Yazar: C8H

  • Alın terlemesi

    Alın terlemesi birçok vakada stres sonucu ortaya çıkan bir sorundur. Aşırı alın terlemesi özellikle üst düzey yöneticiler için ciddi bir sorun teşkil ederken, kadınlarda ise genelde sosyal hayatları etkilemektedir. Aşır alın terlemesi 1 seanslık uygulama ile 6-9 ay iyileşme sağlanırken kişinin kendine güvenini, sosyal ve iş yaşamında da başarı oranını arttırabiliyor.

    Botulinum toksin tip A derideki estetik sorunların tedavisi yanında aşırı terleme sorununda da etkili olabilen bir terleme tedavisi yöntemidir. Alın ve saçlı deri içine krem anestezi sonrası yapılan botulinum toksin uygulamaları ile alın terlemesi ve saçlı deri terlemesi yok edilmektedir.

    İşlem sonrasında terleme genlikle bir hafta içerisinde kesilir. 10 gün sonunda yapılan kontrol ile gerekli görülen noktalara ek doz uygulaması yapılır.

    Birçok vakada terlemenin ana sebebi olan aşırı gerginliğin aynı zamanda terlemeye başlama gerginliği şeklinde de belirebildiği görülmüştür. Bu durumda uyguma sonrası terlemenin olmayacağının bilinmesi kişide bir rahatlamaya ve gerginlik olmaması nedeniyle birçok vakada iş yaşamında başarının artmasına yardımcı olmuştur.

  • GEBELER SICAK HAVALARDA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    GEBELER SICAK HAVALARDA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    • GEBELER SICAK HAVALARDA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Sıcak yaz günlerinde gebeler çok gerekmedikçe dışarıya çıkmamalıdır, şayet mutlaka çıkmaları gerekiyor ise güneş ışınlarının dik olarak yansıdığı 11:00 ile 16:00 saatlerinde dışarıya çıkmaktan mutlaka kaçınmalıdır. ,

    Gebeler dışarı çıkarken mutlaka önlem almalı, yüksek faktörlü güneş koruyucu krem, gözlük, şapka kullanmalıdır.

    Ayrıca gebeler sıcak havalarda kıyafet seçimimde de dikkatli olmalı, sentetik elyaf içermeyen, rahat, bol ve tercihen beyaz kıyafetleri tercih etmelidirler.

    Sıcak havalarda beslenme konusuna da ayrıca dikkat etmesi gereken gebeler, en az 2-3 litre sıvı almalı, su dışında tuzsuz, az yağlı ayran ve taze meyve sularının bolca tüketmelidir.

    Ayrıca hayvansal gıdalar ve proteinlerin mümkün olduğunca az yağlı  tüketilmeli ve su oranı yüksek, bol taze meyve, sebzeye diyette ağırlık verilmelidir.

  • Şiddetli kaşıntı sosyal yaşamdan soyutluyor

    Ürtiker halk arasında yaygın bilinen adıyla kurdeşen, toplumda sık görülen cilt hastalıklarının başında geliyor. Kızaran, kabaran, kaşıntı yapan döküntülerle gelişen hastalık, özellikle alerjik bünyeli kişilerde daha sık görülüyor. Bazı ciddi hastalıkların belirtileri ile benzer özellikler gösteren ürtikerde doğru tanı ve tedavi önem taşıyor.

    Aniden başlayan kaşıntılar kronik hale gelebiliyor

    Ürtikerin, akut ve kronik olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Akut tabloda döküntüler 15-20 dakika içinde genellikle kaybolur. Hatta hasta, sabah hastaneye gittiğinde hiçbir iz kalmamış olabilir. Ancak bu döküntüler kimi zaman öyle kaşıntılı olur ki kişinin iş ve özel yaşamı sekteye uğrar ve sorunlar yaşanabilir. 6 haftayı geçmiş olan ürtiker kronik olabilir. Döküntüleri kısa sürede ortadan kaldırmak mümkün olabildiği gibi zaman zaman inatçı olabilir. Antihistaminik ilaçlarla hastanın hayatına devam etmesi sağlanabilir.

