Yazar: C8H

  • Mide botoksu nedir? Zayıflayabilirmiyim?

    MİDE BOTOXU: Botulinum toksin A’ nın endoskopik yolla midenin belirli bölümlerine verilmesi işlemidir. Bu yöntemle midenin kasılmasını engellenir ve midenin boşalma sürecini uzatmak hedeflenir.

    Bu yöntem ile:

    Midenin boşalmasında gecikme

    Erken doygunluk hissi

    Gıda alımının azalması

    Açlık hormonu olan Ghrelin hormonunun azalması sağlanır.

    Bu yöntem diyetle desteklenmediği sürece sonuç vermemektedir.****

    Diğer cerrahi girişimler gibi mide hacmini sınırlandırmadığı için ve davranış değişikliği kazandırmadığı için sadece mide botoxu ile kalıcı zayıflama mümkün olmamaktadır.****

    Mide Botoksu Hangi Hastalar İçin Uygundur?

    En ideal hasta grubu vücut kitle indeksi 27 ile 35 arasında olanlardır.

    10-20 kg arasında kilo vermeyi hedefleyenler

    18 yaşın üstünde, 55 yaşın altındaki hastalar

    En az geçmiş 6 ay boyunca diyet ve egzersizle anlamlı kilo kaybı sağlayamayan hastalar

    Mide Botoksunun Etki Süresi Nedir?

    Mide botoksunun tam olarak etki göstermesi ortalama 7 gün içinde olmaktadır. Etki süresi 4-6 aydır. Etkinin 6 aydan uzun sürmesi ilacın özelliklerinden dolayı mümkün değildir.

    6 aydan sonra işlem tekrarlanabilir.

    Mide Botuxunda Hastanede Kaç Gün Kalınır?

    İşlem hafif anestezi altında 10-15 dakika sürmektedir. Hastalarımız aynı gün taburcu olmaktadır. Hastanede yatış gerekmez.

    Mide Botoxu Kimlere yapılmaz?

    Botoks alerjisi olanlarda, mide ülseri, gastrit, on iki parmak bağırsağı ülseri gibi durumlarda uygulanması önerilmiyor ve öncelikle bu problemin düzeltilmesi gerekiyor. Bu nedenlerle Endoskopi ile işlem öncesi mutlaka midenin değerlendirilmesi gerekir.

    Yan etkileri?

    İşlem sonrası çok sık olmayarak bulantı, şişkinlik şikayetleri olabiliyor.

    DİYET:

    İşlem sonrası midenin kasılma ve gevşeme fonksiyonu kaybolacağından, midenin mevcut duruma adapte olmasını sağlamak için ilk 5 gün kişilerin sıvı ve yumuşak gıda ağırlıklı beslenmelerini öneriyoruz.

    1. & 2. Gün:Şeffaf ve tanesiz sıvı ağırlıklı beslenme

    3. & 4. Gün: Yumuşak gıdalar ağırlıklı beslenme (püre, yoğurt, ayran gibi yumuşak gıdalar, meyve püreleri, yumuşak sebze)

    5. & 6. Gün: Katı gıdaya başlanabiliyor.

    Bundan sonraki süreç sağlıklı ve düzenli beslenme kuralına uyun

    Saygılarımla

  • Ergenlik Dönemi

    Ergenlik Dönemi

    Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Bireysel farklılıklar görülse de genellikle 12-21 yaşları arasında sürer. Bu dönemde gençlerin bedenlerinde, düşünce sistemlerinde, ilişkilerinde, kişilik örgütlenmelerinde ve duygularında çok hızlı değişimler yaşanır.

    Dikkatleri bedenlerine odaklıdır. Dış görünüşlerine çok önem verirler. Boyları uzar. Kiloları artar. Cinsel organları olgunlaşır. Üreme yeteneği kazanırlar. Ses tonları değişir. Yüzlerinde sivilceler çıkar. Terleme artar. Cinsel bölgelerinde ve koltuk altlarında tüylenme olur. Cinsel dürtüleri artar. Kızların adet kanamaları başlar, göğüsleri büyür ve kalçaları genişler. Erkeklerin ise gece boşalmaları başlar, kasları artar, sakalları ve bıyıkları çıkar. Büyüme enerji gerektirdiği için iştahları artar. Elleri ve ayakları daha çabuk geliştiği için de sakarlıklar yaşanabilir. Bedenlerinde yaşanan bu hızlı değişimler kontrol kaybı hissine neden olabilir. Bilişsel açıdan soyut düşünme becerisi kazanırlar. Kendilerini, başkalarını ve hayatı sorgulamaya başlarlar. Din, siyaset, felsefe vb. alanlara ilgileri artabilir. Romantik düşünceleri yoğundur. Sık sık hayallere dalarlar. Benmerkezci oldukları için ilgi odağı olduklarını düşünürler. Kimlik kazanımı bu dönemde gerçekleşir. Geleceklerini bu dönemde şekillendirmeye çalışırlar. ‘Ben kimim’, ‘Neleri önemsiyorum’, ‘Hayatımı nasıl şekillendireceğim’ soruları zihinlerini kurcalar. Çocuklukta kazandıkları değerleri ve kimlikleri sorgularlar. Farklı kimlikler denerler. Kariyer belirleme sürecine girerler. Meslek seçimi yaparlar.

