kullanılmamalı

    -Stersten uzak durulmalıdır.

    Reflüde ilaç ve cerrahi tedavide söz konusudur. Ancak bu tedavi kararını doktorunuz size uygun şekilde düzenleyecektir.

  • Alt Islatma (Enüresiz)

    Alt Islatma (Enüresiz)

    Enürezis, çocukluk çağının en önemli ve en sık görülen işeme bozukluğudur. Uyku sırasında idrar kesesinin fonksiyonel kapasitesi dolduğunda ortaya çıkan kendini boşaltma ihtiyacı nedeniyle çocuk uyanamaz ve yatağına işerse “enürezis” olarak adlandırılır.

    Enürezis, çocukluk çağının en sık karşılaşılan sorunlarından biridir. Çocuğu, ailesini ve çevresini etkileyen önemli bir problemdir. Çocuğun kendine güvenini azaltmakta, utanç duymasına ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir.

    ALT ISLATMA TANISI

    Enürezis idrar kontrolünün beklendiği yaştan sonra (5 yaş) gece ya da gündüz, yatağına ya da giysilerine istemli ya da iradedışı olarak yenileyen (haftada en az 2 kez) idrar kaçırması olarak tanımlanır. Enürezis başlangıcı ve seyrine göre primer veya sekonder olabilir. Uykuda işeme bazı çocuklarda doğuştan beri arada hiç kuru kalma dönemi olmadan sürer gider buna birincil tip (primer enürezis) denir; bazılarında ise bir süre (en az 6 ay) tuvalet eğitimi sağlanmış sonra herhangi bir yaşta birdenbire uykuda işeme başlamıştır. Buna da ikincil tip (sekonder enürezis) adı verilir.

    ÇEŞİTLERİ

    Enürezis nokturnal ve diurnal olabilir. Gece uykuda işeme durumuna nokturnal enurezis, gündüz uyanıkken işeme ise diurnal enürezis olarak isimlendirilmektedir. Gece veya gündüz yalnızca uykuda işeyen çocuklarda bundan başka bir yakınma yoksa buna tek semptomlu uykuda işeme (monosemptomatik enürezis nokturna) denilmektedir. Nokturnal enürezis için yatak ıslatma veya uykuda altını ıslatma şeklindeki ifadeler suçlayıcı bir tanımlamlar olduğu için kullanılmamalı, bunların yerine “uykuda işeme” terimi tercih edilmelidir.

    ALT ISLATMA NEDENLERİ

    Öncelikle bir doktora baş vurarak organik sebepler doğuştan bozukluklar ya da idrar yollarında iltihap gibi bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer araştırma sonucu herhangi bir hastalık bulunamazsa, şunlar çocuğun altını ıslatma nedeni olabilir:

    • Zamanından önce veya çok baskılı tuvalet eğitimi verilmesi, enüresis oluşumunun en sık rastlanan nedenidir.
    • Aşırı temiz, titiz, düzenli annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı çocuğun tepkisini gösterir.
    • Hiç tuvalet eğitimi verilmemesi de enüresise yol açabilir. Annenin aşırı koruyuculuğu, çocuğu uzun süre kendisine bağımlı tutumu, bilinçaltı isteği de çocuğu bebeksi kılar.
    • Yeni bir kardeşin doğması, çocuğun ilgiyi tekrar üzerinde toplayabilmek için kardeşine özenerek altını ıslatmasına neden olabilir.
    • Ailede, ölüm, ayrılık, geçimsizlik, hastalık okul başarısızlığı gibi yaşam olaylarının yarattığı kaygılar, çocukların davranışlarına enüresis şeklinde yansıyabilir.

    İSTATİSTİKLER

    Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15’inde Enürezis noktürna görülmektedir. Çeşitli ülkelerden %5-%15 gibi oranlar bildirilmektedir. Erkek çocuklarda daha sıktır. Kendi kendine de düzelebilen Enürezis noktürnanın sıklığı yaş ilerledikçe azalmakta, erişkin yaşlarda %1 oranında devam etmektedir. Ayrıca enüreziste komorbid durumların oranı oldukça yüksek oranda saptanmaktadır.

    AİLE TUTUMU

    Çocuğun altını ıslatması ve dışkısını kaçırmasında anne ve babaların tutumu çok önemlidir. Aile öfke ve utanç duyabilir, çocuğu cezalandırır, kardeşleri ile kıyaslayabilir. Bazı aileler ise tam aksine çocuğa bez bağlamak, bezini değiştirirken onu öpüp sevmek gibi enüresisi bilmeden destekler tutumdadır. Her iki tutumun da zararlı olduğu, yani cezanın da, sevecen davranışla ödüllendirmenin de doğru olmayacağı bilinmelidir.

    Öncelikle çocuğa destek gerekir. Azarlama, utandırma ya da cezalandırma doğru değildir.

    Gece tuvalete kalkmak sorunu çözebilir. Özellikle çocuk uykudan 1,5 saat sonra uyandırılmalıdır. Çünkü altını ıslatmalar en çok uykunun bu döneminde olmaktadır. Çocuk uyandırılarak idrarı yaptırılır. Yarı uyur durumda idrar yapması ile yatağında uyurken yapması arasında eğitim bakımından pek fark yoktur.

    ALT ISLATMA TEDAVİSİ

    Farklı tedavi yöntemleri vardır. Bunlar davranış modifikasyonu (motivasyon tedavisi, kondüsyon-alarm tedavisi, mesane retansiyonu eğitimi), hipnoterapi ve ilaç tedavisi (antikolinerjikler, trisiklik antidepresanlar, vasopressin) yöntemleridir.