    Döküntüler ağız içinde görülmeye başlarsa…

    Ürtikerin yol açtığı döküntüler, saçlı deri dahil, vücudun her yerinde görülebilir. Ancak en önemlisi ağız içi ve solunum yollarıdır. Böyle bir tabloda, hasta solunum sıkıntısı ile acile gelir. Hastanın adrenalin gibi özel bir takım ilaçlarla konforlu solunum sağlayabilmesi için belirli tedaviler verilir. Bu uygulamaların evde yapılması ya da önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle döküntüler oral mukozaya yani ağız içi ve dudak çevresine sıçrarsa ve solunum sıkıntısı olursa zaman kaybedilmeden doktora gidilmelidir.

    Stres, hastalık gelişiminde önemli rol oynuyor

    Ürtiker, genelde alerjisi olan kişiler arasında yaygın olmakla birlikte, alerjisi olmayan kişilerde de görülebilmektedir. Alerjiye ek olarak; tiroid, mide-bağırsak hastalıkları, kolejen doku hastalıklarının ilk semptomları olabilir. Ürtikerin bir diğer önemli nedeni de strestir. Bir kişi vücudunda kızaran, kabaran, kaşıntı yapan ve sonra da kaybolan döküntüler görüyorsa hemen doktora başvurmalı ve nedenini öğrenmelidir. Hastadan alınan kan, idrar ve dışkı testleri ile ürtikere neden olabilen hastalıklar tespit edilip, hastaya ek tedavi verilebilir.

    Nedeni bilinmeyen ürtiker tedavisinde psikolojik destek önemli

    Ürtiker tedavisi, hastanın durumuna göre değişir. Hastaya, akut ve kronik ürtiker teşhisi konmasının ardından tedavide ilk seçenek olarak antihistaminik ilaçlar devreye girer. Eğer şikayetler artarak devam ederse steroid yani kortizon tedavisi başlanabilir. Hastanın tetkiklerinde herhangi bir problem tespit edilmezse ve klinik tablo 6 haftayı da geçmiş ise “Kronik idiopatik ürtiker” yani nedeni belli olmayan ürtiker teşhisi konulur. Bu durumda tıbbi tedaviye ek olarak psikiyatristten yardım alınabilir.

    Şikayetler azalınca ya da geçince tedavi bırakılmamalı

    Ürtiker tedavisi uzun solukludur ve ilaçlar, “döküntüler geçti denilerek” asla bırakılmamalıdır. Eğer ilaçlar, 3 gün kullanılıp bırakılırsa ürtiker, daha şiddetli bir şekilde geri dönebilir. Bu nedenle hastaya genelde aylık tedaviler verilir, iyileşse bile tedaviyi bırakmaması ve tekrar doktora başvurması gerektiği söylenir. Belirtiler azalmışsa tedavi, doktor tarafından basamak basamak azaltılarak sonlandırılır. Ancak şikayetler hala devam ediyorsa süreç 2-3 ay, hatta daha fazla uzayabilir.

    Ürtiker hastalarının adım adım dikkat etmesi gerekenler

    · Ürtikeri aktive eden alerjen gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle çilek, yumurta sarısı, fındık, fıstık, çikolata ve deniz ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    · Kişi hayatındaki değişiklikleri çok iyi not etmelidir. Banyodaki sabun, şampuan, cilde uygulanan topikal bazı maddeler ürtikeri tetikliyorsa kaçınılmalıdır.

    · Çamaşırlar, deterjan artıklarının kalmaması için çift durulanmalıdır.

    · Çamaşır yıkarken yumuşatıcı asla kullanılmamalıdır.

    · Banyoda cilt rahat bırakılmalı, kese ya da lif yapılmamalıdır.

    · Solunum yoluyla giren alerjenler açısından tozlu ortamlarda bulunulmamalıdır.

  • Gebelik  & Jinekoloji

    Gebelik & Jinekoloji

    Genel olarak toplumumuzda yapılan en büyük hatalardan birisi, gebelik izleminin gebelik belli bir aşamaya geldikten sonra başlamasıdır. Ancak ideal gebelik takibi, çiftin gebe kalmayı planlaması ile başlamalıdır. Gebelik öncesi ilk değerlendirmede birinci amacımız yüksek riskli grup olarak adlandıracağımız ve gebelik takipleri standart dışı olacak aday hasta grubunu saptayabilmektir. Bu yüksek riskli grubun bazı özellikleri ise; ileri yaş, obesite, tansiyon ve kalp gibi ek kardiovasküler hastalıklar olması, özellikle tiroid başta olmak üzere ek endokrinolojik rahatsızlıkların olması, geçmiş kötü gebelik öyküsünün olması (erken doğum, gebelik zehirlenmesi diye adlandırılan gebelikte yüksek tansiyon, gebelik ile ilişkili diyabet varlığı…..) gibi sıralanabilir.