    Duygusal açıdan bir yandan büyümenin heyecanı bir yandan da çocukluğa veda etmenin hüznünü yaşarlar. Hem bağımsız ve özgür olma isteği hem de can sıkıntısı ve boşluk hisleri yoğundur. Duygularında ani iniş çıkışlar görülebilir. Aileden uzaklaşıp arkadaşlara yönelirler. Aileye karşı çıkma ve isyan artar. Anne ve babaların koyduğu kurallar ve sınırlar esnetilmeye çalışılır. Öte yandan arkadaş grubu tarafından kabul görmek ve onay almak çok önemli hale gelir. Sanatçılara, popüler kişilere hayranlık artar. Romantik ilişkilere başlarlar. Riskli davranışlara yönelirler.

    Ergenlik Döneminde Çocuğu Olan Anne ve Babalar:

    -Ergenlik döneminin geçici bir süreç olduğunu unutmayın. Çocuğunuzla yaşadığınız çatışmalar, çocuğunuz ergenlik sürecini sağlıklı yapılandırıp otonomi sahibi bir birey olduğu zaman ortadan kalkacaktır.

    -Çocuğunuzun sizden uzaklaşması ve sizi sorgulaması, sizlerde çocuğunuzu kaybediyormuş hissi yaratabilir. Ancak çocuğunuzun kendi doğrularını belirleyen ve ortaya koyabilen bir birey olabilmesi için sizlerden güvenli bir şekilde ayrılması ve bireyselleşmesi gerekir. 

    -Çocuğunuzla yaşadığınız çatışmaları etkili iletişim yöntemlerini kullanarak çözmeye çalışın. Çocuğunuzun kişiliğini değil davranışlarını değerlendirin. Çocuğunuzu dinleyin. Duygularını yansıtın ve kabul edin. Empati kurun. Yaşadığı süreci anlamaya çalışın. İsteklerini göz önüne alarak mantıklı, net ve amaca yönelik sınırlar ve kurallar belirleyin. Sınırları koruma konusunda net davranın.

    -Çocuğunuz büyüdüğü, istekleri ve ihtiyaçları farklılaştığı için aile içi sınırlarınızı ve kurallarınızı yeniden gözden geçirmeniz gerekir. 

    -İdeal aile kuralları yoktur. Her aile kendi değerleri ve yaşadıkları süreç doğrultusunda kurallarını belirler. Çocuğunuzu da dikkate alarak aile yapınıza uygun bir sistem geliştirmeye çalışın. 

    -Çocuğunuzun büyümesine, kendi özel alanını yaratmasına müsaade edin. Çocuğunuzun özel alanına izni olmadan girmeyin. Mahremiyetine saygı gösterin.

    -Yaşadığı her deneyimi sizinle paylaşmak istemeyebilir. Anlayışlı olun. Zorlamak yerine siz kendi yaşadıklarınızı paylaşarak iletişim kanallarınızı açık tutun.

    -Arkadaşlarıyla ilişkilerini direkt eleştirmek yerine anlamaya, arkadaşlarını tanımaya çalışın.

    -Arkadaşlarının yanında çocuğunuza duyarlı davranın. Küçük düşürücü sözlerden ve davranışlardan kaçının.

    -Olası riskleri önceden konuşup problem çözme becerilerini geliştirmesine destek olun.

    -Yanlış davranışlarıyla ilgili uyarıda bulunun ve çözüm üretmeye çalışın. Ne yaşarsa yaşasın her zaman yanında olduğunuzu, onu koşulsuz sevdiğinizi ve çözümsüz hiçbir problem olmadığını vurgulayın. 

    -Ağır cezalar vermek yerine yanlışını telafi etmesi yönünde çalışmalara yönlendirin.

    -Güçlü yanlarını ve başarılarını takdir edin. 

    -Hoşgörülü ve sabırlı davranmaya çalışın.

    -Çocuğunuzu küçük bir çocuk gibi görmeyin. Fikirlerini önemseyin ve ciddiye alın. 