    Hipnoterapi ve/veya psikoterapi enürezisli çocuklarda uygulanabilmektedir. Ana nedeninin saptanması ve ortadan kaldırılması, ayrıca egonun güçlendirilmesi sebebiyle ikincil kazanç olarak olası başka semptomların ortaya çıkmaması ve olası başka psikosomatik durumlarla başa çıkabilme yeteneğinin geliştirilmesi önemlidir.

  • İbs spastik kolon, irritabl bağırsak sendromu

    Karın ağrısı, karında şişkinlik, gaz, dışkılama değişikliği, kabızlık yada ishal gibi şikayetlerle seyreden , insanın yaşam kalitesini inanılmaz derecede bozabilen kronik bir hastalıktır. “Spastik kolon”, “Huzursuz barsak”, “Hassas Barsak” yada “İrritabl barsak sendromu” gibi isimleri de bulunmaktadır.

    Gastroenteroloji kliniğine başvurma nedenleri arasında ilk sıradadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir.

    Nedeni tam bilinememektedir. Bağırsaklarda veya başka organlarda herhangi bir organik bozukluk yoktur. Yapılan tüm tetkik ve tahlillerde bir anormallik saptanmaz. Kişilik yapısının ve kişinin psikolojik durumunun, stresinin önemli olduğu düşünülür. Stres dönemelerinde hastanın şikayetlerininin daha da arttığı gösterilmiştir. Geçici bir hastalık değildir. Yaşam süresini kısaltmaz.

    Bazı hastalarda kabızlık ya da çok sulu ishal görülür. Hastaların bir kısmında ise hem kabızlık hem ishal görülür. Hastalık tehlikeli değildir ve tehlikeli komplikasyonlara yol açmaz.

    Ama, insanın yaşam kalitesini inanılmaz olumsuz etkiler ve İşyeri, okul gibi yerlerde hasta için oldukça rahatsız edicidir. Hastayı hayatından bezdirebilir.

    Bazı besinler bağırsak hareketlerinde değişmelere yol açar. Kahve, çay, kola, alkol, baharatlı yiyecekler, süt gibi besinler bu soruna yol açabilir. Bazı insanların sindirim sistemi bazı yiyeceklere karşı hassastır. Doktora başvuran kişiler özellikle bir besini yedikten sonra başladığını belirtebilir. Süt, kahve, yağlı yiyecekler, alkol bu besinler arasında sayılabilir. Hastalığa neden olmasalar da şikayetlerin artmasına yol açabilirler.

  • Otizm

    Otizm

    Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Çocukta aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar gözlenir. otizm spektrum bozukluğuna neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte genetik temelli olduğuna ilişkin bulgular vardır. Ancak hem genetik temellerin hem de çevresel faktörlerin etkileri üzerine çok sayıda araştırma yapılmasına rağmen net bir neden henüz bulunmamıştır.

    OTİZM BELİRTİLERİ

    • Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,
    • İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,
    • Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
    • Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,
    • Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,
    • Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
    • Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,
    • Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,
    • Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,
    • aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,
    • Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,
    • Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,
    • Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,Otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

    OTİZM TANISI

    Erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde ellisinde otizmin belirtileri kontrol altına alınabilmekte, gelişim sağlanabilmekte, büyük ilerleme kaydedilmekte ve hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşlarından farkı kalmayabilmektedir.Otizmin tanısı 12 aylıktan itibaren konabilir. Erken yaşta tanı konması, bir an önce eğitimin başlaması açısından önemlidir.

    İSTATİSTİKLER

    Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur. 2018 yılında verilen son bilgiye göre ABD de, her 59 çocuktan 1’inde otizm görülmektedir.
    Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan 4,3 kat fazladır.

    TEMEL OTİZM SEMPTOMLARI

    Otizmde temel olarak

    1) Toplumsal İletişim ve Etkileşimde Güçlükler

    İlişki kurma ve sürdürmede zorlanma
    Göz kontağı kuramama
    Duyguları ifade edememe
    Etkileşim başlatma ve sürdürmede zorlanma

    2) Sınırlı-Yineleyici Davranış Örüntüler (Tekrarlayıcı Davranışlar)

    Basmakalıp ve tekrarlayıcı motor hareketler
    Aynılıkta ısrar, rutine sıkı bağlılık
    Sınırlı ve yoğun ilgi alanı
    Duyusal az veya çok uyarılma görülebilir.

  • İyi ki tansiyonum çıktı

    Hekimlik hayatımda 30 yılı aştım. Hastalarıma ve öğrencilerime yönelik 10’dan fazla kitabım var. Uzun süredir araştırmalarıma odaklandım ve kitap yazmıyordum. Şimdiye kadar en çok bilgiyi hastalarımdan öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum. Ama artık hastalarımdan öğrendiğimi hastalarıma/topluma aktarmam gerektiğine inanıyorum.

    İç hastalıkları ve nefroloji (böbrek hastalıkları) uzmanıyım. Çok sayıda böbrek hastası tedavi ve takip ettim, halen de ediyorum. Nedeni ne olursa olsun böbrek hastalığı tedavisinde en çok yararı kan basıncını iyi kontrol ettiğim hastalarımda sağladım. Hastalarıma daha yararlı olabilmek için hipertansiyonla (yüksek tansiyon) daha fazla ilgilendim. Kendim de hipertansiyon hastası olunca neredeyse hobim oldu. Şimdi hem hekim hem hasta olarak tansiyonla yaşıyorum.