    Ancak bu ilk muayene ile diğer önemli amaçlarımız ise;oluşacak olan bebeğin hem nörolojik hem de yapısal gelişimini destekleyecek ek ilaçlara başlanması (folic asit ve gerektiğinde demir takviyesi),gebelik esnasında aktif hastalık oluştuğunda bebeğe oldukça zarar verebilecek olan enfeksiyonların daha önce geçirilip geçirilmediğinin saptanması (rubella, hepatit gibi),
    gerektiğinde aşılamanın yapılması ve çiftin psikolojik olarak gebeliğe hazır olup olmadığının tespitidir.

    Gebelik bir rahatsızlık olmayıp hayatın oldukça güzel bir aşaması ve bölümüdür. Dolayısı ile hem anneyi hem de gebeliği sıkıntıya sokmamak için, olması gerektiği kadar inceleme ve tetkikler ile takip yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

    Yüksek riskli olmayan bir gebelikte de ideal takip şemamız ise şu şekildedir;

    1. Gebelik öncesi rutin değerlendirme
    2. Gebelik tesbiti sonrası ilk 12 hf içerisinde gebelik yaşını teyit için ultrasonografi
    3. 12-14. Haftalar arası kromozomal anormallik riski hesaplaması için tarama testi
    4. Bu test sonrası gerekli ise anne kanından kromozomal risk hesaplaması
    5. 20. Haftada detaylı ultrasonografi
    6. 24-28. Haftada gerekli görülen grupta gebelik diyabeti için test
    7. 32. Hf civarında gelişim geriliği açısından Doppler ultrasonografi
    8. 34-36. Haftadan itibaren doğuma dek kalp atışları ve kasılmaların takip edildiği fetal monitorizasyon dediğimiz izlem
    9. 40 hf civarında ise doğum

    Bu özet takip şemasının her aşamasında gebelik yüksek riskli gruba kayabilir mi sorusu hep akılda tutulmaktadır. Gerektiğinde ise amniosentez, kordosentez, 2-3 günde bir dopler ultrasografi ile takip, hastanede yatırılarak takibe dönülmelidir.

    Ancak unutulmaması gereken ve bizimde hep akılda tuttuğumuz en önemli nokta her gebe kendine özeldir ve her gebe sadece sahip olabileceği stressten bile kendine özel takip şemasına gerek duyabilir.

    Jinekoloji

    Jinekolojik hastalıklar genel olarak jinekolojik organlar ve ayrıca hormonal olarak bu organları etkileyebilen diğer endokrin organlardaki bozukluklara ikincil olarak gelişmektedir.

    Çok geniş bir şikayet yelpazesi olan bu hastalık grubu bazen yenidoğan bir bebekte şikayete sebep olmakta iken bazende menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar. 

    Altta kabaca şemalar ile sadece bir kısmı gösterilebilen bu hastalıklar ve bunlara yaklaşımlarımız ile ilgili bilgi için bize başvurunuz.

  • Prp nedir?

    “Platelet rich plasma” platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazmanın kısaltılmışıdır. Kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak bir dizi işlemden geçirildikten sonra elde edilen ‘trombositten zengin plazma’ aynı kişiye yapılmak istenilen işleme göre, istenilen bölgeye enjeksiyon yoluyla geri verilir. Tüpe alınan kan uygulama yapılacak kişiye geri uygulanacağı için her tüp P.R.P işlemine özel olmalıdır. Trombosit denilen kan hücreleri, vücudumuzda bulunan deforme olmuş dokuların onarımı ve naturel haline dönüşmelerini sağlamak için gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındırmaktadır.

    *- PRP medikal bir uygulamadır ve sadece doktorlar tarafından yapılmalıdır.

    PRP bir kök hücre tedavisi değildir ancak dolaylı yoldan kök hücreler üzerinde çalışır. Trombositler aktiflenince çeşitli proteinler ve büyüme faktörleri salgılar ki bu proteinler; kollajen oluşumunu, cildin sıkılaşmasını, hyaluronik asit oluşumunu ve bunlar sayesinde yenilenmeyi sağlar. Trombositler enjekte edildiği bölgelerde kök hücrelerini uyarıp, aktif hale geçirirerek dokuların yenilenmesine yardımcı olur. Estetik dışında spor yaralanmalarında, diabetik ülser tedavisinde ve ortopedi gibi diğer tıp alanlarında da kullanımı vardır. Kullanım alanlarıyla ilgili çalışmalar sürekli devam etmektedir.