    -Kendi görüşlerinizi zorla kabul ettirmeye çalışmayın. Öğüt vermeyin. Bu sadece çocuğunuzun direncini arttırır. Gerekçelerinizi açıklayın. Çocuğunuzu dinleyin. Farklı görüşlerine saygı duyun. İkna etmeye çalışın.

    -Kendi ergenlik döneminizi hatırlayın. Ancak çocuğunuza anne babalarınızın size davrandığı gibi davranmayın. Farklı bir dönemde, farklı koşullar altında bulunduğunuzu; anne babalarınızın yöntemlerinin işlevsel olmayabileceğini unutmayın. 

    -Çocuğunuza meslek seçiminde gerçekçi yönlendirmeler yapın. Kişiliğine, yeteneklerine ve ilgi alanlarına uygun bir kariyer planlamasını destekleyin.

    -Çocuğunuzun farklı bir birey olduğunu, kendi hedefleri ve hayalleri olduğunu unutmayın.

    -Çocuğunuzun ergenlik dönemini sağlıklı yapılandırabilmesi amacıyla bir uzmandan destek alın.

  • Mide balonu ile ilgili merak ettikleriniz?

    Mide balonu obez hastalara uyguladığımız kilo vermeye oldukça yardımcı olan bir yöntemdir. Ameliyat değildir. dikiş atılmaz. Uygun balonu taktığımızda patlama riski yoktur. Obeziteye bağlı oluşacak hastalıkların çözümünde kilo kaybı çok büyük önem taşımaktadır. kilo kaybı ile birlikte diyabet ve hipertansiyonun kontrol altına alınması kolaylaşmaktadır. Sağlıklı yaşamak herkesin hakkıdır. Obezitenin altında yatan başka bir nedenin olup olmadığını araştırmak ve bu nedenlerin tedavisi obezite ile mücadelede önemlidir.

  • Etkili Ders Çalışma Yöntemleri

    Etkili Ders Çalışma Yöntemleri

    -Ders çalışma ortamınızı düzenleyin. Düzenli ve sessiz bir ortamda daha verimli çalışırsınız.

    -Dikkatinizi dağıtabilecek faktörleri kontrol altına alın. Özellikle telefon, tablet, bilgisayar vb. aletleri ders çalışırken yanınızda bulundurmamaya çalışın. Dikkatinizin sadece öğrenmeniz gereken bilgide olması öğrenme sürecini kolaylaştıracaktır.

    -Kendinizi en zinde hissettiğiniz saatlerde ders çalışmaya gayret edin.

    -Uykuyu çağrıştırdığı için yatakta ders çalışmayın.

    -Ders çalışmayı ertelemeyin. Erteledikçe çalışmanız gereken konular, altından kolaylıkla kalkamayacağınız kadar birikecek ve sıkıntı yaratacaktır.

    -Sınava çalışmayı bir gece öncesine bırakmayın. Bir bilginin öğrenilebilmesi için bol bol tekrar edilmesi gerekmektedir.

    -Etkili bir zaman planlaması yaparak zamanınızı iyi değerlendirmeye çalışın. Kendinize günlük, haftalık, aylık çalışma programları hazırlayabilirsiniz. 

    -Çalışmanız gereken konuları küçük bölümlere ayırın. Her bölümü çalıştıktan sonra kendinizi ödüllendirin.

    -Çalışacağınız konuyla ilgili tüm kaynakları edinin. Derste iyi not tutun. Konu anlatımlı ve soru çözümlü çalışma kitapları edinin. Geçmiş sınavlarda çıkmış soruları bulun.

    -Nasıl daha verimli öğrenebildiğinizi keşfetmeye çalışın. Tek başınıza mı yoksa grupla mı çalışmak öğrenme sürecinizi kolaylaştırır? Öğrenmeniz gereken konuyla ilgili görsel şemalar mı hazırlarsınız, yoksa konu anlatımlı videolar mı dinlemeyi tercih edersiniz? Öğrenme stilinizle ilgili öğretmenlerinizden veya uzmanlardan görüş alabilirsiniz.

    -Konuyu yüzeysel değil derinlemesine öğrenmeye çalışın. Ezberlemek yerine konuyu anlamaya çalışın.

    -Çalışacağınız konunun önemli noktalarını belirleyin. Önemli noktaları bol bol tekrar edin.

    -Konunun kısa özetini çıkarabilirsiniz.

    -Konuyla ilgili görsel şemalar, tablolar vb. oluşturabilirsiniz.

    -Konunun diğer konularla ilişkisini değerlendirin. Bu ilişkileri görsel şema veya tablolarınıza işleyebilirsiniz.

    -Konuyla ilgili çalışma soruları hazırlayın. Soruların cevaplarını araştırarak konuyu özümseyebilirsiniz. 