    Yıllar geçtikçe hipertansiyonun sadece tıbbi bir hastalık olmadığını gördüm. Hipertansiyon aslında tedavi edilebilir sosyal bir problem. Hipertansiyon tedavisi konusunda büyük gelişmeler olmasına rağmen gelişmiş ülkelerde bile kan basıncı kontrolü istenilen oranlardan çok uzaklarda. Ülkemizde hipertansiyon hastalarının neredeyse yarısı hastalığının farkında değil, farkında olanların da ne yazık ki yarısının kan basıncı kontrol altında değil. Üstelik kan basıncı ölçmenin/ölçtürmenin çok kolay ve yaygın olduğu günümüzde…

    Artık hipertansiyonun hem tıbbi bir hastalık hem de sosyal ve bulaşıcı (mikrobik olmasa da) bir sorun olduğuna inanıyorum. Hastalarımda da bu bakış açısını yerleştirmeye çalışıyorum. Hipertansiyon için çok güzel, etkili ve hastanın yaşam kalitesini bozmayan ilaçlar var. Yapılması gereken yaşam düzeni değişikleri de var (az tuzlu yemek, kilo vermek, hareket etmek…) ama genellikle kimse buna uymuyor. Kendime “Hastalarım neden etkili tedavi olamıyorlar, onlara nasıl daha fazla yardımcı olabilirim?” diye sormaya başlayınca bu kitap ortaya çıktı. Hastalarımın içindeki ışığı yakabilirsem tedavilerinde çok daha başarılı olacağıma inanıyorum. Onların daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına katkıda bulunacağım.

    Kitabı yazarken hastalarımın tecrübelerinden çok yararlandım. Bazı bölümlerde onların ifadelerini/düşüncelerini kullandım. Keyifle okuyacağınız, çoğu bölümde kendinizi ve yakınlarınızı bulacağınız bir kitap yazmaya çalıştım. Bazı bölümlerini okuttuğum hastalarımın kitabı öğretici, eğlenceli bulması, dilinin sadeliğine şaşırarak “Hiç tıp kitabı gibi değil” demesi motivasyonumu artırdı. Bilgi kirliliğinin çok yaygınlaştığı günümüzde karşılaştığınız sorunlara yardımcı olmayı, aklınızdaki sorulara yanıt vermeyi hedefledim. Önemli bulduğum konuları daha kalıcı olması amacıyla birçok kez vurguladım.

    Yakın zamanda kardeşim kadar çok sevdiğim bir arkadaşımı kaybettim. Birlikte çok sayıda kitaba editörlük yaptık, pek çok araştırma planladık, gerçekleştirdik. Mesleğinde çok başarılı bir hekim ve öğretim üyesiydi, ama hastalığıyla yüzleşmekten hep kaçtı. Kalp krizi geçirdiği zaman bile inkâr etmeyi tercih etmişti. Gerçeklerden uzaklaşanlar eninde sonunda gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalırlar. Hastaları yanlış yönlendiren, gerçeklerden kaçan, hastayı istismar eden pek çok kişi var. Hastaları olumsuz etkileye- rek yanlış yönlendiriyorlar. Üstelik hastayı bu olumsuz etkilerden koruması gereken sistem de ne yazık ki iyi çalışmıyor. Arkadaşımın kendi gerçeğiyle yüzleşmeye vakti bile olmadı. Sevenlerini arkasında bırakarak terk edip gitti.

    Onun ölümü beni derinden etkiledi. Hipertansiyon hastalarına, hipertansiyon hastası olmak istemeyenlere, arkadaşlarıma ve hipertansiyonu öğrenmek isteyenlere daha fazla yardımcı olmak amacıyla kitap projemi hızlandırmaya karar verdim. Hasta olarak, hekim olarak, öğretim üyesi olarak, arkadaş olarak, yol gösterici olarak yazdım. Üstelik bu sefer “Hocanın hem dediğini hem de yaptığını yapın” diyerek.

    Yararlı olması dileğiyle.

  • Beynin Gıdası İlişkidir!

    Beynin Gıdası İlişkidir!

    Bağlanma süreçleri, psikoloji bilimi içerisinde en fazla üzerine kafa yorduğum çalışma alanıdır. Bir şekilde herkesin bir bağlanma hikayesi söz konusu. Son zamanlarda ebeveynlik biçimleri hakkında, siz hangi ebeveynlik biçimine sahipsiniz? gibi sorularla karşılaşıyorsunuz ve bu soruya verilen cevaplar sayesinde ebeveynlik becerilerinizi değerlendiriyorsunuz. Bir ebeveynin ebeveynlik becerilerinin kendi bağlanma hikayesine göre şekillendiğine dikkat çekmek istiyorum. O nedenle ilk önce bir yetişkin olarak, kendi ebeveynlerimizle olan bağlanma süreçlerimizi biraz daha farkında olarak incelememiz gerekiyor.

    Sevgili Nilüfer Devecigil “Işığın Yolu” kitabında, bir bağlanma sürecinin kişinin hem ebeveynliğine hem de ilişkisine nasıl etki ettiğini öylesine güzel anlatmış ki kendimizi daha iyi tahlil edebilmek adına kesinlikle okunmasını önerebileceğim bir kitaptır. Kitapta yer alan bir metaforu buradan paylaşmak isterim. Bu metafor sayesinde çocukların bir nevi işletim sistemini çok güzel özetliyoruz. Ben de buna benzer bir ifade kullanıyordum ancak kitaptaki metafor herkesin çok daha iyi anlayabileceği şekilde özetlemiş.

    “İki katlı dubleks bir ev düşünelim. Bu ev bizim beynimiz olsun. Evin üst katı, sofistike dediğimiz bilge kısmımız. Burada konuşma, mantık yürütme, planlama, karar verme ve dürtü kontrolü gibi davranış düzenlemeleri yer alır. Evin alt katı ise ilkel kısmımız. Burada nefes alma, beslenme, uyuma ve güvende kalma gibi en temel fonksiyonlarımız yer alır. Dünyaya geldiğimizde milyarlarca sinir hücresine sahibizdir. Ancak önemli olan sinir hücrelerinin sayısından daha çok bu sinir hücrelerinin birbiri ile nasıl ilişki kurduğudur. Ebeveyn bu noktada bebeğine güven verir ve her ihtiyacı olduğunda karşılık verirse, bebek için bu dünya ve ilişkiler güvenilirdir algısı gelişir ve sinir hücreleri buna yönelik ağlar oluşturur.