    Cerrahi uygulamalardan kaçınan ve kendi vücudunun yenilenme gücünden yararlanmak isteyen kişilerin tercihi haline gelmiştir. Çalışmalar yapılan kişilerin cildinin daha genç ve canlı göründüğünü göstermiştir. Ayrıca tüm yüzde yenilenme isteyen kişiler için oldukça uygundur. Bu uygulamayla birlikte kırışıklıklarda azalma, ciltte yenilenme, akne izlerinde azalma, kimyasal peeling sonrası ciltte iyileşme elde edilebilir. PRP’nin etkileri uygulama yapılan bölgenin çevresinde de görülür.

    PRP Nasıl Uygulanır ?

    Enjeksiyonlar küçük miktarlarda tüm yüz, saçlı deri, boyun ve dekolte bölgesine uygulanabilir. P.R.P. işlem süresi en fazla yarım saattir ve mezoterapi tekniği kullanılır. Son zamanlarda lazer, roller gibi uygulamalarla birleştirilerek de yapılabilmektedir. Bazı çalışmalarda botoksla birlikte uygulandığında botoksun etkisini azalttığı gösterildiğinden botoksla aynı zamanlarda uygulanmaması önerilmektedir.

    Steril ortamlarda yapıldığı takdirde steril ve güvenilir bir yöntemdir. Aksi takdirde lokal enfeksiyon, alerji gibi istenmeyen yan etkilerin oluşma riski yüksektir. P.R.P. uygulama seansları için önerilen ortalama 3 – 4 seanstır. 2 veya 3 hafta ara ile seans uygulanır. İlk uygulamadan sonra cildin aydınlanması ve parlaklığı hemen gözlenir. Sonuçlar 2-3 ayda net bir şekilde görülebilir hale gelir. Uygulamalar sonrasında ortaya çıkan yapılanmanın kalıcılığının sağlanması için idame seansları yıl içinde 1 veya 2 seans olarak önerilir. PRP işleminin dolgu veya botoks gibi bir süresi yoktur. Zamanın ve çevrenin etkilerine karşı savaşan bölgeye destek gönderilir fakat zaman ve çevre etkisi de diğer yandan devam edecektir.

    P.R.P. Dermatolojide Hangi Durumlarda Uygulanabilir ?

    -Saç dökülmesi, saç problemleri ve saç ekimi sonrasında

    -Cildin sağlıklı ve parlak görünmesi için, oluşmuş kırışıklıkların azaltılması için

    -Tüm vücut bölgelerinde daha estetik bir görünüm elde etmek amacıyla

    -Yaraların ve yara izlerinin iyileşmesine katkıda bulunmak amacıyla

    -Cilt lekeleri, göz altı torbalanma ve morlukların azaltılması amacıyla

    -Kimyasal peeling ve lazer gibi işlemlerin sonrasında cildin yapılanmasına yardımcı olmak için uygulanabilir.

  • Endoskopi

    Endoskopi

    Laparoskopi karın içinin bir endoskop (kamera sistemi) ile gözlenmesi işlemidir. Bugün neredeyse jinekolojik operasyonların tamamı laparoskopi ile yapılabilir hale gelmiştir. Genel anlamda bakılacak olursa laparoskopi ile 3 hasta grubuna yardımcı olunabilmektedir;

    1. Jinekoljik hastalığı olanlar
    a. Endometriozis
    b. yumurtalık kistleri
    c. rahim kaynaklı gelişimsel anormallikler
    d. Myomlar
    ;e. Rahim ve yumurtalığın alınmasını gerektiren kanser dışı nedenler (kanama, kist, kitle gibi)

    2. Jinekolojik kanseri olanlar
        a. Rahim içi (endometrium) kanser
        b. Rahim duvarı kaynaklı kanser
        c. Rahim ağzı (cervix) kanseri
        d. Yumurtalık kanseri

    3. Pelvik taban fonksiyon bozukluğu
        a. Idrar kaçırma
        b. Rahim sarkması
        c. Barsak ve/veya idrar kesesinin vajenden sarkması

    Kimler uygun?
    Genel durumu operasyona elverişli olan herkeste endoskopi yapılabilir. Ağır solunum veya kalp problemleri olanlarda işlem sırasında baş aşağı posizyon kullanıldığından endoskopi tercih edilmeyebilir.

    Avantajları nedir?
    Laparoskopi ve histeroskopi ile artık karın açılarak yapılan ameliyatların çoğu yapılabilmektedir. Endoskopinin avantajları cilt üzerindeki kesilerin çok daha küçük olmasından kaynaklanır. İçeride yapılan operasyonun boyutu açık cerrahi ile aynıdır. Bu nedenle hasta daha az ağrı hisseder, hastanede daha kısa süre kalır, ve işine daha erken döner.

    Daha kısa iyileşme süresi
    Daha çabuk işine geri dönme
    Daha az ameliyat kanaması
    Daha küçük cilt kesisi
    Daha az karın duvarı enfeksiyonları

    İlk çıktığı tarihlerde sadece karın içerisine bakmak için, yanı tanısal amaçla kullanılan laparoskopik cerrahideki gelişmeler oldukça hızlıdır.

  • Tırnaklar

    TIRNAKLAR:

    Tırnaklarımız el ve ayak uçlarının koruyucu örtüleridir. Keratin denilen sert dayanıklı proteinden oluşur.

    El tırnakları ayda 3,5mm, ayak tırnakları ayda 1,6 mm uzar. Tırnak uzaması yaşa, aylara ve yapıya bağlıdır. Tırnaklar yaz aylarında daha hızlı uzar.

    Kadınlarda gebelik haricinde tırnak uzaması erkeklerden daha yavaştır.

    Tırnak uzaması hastalık, beslenme, ilaçlar, travma, kronik hastalıklar, ateş ve yaştan etkilenir.

    Tırnak problemleri:

    Dermatolojik hastalıkların yaklaşık yüzde 10’u tırnak hastalıklarıdır.

    Tırnaklar genel sağlık durumunuzu belli eder. Tırnaklardaki renk değişikliği veya kalınlaşma sağlık problemlerini gösterir. Karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, kalp ve akciğer problemleri, anemi ve şeker hastalığı bunlardandır. Tırnaklarda renk değişikliği, şekilde bozulma, kalınlık, tırnak kenarlarında kanama, ağrı, renk değişikliği tırnak hastalıklarının belirtileridir.

    Mantar enfeksiyonları tırnak hastalıklarının yüzde 50’sini oluşturur. Ayak tırnakları çevre şartlarından daha çok etkilendiği için ayakta daha belirgindir. Ayrıca melanom dediğimiz cilt kanserleri nadiren tırnak yatağından gelişebilir ve travmatik kanamayla karıştırılır. Tırnak yatağında koyu renkli değişiklikler ve çizgilenme gördüğünüzde bir dermatoloğa başvurmalısınız.

    Tırnak zedelenmesi sonrası beyaz lekeler oluşabilir.

    Tırnak altında kırmızı çizgilenmeler travma, ilaçlar ve hastalıklara bağlı oluşabilir.

    Bakteriyel enfeksiyonlar zedelenme, düşük hijyen, tırnak ısırmak, sürekli su maruziyeti ile oluşabilir.

    Uzayamayan tırnaklar tırnak travmasına yol açan tikler, dar ayakkabılar, sindirim problemlerinden kaynaklanır.

    Tırnakların sağlıklı olması için:

    Tırnakların temiz bakımı öncelikli şarttır. Tırnaklarınızın kısa ve temiz olmasını sağlayın. Tırnaklarınızın merkeze düz paralel şekilde kesilmesi sağlıklı uzamasını sağlar. Ayak tırnakları kalın ve kesilmesi zorlaşmışsa ayağı ılık tuzlu suda 10 dak bekletin, üreli ve salisilik asitli kremler uygulayın. Bu işlemler tırnakları yumuşatır ve kolay kesilmesini sağlar.

    Tırnaklarınızın ince ve kırılmaya yatkın olmasını önlemek için onları nemlendirin.

    Uygun ayakkabılar giymek gerekir, dar ayakkabı uzamayan tırnağa yol açar.

    Tırnaklarınızı ısırmayın. Tırnak ısırmak ağızdaki bakterilerle eldeki bakterilerin taşınmasını sağlar. Ayrıca doku zedelenmesi yoluyla enfeksiyon oluşumuna zemin hazırlar.