    Şimdi bu evin iki katlı olduğunu bildiğimize göre alt kat ile üst katın bağlantısının birbiri ile ilişkili olduğunu anlayabiliriz. Bir bebek dünyaya geldiğinde, alt katta yer alan ilkel fonksiyonlar kendisinde hazır bulunur. Beslenmeyi öğrenmesine gerek yoktur. Emme refleksi sayesinde bu ihtiyacını otomatik olarak giderir. Asıl mesele ebeveynin üst katın bağlantılarını nasıl oluşturduğudur. Bunun oluşması için zaman gereklidir. Ancak zaman içerisinde farkında olarak hareket etmek gereklidir. Ebeveyn ile bebeğin uyumlu bir şekilde ilişki tecrübelerine ihtiyaç duyulur. Göz teması, dokunmak, şarkı söylemek, kucağına almak, ağladığında sakinleştirmek, sakinken çevredeki uyarıcılarla tanıştırmak… BEYİN İLİŞKİ İLE YAŞAR. BEYNİMİZİ TOK TUTMAYA İHTİYACIMIZ VAR!

    BEDENİN GIDASI İLİŞKİDİR

    Ebeveyn ilişki kurmayı başaramayan, ihtiyaçları karşılamayan, korkutan bir yüz ifadesine sahip olan, ilgisiz, korumayan, dokunmayan bir birey olduğunda çocuğun ilkel fonksiyonları kendini düzenlemeyi başaramaz ve üst kat ile ilişkiye giremez. Örneğin; çocuk korkutucu bir ses duyduğunda ilkel kısım her çocukta korku duygusu uyandırır. Ancak karşısında kendini düzenleme becerilerini kazandırmış bir ebeveyni varsa tepkisi şu şekilde olur: Ses korkutucuydu ama şimdi geçti… Eğer ebeveyn alt katı iyi düzenleyememişse, çocuk o korkutucu ses sonucu sakinleşemez ya da öfke nöbetleri geçirir.

    İlk yılların travmatik süreçleri ne kadar fazla ise sonraki zamanlar davranışlar bir o kadar zorlaşır. İlk yılların travmaları arasında; anne karnındaki stres, doğum anında yaşanan problemler, tıbbi operasyonlar, doğal afetler, ihmal ve ihlal olarak ifade edilebilir. İhmal dediğimiz durum, bir çocuğa SEN YOKSUN mesajı gönderir yani duygusal ihtiyaçları karşılanmaz. O nedenle ihmal ile bağlanma süreçleri birbiri ile fazlasıyla ilişkilidir.

    Bedenimiz stres anında kortizol hormonu salgılar. Bu hormonun az dozu büyümeyi sağlar. Ancak kotizolun bedende bulunma miktarı artarsa stres “zehirli strese” dönüşür. Zehirli stresin çocukların bedenlerinde bulunması durumunda çocukların beyin yapısı dahi etkilenebilir. Zehirli stres evin üst katı içerisinde yer alan pek çok işlevin yerine gelmesine engelleyerek çocuğun büyümesine sebep olur. Ve ilerleyen yıllarda depresyon, kalp sorunları, obezite, alkol ve madde bağımlılığı, antisosyal davranış problemlerinin görülme olasılığı artar. Kısaca evin tüm yapısı değişir ve başka bir ev olur.”

    Çocuklarımızın ilk yıllarının önemini her fırsatta anlatıyorum. İstiyorum ki elimizde fırsat varken şu anı kurtaralım. Çocuk güvenli ilişki kaynaklarını doyasıya yaşasın ki bir birey olma yolculuğunda bu kaynakları sağlıklı bir şekilde kullansın. Kültürel özelliklerimize göre toplumumuzu ve görüştüğüm aileleri düşündüğümde biz bu bağlanma hikayesinde sınıfta kalıyoruz. Öncelikle bu kaynakları sadece annenin yetiştirmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bir baba rolünü ebeveynlik becerileri içerisinde çok kısıtlı görüyoruz. İşte bu noktada da kaynakları çocuklarına aktaramayan ebeveynin kendi ebeveyninden alamadığı kaynaklara gidiyoruz. Bu çok önemli bir mesele ve bir kısırdöngüye dönebilir. O nedenle farkındalık diyoruz zaten. Ancak yine kültürel bir durum olarak gördüğümüz bir durum çıkıyor karşımıza: Çocuğun hayatında ortalama olarak lise yıllarına kadar olmayan ebeveyn, bu çocuk ders çalışmıyor, beni dinlemiyor… şikayetleri ile başvuru da bulunur. Ama zamanında güvenli bir ilişki kurmak için kaynakları kullanmamış bir ebeveyn ile bu süreci tamir etmek daha meşakkatli ve emek gerektiren bir süreç olur. Tüm mücadelem bundan dolayıdır; çok geç olmadan dubleks evin bağlantı ağlarını yaşamın ilk yıllarında sağlam bir şekilde geliştirmek.

  • Ödem-proteinüri-nefrit

    Normalde günde 100-150 mg protein idrarla kaybedilir, bunun bir kısmı albümindir. İdrarla günlük albümin kaybı ise 30 miligramın altındadır. İdrarda protein kaybı çoğu kez basit idrar incelemesi ile tesadüfen saptanır. Normal idrar testleri idrarda proteini negatif, eser, +, ++, +++… gibi veya yok, 30, 100, 300, 500 gibi değerlerle ifade edilir. Basit idrar incelemesinin bir tarama testi olduğu unutulmamalıdır.

    İdrarda protein saptanınca ileri inceleme gerekir. Öncelikle idrarla protein kaybının miktarı saptanır, protein kaybı ciddi ise de nedeni araştırılır.

    İdrarla protein kaybının miktarını anlamak için ya 24 saat idrar toplanır ya da bir idrar örneğinde protein/kreatinin oranına bakılır.

    Ciddi proteinüri var ise böbrek kaynaklıdır. Doğrudan böbrek hastalığına bağlı olabildiği gibi başka bir hastalığın böbreği etkilemesi sonucu da olabilir. Örneğin şeker hastalığı böbreği etkileyerek proteinüriye neden olabilir.

    Proteinüri şiddetli ise kanda albümin düşebilir ve vücutta şişmeler (ödem) başlar.

    Proteinüriye yol açan böbrek hastalığını anlamak için böbrekten parça almak (böbrek biyopsisi) gerekebilir.

    İdrarla günlük albümin kaybının 30-300 mg arasında olması mikroalbüminüri olarak tanımlanır.

    Proteinürinin değişik tipleri de vardır, idrarla kaybedilen proteinin tipine bakarak böbrek hastalığının nedeni hakkında bilgi edinilebilinir. Proteinüri geçici veya pozisyonel olabilir.

    Proteinüri saptanınca bunun değerlendirilmesi nefroloji uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    ÖDEM (VÜCUTTA ŞİŞME)

    Ödem vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Şişlik ayaklarda, bacaklarda, ellerde, parmaklarda (yüzük çıkarılamaz) ve göz kapakları etrafında fark edilir. Hemen akla böbrek hastalığı gelir. Akciğerlerde su birikebilir. Ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

    Ödeme yol açan hastalıklar 6 başlık altında incelenebilir:

    1.Böbrek hastalıkları

    2.Karaciğer hastalıkları

    3.Kalp hastalıkları

    4.Hormonal hastalıklar

    5.Damar tıkanmaları

    6.Diğer hastalıklardır.

    Böbrek hastalıklarında idrarın renginde koyulaşma, yüksek tansiyon izlenebilir. Karaciğer hastalıklarında sarılık öyküsü olabilir. Kalp hastalıklarında hasta sırtüstü yatamaz, nefes darlığı vardır. Gece tek yastıkta yatarsa nefes darlığı olur. Hasta merdiven çıkamaz, en küçük hareketle bile nefes darlığı izlenebilir. Tiroid bezinin az veya fazla çalışmasında, böbrek üstü bezi hastalıklarında ödem olabilir.

    Böbrek, karaciğer, kalp ve hormonal hastalıklarda şişlik genellikle yaygın ve çift taraflıdır. Damar hastalıklarında ise şişlik tek taraflı olabilir ve tutulan damarın yerine göre değişir; örneğin sağ bacak damarlarında problem varsa şişlik sadece sağ bacaktadır.

    Ödemi olan hastalarda öncelikle bu hastalıklar araştırılır. Bu amaçla çeşitli laboratuvar incelemeleri gereklidir. Bazı durumlarda ödeme yol açan bir hastalık saptanamaz. Bu durum idiyopatik (nedeni bilinmeyen) ödem olarak isimlendirilir.

    İdiyopatik ödem genellikle genç-orta yaşlı bayanlarda görülür. Adından da anlaşıldığı gibi nedeni belli değildir ancak gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet gibi nedenler ödeme yol açabilir. İdiyopatik ödem tanısı, ödem yapan diğer hastalıkların ekarte edilmesi ile konur.

    Ödem tedavisine başlamadan önce ödeme yol açan hastalık araştırılır ve tedavi altta yatan hastalığa göre planlanır. Ödemli hastaların önemli bir kısmında tedavinin ilk şartı tuz kısıtlamasıdır. İdrar söktürücü ilaçlar şişlikleri azaltabilir ancak bu ilaçlar kesinlikle doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

    NEFRİT: GENEL BİLGİLER

    Böbreğin temel fonksiyonlarından birisi idrar üretmektir. Her 2 böbrekte idrar üretimine yol açan yaklaşık 2 milyon küçük ünite (nefron) vardır. Bir nefron temel olarak 2 kısımdan oluşur.

    1.Böbreğe gelen kanın süzüldüğü filtre (glomerül)

    2.Süzülen kanın idrara dönüştüğü uzun, yer yer kıvrımlı borular (tübül)

    Böbreğin iltihabi hastalıkları nefrit olarak isimlendirilir. Nefrit nedenleri mikrobik olan ve olmayan olmak üzere ikiye ayrılır:

    1.Mikrobik nefritler (piyelonefrit): Piyelonefritin diğer bir ismi de üst idrar yolu infeksiyonudur.

    2.Mikrobik olmayan nefritler: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları ikiye ayrılır.

    A.Glomerülonefrit

    B.Tübüler nefrit (Tübülointerstisiyel nefrit)

    NEFRİT: GLOMERÜLONEFRİT

    Nefronda ağırlıklı olarak glomerülde iltihap vardır. Türkiye’de kronik böbrek yetmezliğinin sık nedenlerinden birisi glomerülonefrittir. Belirti ve bulgular glomerülonefritin tipine göre değişir.

    Hastanın muayene edilmesi, kanda üre ve kreatinin bakılması ve basit idrar incelemesi ile glomerülonefrit tanısını koymak genellikle çok kolaydır. Muayenede glomülonefrit bulguları el, ayak ve göz kapaklarında şişme, idrar renginde koyulaşma (idrar çay rengini alabilir) ve yüksek tansiyondur. İdrar incelemesinde kanama (hematüri) ve protein kaybı (proteinüri) glomerülonefrit lehine bulgulardır.