    Şeker hastalığı ve kalp-damar hastalığı olanlarda tırnak problemleri sık görülebilir. Böyle hastaların dermatoloji uzmanına kontrol olmaları gerekir.

    Birçok güzellik salonunda hijyen kurallarına dikkat edilmektedir fakat manikür-pedikür yaptırırken yine de steril olup olmadığına özellikle dikkat etmelisiniz. Kendi manikür-pedikür setinizi kullanmalısınız çünkü ortak kullanımda enfeksiyon bulaşı çok sık olmaktadır.

    Aseton, tırnakları kurutur bu sebepten az kullanmak gereklidir.

    Tırnak kozmetiklerine karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsanız, kaşıntı ve yanma oluyorsa dermatoloğunuza başvurunuz.

    Takma tırnaklar, mantar enfeksiyonuna ya da altta yatan tırnağın bozulmasına neden olabilir.

    Tırnaklarınızın parlak ve sağlıklı olması için beslenmenize dikkat etmelisiniz. Çinko ve kalsiyum tırnaklar için faydalıdır. Protein, meyve, sebze, kabuklu yemişler, balık ve yumurta tüketimi tırnaklar için faydalıdır. Elma, kuşkonmaz, esmer pirinç, salatalık, sarımsak, üzüm, ciğer, kabuklu yemişler, soğan, somon, çekirdek, soya, ton balığı ve tam tahıllar da tırnaklarınız için faydalıdır.

  • Tüp Bebek

    Tüp Bebek

    Tüp bebek tedavileri artık tüm dünyada standartlaşmış 3 temel adımdan oluşur. Tedavi yumurtalıkların çok sayıda yumurta hücresi üretmeleri amacıyla uyarılması ile başlar. Uyarılma, farklı günlerde ve farklı dozlarda ve hatta farklı yollar ile (ağızdan veya iğne ile) kullanılan ilaçlar ile olmaktadır. Yine bu süre hastadan hastaya değişiklik göstermekle birlikte ortalama 8-11 gün kadar sürebilir. Sonraki adım ise bu yumurtaların toplanması ve embryo oluşturmak üzere döllenmesidir. Döllenmeden sonra embryolar annelerinin rahmine transfer edilecekleri ana kadar 3-5 gün süreyle laboratuvardaki inkübatörlerde saklanırlar. Transferden 10-12 gün sonra gebelik testi yapılır.

    Her ne kadar bu standartlaşmış basamaklar mevcutsa da her çift kendine özeldir ve farklı yaklaşımları gerektirir. İşte bu nedenle bu konuda uzmanlaşmış ve tedavinin her aşamasında sizinle iletişimde olacak bir ekip ile yola çıkmalısınız. Tüp bebek tedavisi sadece bir ilaç tedavisi yumağı değil çift ile birlikte ekibin psikolojik olarakta birlikte yürümeleri gereken yoldur.

    En önemli nokta ise tedavi sonucu beklentinin ne olması gerektiğidir.

    Tüm teknolojik gelişmelere rağmen bu tedavi sonucu başarı yüzde yüz değildir ve başarıda önemli olan en önemli faktörler;

    • Kadın yaşı,
    • Daha önce gebeliğinin olup olmaması,
    • Tüp bebek yapma

    Nedeni olarak sayılabilir.

    Hastalarımızın tedavi seçeneklerini ve olası başarı şanslarını karşılıklı konuşmayı istemekteyiz ancak olası beklentileri için Amerika Birleşik Devletlerinde ki tüm tüp bebek uygulamalarında kadın yaşına göre elde edilen gebelik oranlarını incelemelerini öneririz.

  • Güzel cildin püf noktaları

    Güzel ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak herkesin özellikle de kadınların arzusudur. Bunun için cilde günlük bakım uygulamak ve çeşitli kremler kullanmak isteriz. Bu isteğimiz çok da doğrudur çünkü bakımsız kalan cildin ilerleyen yaşlarda bakımı daha zor bir hal alabilir. Cilt tipine ve yaşa uygun günlük uygulanan bakım, ileriki dönemlerde cildimiz için geç kalmamamız açısından önemlidir.

    Peki hangi tip ürünü kullanmalıyız? Cildimize uyguladığımız kremler cilt tipimize uygun mu? Ciltte bir probleme yol açabilir mi?