    Glomerülonefrit tanısında asıl zorluk glomerülonefrite yol açan hastalığın saptanmasıdır. Glomerülonefritin tipini anlamak için böbrek biyopsisi yapılmalıdır yani böbrekten mikroskopik inceleme için parça alınmalıdır. Birçok hastanın biyopsi denince aklına kanser gelmektedir ancak böbrek biyopsisinin amacı kanser aramak değil glomerülonefritin tipini anlamaktır.

    Glomerülonefritler ne tür sorunlara yol açar?

    Pratikte glomerülonefritler 5 şekilde karşımıza çıkar. Hastanın hiçbir şikayeti olmayabileceği gibi ileri böbrek yetmezliği de olabilir.

    1.İdrar incelemesinde anormallikler: Hastada hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Başka bir nedenle doktora giden hastaya yapılan idrar incelemesinde kanama veya protein kaybı saptanır.

    2.Nefrotik sendrom: İdrarla günde 3-3.5 gramdan fazla protein kaybı vardır. Hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üzerine basınca iz bırakan şişlikler vardır. Ayrıca kanda albümin seviyesi düşer, kolesterol düzeyi artar.

    3.Ani başlayan glomerülonefrit: Bu hastalarda ön plandaki sorunlar idrarda kanama, yüksek tansiyon ve vücutta sıvı birikmesidir. Çocuklarda streptokok infeksiyonlarını takiben gelişen nefritlerin çoğu bu gruba girer.

    4.Kronik (müzmin, uzun süreli) glomerülonefrit: Bu hastalarda idrarla kanama, protein kaybı, yüksek tansiyon ve şişlik vardır, hastalık uzun sürelidir, sinsi olabilir. Hipertansiyonlu hastalarda idrar tahlili bu nedenle önemlidir.

    5.Hızlı ilerleyen nefrit: Kısa sürede böbrek yetmezliği gelişir ve hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duyar.

    Nedenleri

    Glomerülonefrit nedenleri 2 gruba ayrılabilir:

    1.Nedeni bilinmeyen

    2.Bilinen bir hastalığa bağlı: Bu hastalıklara örnek olarak geçirilmiş solunum yolu infeksiyonu, romatizmal hastalıklar, hepatit verilebilir

    Tedavi

    Her hastada farklıdır. Böbrek biyopsisinin sonucu ve hastada mevcut olan sorunlara göre tedavi planlanır. Sadece çocuklarda, eğer nefrotik sendrom var ise önce tedavi verilip, daha sonra düzelmezse/gerekirse böbrek biyopsisi yapılabilir. Glomerülonefrit tedavisi nefroloji uzmanı denetiminde olmalıdır. Eğer varsa hipertansiyon tedavisi ihmal edilmemelidir. Tedavide başarısızlık kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilir ve hasta sürekli diyaliz tedavisine ihtiyaç duyabilir.

    NEFRİT: TÜBÜLER NEFRİT

    Nefronda ağırlıklı olarak tübüllerde iltihap vardır, hastalığın ilerlemesi ile glomerüllerde de hasar oluşur. Hem ani hem de kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilirler. Tübüler nefritlerin önemli kısmı önlenebilir niteliktedir. Tübüler nefritlerde adından da anlaşılacağı gibi tübül fonksiyonlarında bozulma olur. Tübüler nefrit ile glomerülonefriti birbirinden ayırmak genellikle zor değildir.

    Hastalarda başlıca belirti ve bulgular

    Sık idrara çıkma

    Gece uykudan uyanıp idrara gitme

    Yüksek tansiyon

    İdrarla tuz, şeker, amino asit, protein kaybı

    D vitamini ve kan üretim hormonu (eritropoietin) yapımında azalma

    Kansızlık

    Su ve tuz dengesinde bozulma

    Böbrek yetmezliğidir.

    Nedenleri

    1.İlaçlar: Özellikle uzun süre, yüksek dozda, bilinçsiz ağrı kesici kullanımı.

    2.Bulaşıcı hastalıklar

    3.Bazı kanserler

    4.Orak hücreli anemi (kansızlık)

    5.Gut hastalığı

    6.Bağışıklık sistemi hastalıkları

    7.İdrar yolu tıkanmaları, kaçakları

    8.Diğer nedenler.

    Tedavi

    Öncelikle tübüler nefrite yol açan hastalık araştırılır ve bu hastalık tedavi edilir. Eğer neden bulunamaz ise hastada bulunan belirti ve bulgulara göre tedavi planlanır.

    BÖBREKTEN PARÇA ALMA (BİYOPSİ)

    Böbrek hastalığının nedenini anlamak için böbrekten parça almak gerekebilir. Parça almak deyince hastanın aklına genellikle kanser gelir. Nefroloji pratiğinde ise parça almanın amacı çoğu kez kanser değildir. Günümüzde ultrasonografi yardımı ile böbrekten parça almak oldukça kolay bir işlemdir ve riskleri çok azalmıştır. Özel durumlarda böbrek biyopsisi açık veya laparoskopik yapılabilir.

    Böbrek biyopsisinin başlıca riskleri kanama ve ağrıdır ancak gerekli ön hazırlıktan ve işlem sonrası yakın takiple ultrasonografi yardımı ile biyopsi yapılması bu riskleri minimuma indirmiştir. Biyopsinin riskleri olduğu doğrudur ama biyopsi yapmamanın da riskleri vardır. Biyopsi zaten hastaya yararlı olabilecek bir tedavi seçeneği olduğu zaman gündeme gelir.

    Biyopsi yapılabilecek durumlar:

    1.İdrarla protein kaybında, yaşa ve miktarına göre değişir

    2.İdrarda nedeni açıklanamayan kanamada

    3.Nedeni açıklanamayan hızlı ilerleyen böbrek yetmezliğinde

    4.Böbrek boyutlarının normal olduğu nedeni açıklanamayan böbrek yetmezliklerinde

    5.Uzun süren ani böbrek yetmezliklerinde

    6.Bazı durumlarda şeker hastalarında

    7.Bazı sistemik hastalıklarda

    8.Bazı ailesel böbrek hastalıklarında

    9.Böbrek hastalığının nedeninin anlaşılamadığı diğer durumlarda

    10.Nakil yapılmış böbrekte (gerekirse)

  • Ergenlik Dönemi ve Aileler

    Ergenlik Dönemi ve Aileler

    Ergenlik, gençler için olduğu kadar hayatlarına katılan herkes için de büyük bir değişim zamanıdır. Genç kimliğini ve bağımsızlığını geliştirmek zorundadır. Aynı zamanda, cinsellik, uyuşturucu kullanımı ve akran ilişkileri gibi konularla uğraşırken bile sorumlu ve güvenilir olma konusunda artan baskıyla karşı karşıya kalıyorlar. Çocukluktan yetişkinliğe kadar gelişim karmaşık bir süreçtir. Bu sadece bilgi eklemek ve anlamakla ilgili değil. Bu geçiş sürecinden geçen gençler, çocuk veya yetişkin olarak yaptıklarından farklı düşünür, hisseder ve davranırlar. Bu farklılıklar tüm gelişim alanlarında görülebilir.
    Fiziksel / Cinsel Gelişim
    Ergenliğin fiziksel belirtileri açıktır. Bu süre zarfında kız ve erkek kasık kılları büyümeye başlar. Uzun boyluyken, kızları 16’ya kadar yükselir ve erkekler de 18’e kadar büyürler. 18 yaşına girmeye başlarlar. Erkeklerde gece emisyonları olur. Kızların göğüsleri gelişir. Erkeklerin sesleri derinleşiyor.
    Tüm bu fiziksel değişiklikler, ergenlerin düşünce ve davranış biçimlerinde değişiklikler getiriyor. Cinsel farkındalık ve çekicilik geliştirir ve cinsel olarak aktif hale gelebilir. Sağlıklı oldukları sürece, vücutları her zamankinden daha güçlü ve koordine olur ve sporda başarılı olmalarını sağlar.
    Bilişsel Gelişim
    Bu bilişsel gelişim bir anda gerçekleşmez. Erken ergenlik döneminde, çocuklar çoğunlukla yeni temel soyut akıl yürütmelerini okul ve ev için kullanırlar. Hangi faaliyetlerde bulunmak istediklerini kendi fikirlerini ifade etmeye başlarlar ve kendi hedeflerini seçerler. Kısa vadeli sonuçlar görürler, ancak her zaman uzun vadeli değildirler.
    Duygusal gelişme
    Ergenlik döneminde, gençler duygusal destek için akranlarına bakarlar. Ebeveynleriyle geç ergenlik dönemine kadar, kendilerine daha yakın hale gelebilecekleri zaman daha fazla çatışmalar yaşamaya başlarlar. Aynı cinsiyetten arkadaşlarla daha da yakınlaşırlar, birçok farklı duygu yaşarlar ve ebeveynlerinden daha bağımsız hale gelirler.
    Ergenlerin mahremiyete ihtiyacı var. Nasıl göründüğü konusunda endişe duyuyorlar ve vücut imajı sorunlarını geliştirebilecekler. Geç ergenliğe ulaşırken, kendilerine ve inançlarına daha fazla güvenir hale gelirler. Duyusal deneyimler arayabilir ve cinsel olarak kolayca uyandırılabilir. Ergenlik çağında, duyguları üzerinde daha iyi kontrol sahibi olmaya başlarlar. Ergen psikolojisinin çoğu, gençlere duygularını nasıl yöneteceklerini öğretme ile ilgilidir.
    Çocuğunuz Mücadele Ederken Ne Yapmalı
    Gençlerle Konuşmak
    Ergenlerle, yaşadıkları değişimler hakkında açıkça konuşmak, özellikle bu dönemde ortaya çıkabilecek ebeveyn-çocuk ilişkisindeki değişim göz önüne alındığında, herhangi bir ebeveyn için zor olabilir. Bu yaşta gençlerin ne gibi değişiklikler ve engeller beklediğinin daha net bir şekilde anlaşılması, ebeveynlerin daha verimli konuşmalar için donatılmasına yardımcı olabilir . Gençler yetişkin benzeri kapasiteler geliştirme sürecindedirler ancak henüz orada değiller ve düşünceli rehberlik uzun bir yol kat edebilir.

    Gençler her ergen için zor. Ancak, bazı gençler diğerlerinden daha fazla sorun yaşıyor. Çocuğunuz aşırı duygusal sıkıntı içinde olduğu noktaya karşı mücadele ediyor gibi görünüyorsa veya günlük işlevleri bozuluyorsa, en kısa zamanda yardım almaları gerekir.
    Bir ebeveyn olarak, çocuklarınız da mücadele ettiğinde acı çekersiniz. Çocuğunuza ihtiyaç duydukları desteği ve rehberliği sağlayacak kadar duygusal olarak güçlü olmak istiyorsanız zihinsel sağlığınıza dikkat etmeniz gerekir. Eviniz sürekli bir karışıklık durumundaysa, kendiniz için de yardım almanız gerekir.