    Kuru cilt: Nem oranı çok düşük, mat görünümlü cilt tipidir. Kuruluk çok dikkate alınmaz ve uygun nemlendiriciler kullanılmazsa bu cilt tipi güneş ve rüzgardan daha fazla etkilenir ve kırışıklıklar daha erken yaşta ve daha fazla oranda oluşabilir. Ayrıca kuru ciltte gözenekler küçük ve kapalıdır.

    Kuru cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Cildi yeterince nemlendirecek yoğun içerikli ve yağlı nemlendirici kremler, nem maskeleri, göz çevresi kremleri, boyun bölgesine uygun kremler günlük kullanılmalıdır. Özellikle kış aylarında havadaki nem oranı düşeceğinden cildimiz daha da kurumaya meyillidir. Yazın hafif yağ içerikli, kışın ve sonbaharda yoğun ve daha yüksek yağ içerikli nemlendiriciler kullanılabilir. Ayrıca deniz kenarından uzak bölgelerde nem oranı daha da düşüktür, cildin kuruluğu artabilir ve ekstra nem ihtiyacı olabilir. Tabiki özellikle güneşli günlerde, bilhassa yazın kuru ciltlere uygun güneş koruyucular da ihmal edilmemelidir Güneş koruyucu içerikli nemlendiriciler, makyaj ürünleri de tercih edilebilir. Yalnız leke problemi olanlar, cilt kanserine yol açabilecek cilt hastalığı veya güneşle tetiklenen cilt hastalığı doktor tarafından tespit edilenler, dermatologları tarafından tavsiye edilen ayrı bir güneş koruyucu kullanmalıdırlar.

    Yaş ilerledikçe cilt gençleştirici hyaluronik asit gibi maddeler içeren nemlendirici kremler, gece-gündüz serumları ve kremleri eklenebilir. Kuru cilde sahip kişiler sert temizleyicilerden ve kurutucu sabunlardan, temizleme jellerinden kaçınmalıdır. Cildi kurutmayan süt tipi temizleyiciler, gliserin veya zeytinyağı içerikli sabunlar tercih edilmelidir. Alkollü tonikler cildi kurutacağından tercih edilmemelidir.

    Makyaj temizleyici olarak yine cildi kurutucu içeriğe sahip olmayan örneğin süt tipi temizleme ürünleri tercih edilmelidir.

    Yağlı cilt: Görünümü parlak ve yağlıdır. Gözenekler açıktır. Siyah noktalı, sivilceye müsait cilt tipidir.

    Yağlı cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Bu cilt tipine sahip kişilerde yağ salgısı normalin üstünde olduğundan parlaklık ve yağlı görünüm olur. Bu görünümü azaltacak temizleyici jel veya yüze uygun sabun, makyaj temizleyiciler, alkollü tonik, temizleyici- sıkılaştırıcı ve gözeneklerin belirginliğini azaltan maskeler, peeling kremler tercih edilmelidir. Günlük kullanımda yağlı nemlendiriciler akne ve siyah noktaları artırabileceğinden, cildi temizledikten sonra çok hafif yağsız nemlendiriciler tercih edilmelidir. Tabiki makyaj ürünlerini de özellikle pudra, fondöten ve allıklarını yağsız ürünlerden tercih etmelidirler. Göz çevresine uygun, boyun bölgesine uygun kremleri ayrı tercih etmelidirler. Yağlı ciltlere uygun güneş koruyucularını da ihmal etmemelidirler. Yağlı ciltler, yaş ilerledikçe gevşeyip sarkma eğiliminde olur ve ileriki yaşlarda sıkılaştırıcı, gençleştirici bakım ürünleri ve gece-gündüz serumları eklenebilir.

    Sivilce(akne) ve siyah noktaları yoğun olan kişiler dermatolog kontrolünde medikal tedaviler kullanmalıdır. Medikal tedaviye ek günlük bakım ürünlerini yine dermatologlarının önerisiyle tercih etmelidirler.

    Cildi yağlı olmasına rağmen nemsiz olan ve hassasiyet, kızarıklık, pullanma sorunu yaşayan kişiler yine dermatolog kontrolünde hassasiyet giderici kızarık görünümü azaltabilen kremler, yağ dengeleyici maskeler veya kremler, hassas cilde uygun süt tipi temizleyici ve makyaj temizleyicileri kullanmalıdırlar. Günlük kullanımda ise çok hafif yağsız nemlendiriciler tercih etmelidirler.