  • Tansiyon aleti/ölçümü

    Böbrek hastalarının koldan ölçen bir tansiyon aleti satın almaları ve kan basıncını ölçmeyi öğrenmelerinde yarar vardır. Kan basıncını doğru ölçmek önemlidir. Kan basıncını ölçerken dikkat edilecek noktalar:

    Konuşmayın.

    Sırtınızı arkaya dayayın.

    Kalp seviyesinde kolun ortasına manşeti yerleştirin.

    Oturun.

    Kolunuzu destekleyin.

    Yumruk yapmayın.

    Bacak bacak üstüne atmayın.

    Ayaklarınızı yere düz basın.

    HANGİ TANSİYON ALETİNİ ALAYIM

    Çok değişik markalarda tansiyon aleti var. Üstelik her markanın da değişik modelleri bulunuyor. Güvenilir alet seçiminde konu ile ilgili uluslararası kuruluşlar bize yardımcı olmaktadır. Bu kuruluşların web sayfalarında özel testlerden geçirilmiş güvenilir aletlerin listesi bulunuyor.

    Satın almayı düşündüğünüz aletin hem markası hem de modeli güncellendiğinden listede olmalıdır. Bir markanın bütün modelleri uygun olmayabilir. Bu listeler sürekli güncellenmekte ve tavsiye edilen alet sayısı giderek artmaktadır.

  • Aşırı Düşünce, Aşırı Eylem!

    Aşırı Düşünce, Aşırı Eylem!

    Bir duruma karşı verilen aşırı tepkiler -düşünce veya eylem şeklinde olabilir- karşılaştığı zorlu durumların üstesinden gelmek için kendini yetersiz veya karasız hissettiği durumlarda belirir. Yetersizlik veya kararsızlık durumlarının dinamikleri çocukluk döneminde anne babanın kısıtlayıcı (bazen cezalandırıcı) etkileri nedeniyle ortaya çıkar. Yani çocukluk çağındaki çatışmalardan kaynaklıdır.

    Çocuk ilk doğduğunda ailesinin bakımına ve sevgisine muhtaçtır. Ve çocuk bakım verenden bağımsız düşünülemez. Aşırı bağımlı olan çocuk yaşadığı olumsuz durumlar karşısında bakım verenleriyle ilgili olarak negatif bir duygu içerisine girme ihtimali yoktur. Yetersizlik hissinin üstesinden gelemeyen çocuk olumsuz baş edemediği duygulardan kaçınmak için kişi, aşırı düşünce veya aşırı eyleme geçer.

    Aşırı düşüncelerden kasıt; gerçek düşünceyi ortadan kaldırmak amacıyla yerine geçen (yer değiştiren) düşüncelerdir. Kararsızlık öyle yoğundur ki kişi belleğindeki gerçekliği oturtamaz. Örneğin, kişi evden çıktığında içi rahat etmez, ocağı kapatıp kapatmadığını, kilidi kilitleyip kilitlemediğini veya dışarı çıktığında hangi yolu kullanması gerektiğini veya bir kişiye atacağı mesaj veya maili gidip gitmediğini, kişi eve geldiğinde kirli olduğu ve durumdan rahatsız olduğu gibi düşünceler oluşabilir. Bu gibi oluşan düşüncelere ‘obsesif düşünce’ olarak tanımlayabiliriz. Bu düşünceleri rahatlatmak için kullanılan davranışlar örneğin, mesajın veya mailin gidip gitmediğini kontrol etme, eve geldiğinde hızlıca yıkanmak ve belki de evdeki üyeleri de yıkanması için söylenmek, hangi yoldan gideceğini seçsen dahi rahat etmeyip tekrar dönüp diğer yolu kullanmak veya ocağı, kapı kilidini sürekli kontrol etmek gibi durumlara da ‘kompulsif davranışlar‘ olduğunu söyleyebiliriz. Yani bilince takılan bir durumun kişinin çabalarına karşın engelleyemediği düşünce obsesyon, bazı insanlarda düşünce eylemini rahatlatmak için kompulsiyona dönüşür. Ancak ne kadar aklına takılanı rahatlatmak için yapıldığı söylense de esasında kişi bir türlü rahatlayamaz. İşte bu gibi obsesif- kompulsif durumlara karşı verilen aşırı tepkiler kişinin bir durumun üstesinden gelebilmede yetersiz kaldığı durumlarda geliştirir. Oluşan duygular dışa vurularak kişide yarattığı olumsuz durumları azaltacağı yerde, kişiye zarar verebilecek yeni durumlar yaratır.

    Bu gibi engellenemeyen durumların kökenleri; yeterli olgunluğa erişmeden beklenti içerisine giren ebeveynlerin, çocuğun olgunluğundan daha büyük sorumluluklar istemesiyle başlar. Yeterli olgunluğa erişememiş çocuk, ebeveyn ve çocuk arasında zorlu bir durumu başlatır. Ebeveynlerinden anlayış göremeyen çocuk yetersizliğine karşı koymaya çalışsa da bakım verenlerin bu haksız tutumuna boyun eğer. Ebeveyn çok keskin bir tutum takınarak çocuğu sürekli suçlar, cezalandırır (bu illa katı olmak zorunda değildir keskin bir hayır cevabı da olabilir) ise çocuktaki cezalandırılma korkusu suçluluk duygusuna sebep olur. Çocuk yaşadığı ‘suçluluk korkusu’ ile ‘öfke ve karşı koyma isteği’ arasında bocalamaya başlar. İşte bu çatışmanın ağırlık derecesi obsesif-kompulsif davranışların belirleyicisi olur. Yani düşünceleri yer değiştirerek asıl sorundan kaçıp başka sorunlar ile uğraşır. Ancak bu gerilim, yer değiştirerek de dinmez, sadece yer değiştirir ve gerilim kalır!