    Karma cilt: Göz çevresi ve yanaklar normal veya kuru, T bölgesi dediğimiz alın, burun ve çene yağlı görünümdedir. Yağlı olan kısımlarda gözenekler açıktır, sivilceler ve siyah noktalar görülebilir.

    Karma cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Günlük kullanımda cildin ihtiyacına uygun jel veya süt tipi temizleyiciler, makyaj temizleyicileri yine cildin ihtiyacına göre nemlendiriciler, göz çevresi ve boyun bölgesine uygun kremler kullanılmalıdır. Gerekliyse uygun tipte peeling kremleri, nemlendirici sıkılaştırıcı ve yağ dengeleyici maskeler, alkol oranı düşük tonik kullanılmalıdır. T bölgesi özellikle temizlenmeli tonik kullanılacaksa yalnızca bu bölgelere kullanılmalıdır. Yanaklar daha yoğun nemlendirilmeli, T bölgesi daha az nemlendirilmelidir. Yazın nemli havalarda yağlı bölgeler daha çok yağlanabilir ve sivilcelenme olabilir. Kış aylarında yanaklar çok kuruyup, kızarıklık, gerilme olabilir. Mevsime göre kış ve sonbaharda yanaklara daha çok nemlendiriciler kullanılmalıdır. Yağlı olan T bölgesine kurutucu ürünler tercih edilmelidir. Akne problemi olanlar dermatolog önerisiyle medikal tedavileri kullanmalıdırlar. Yine yaş ilerledikçe karma ciltlere uygun gençleştirici bakım ürünleri, gece-gündüz serumları eklenebilir. Özellikle yazın karma ciltlere uygun güneş koruyucular ihmal edilmemelidir.

    Kızaran, kaşınan, cildinde aşırı hassasiyet olan, kılcal damarları belirgin olan kişilerde ise egzama, rozase gibi cilt hastalıkları olabileceğinden dermatolog kontrolünde cilt bakım ürünleri kullanmalıdırlar.

    Unutmayalım ki mükemmel cilt yoktur fakat uygun ürünlerle cildimize bakmak bizim elimizdedir ve uygun bakım cilt görünümünü olabildiğince güzelleştirir.

  • Kısırlık

    Kısırlık

    Kısırlık, düzenli cinsel ilişkiye rağmen (ideal olarak haftada 2-3 kere) 1 yıl içinde gebelik olamaması olarak tanımlanır. 35 yaş altında kadınlarda ideal olarak belirtilen süre yukarıdaki gibi 1 yıl iken 35 yaş üzeri kadınlarda veya yumurtalık gücünü azaltacak cerrahi öykü gibi ek faktörlerin varlığında ya da yumurtlama bozukluğunu düşündüren düzensiz adet gibi öykü varlığında incelemelerin hemen başlatılması gerekebilir.

    Kısırlık denince yanlış algı ile sadece kadın akla gelmekle birlikte yaklaşık %25 çiftte sadece erkekler çocuk sahibi olamama da ana faktör iken %20 çiftte de hem erkek hem de kadında sorun bulunabilir. Dolayısıyla ilk inceleme ve muayenede mutlaka çift ile birlikte yani hem erkek hem de kadın ile birlikte görüşmeliyiz.

    Temel olarak ilk görüşmede kadın açısından olası yumurtlama düzensizliği, ek endokrinolojik problemler ve geçirilen enfeksiyonlar ile sıkça bulunabilen rahim tüp tıkanıklığı sorgulanır. Gerekli durumlarda ise ek incelemeler olarak kadında; kanda hormon testleri, rahim ve yumurtalıklar için ultrasonografi, tüp tıkanıklığı açısından rahim-tüplerin filmi istenebilir. Tabii ki bunlara ek olarak erkekte de cinsel fonksiyon açısından ayrıntılı bir sorgulama ile sperm yeterliliği açısından sperm testi istenecektir.

    Bu incelemeler sonunda ise çifti bekleyen seçenekler olacaktır; yumurtlama fonksiyonunu düzenleyecek sadece ağızdan ilaç tedavisi, yumurtlamayı sağlayacak iğne ile birlikte eşin sperminin rahime uygun zamanda verildiği aşılama tedavisi veya tüp bebek tedavisi gibi…