    -Konuyla ilgili hatırlatıcı kelimeler, deyişler, imgeler bulmaya çalışın.

    -Hatırlamanız gereken konunun önemli noktalarını küçük renkli kağıtlara yazıp sık sık görebileceğiniz yerlere asın. 

    -Dikkatiniz dağılmaya başladığında çalıştığınız konuyu sesli okumanız ilginizi konuya yöneltecektir. 

    -Ders çalışırken mola vermeyi unutmayın. Örneğin, 50 dakika ders çalışıp 10 dakika mola verebilirsiniz. Molalarınızda dinlendirici ve keyif verici aktiviteler yapın. 

    -Kendinize ölçülebilir, somut hedefler belirleyin. Hedeflerinize ne kadar yaklaştığınızı sık sık kontrol edin.

    (Örneğin; doğal sayılar konusuyla ilgili 20 soruluk testlerden ortalama 5 yanlış yapıyorsanız, hedefiniz bir ay içinde bu yanlış sayısını 2’ye düşürmek olabilir. Hedefinize ulaşıp ulaşmadığınızı test sonuçlarınıza bakarak somut olarak değerlendirebilirsiniz.) -Hedeflerinize ulaştığınızda da kendinizi ödüllendirin.

  • Mide kanseri: teşhis, tedavi, korunma ve beslenme prensipleri

    Mide kanseri: teşhis, tedavi, korunma ve beslenme prensipleri

    Mide kanserleri tüm dünyada halen en sık görülen kanserler arasında yer almaktadır. Mide kanserlerinin insidansında coğrafik olarak bölgeden bölgeye belirgin farklılık görülmektedir. Batı ülkelerinde azalan sıklığına rağmen, ülkemizde ve Asya ülkelerinde halen önemli bir sağlık sorunudur. İlgi çekici bir gözlem, mide kanseri görülme sıklığının yüksek olduğu ülkelerden, düşük olduğu ülkelere göç eden insanlarda bu kanserin insidansında dikkate değer azalma tesbit edilmesidir. Japonya’dan Amerika’ya göç edenler arasında, yeni ülkede doğup büyüyenlerde azalma açıkça ortaya çıkmaktadır. Bunda ev sahibi ülkenin çevresel faktörleri rol oynamaktadır. Ayrıca göç eden nüfusun zamanla diyet alışkanlığını değiştirmesinin ve yeni toplumlarının yemek kültürlerine uymalarının da önemli rolü vardır.

    Mide kanserleri erkeklerde kadınlara göre 2 misli daha sık ortaya çıkar. Dördüncü dekaddan itibaren de artan yaşla beraber insidansında bir artış görülür ve 60-70 yaş arasında en yüksek seviyelerine çıkar. Mide kanseri sıklığı giderek azalmakla birlikte genellikle ileri evrelerde teşhis edildiği için kanser ölümleri arasında önemli yer tutar. Kanser tedavisinde erken teşhis ve tedavi prognozun iyi olmasını sağlar. Bu yüzden mide kanseri için risk altındaki hastaları belirlemek ve takip etmek tedavi başarısını artıracaktır.

    Mide Kanserinin Sebepleri Nelerdir?

    Mide kanserinde sebep olarak çeşitli risk faktörleri suçlanmaktadır. Bu risk faktörleri arasında çevresel, genetik ve ailesel faktörler yer almaktadır. Sigara içmek, aile öyküsü, erkek cinsiyet, beyaz ırk, A kan grubu, yaşlılık, düşük sosyoekonomik statü ve geçirilmiş mide ameliyatları mide kanseri riskini artırır. Kanser dışı nedenlerle midenin bir kısmının alındığı hastalarda 15- 20 yıl içinde kalan mide dokusunda kanser oluşabilmektedir. Mide asitinde azalma veya safra reflüsünün buna sebep olabileceği düşünülmektedir. Mide asit üretiminin azaldığı aklorhidri, atrofik gastrit gibi klinik durumlar veya mide duvarında oluşan polipler ve intestinal metaplazi gibi değişiklikler mide kanserine yol açabilir. Diğer çevresel ve kişisel nedenler arasında kurşun, nikel, kömür, lastik ve asbest maruziyeti sayılabilir.

    Helikobakter pilori infeksiyonu da önemli bir sebepsel faktördür. Helikobakter pilori infeksiyonunun gastritli ve ülserli hastalarda sık görülmesi nedeniyle mide mukozal hasarı ve bunun sonucunda gelişen atrofik gastrite bir zemin hazırlayabileceği düşünülmektedir. Bakteriyal enfeksiyon nedeniyle lokal olarak salınan nitrozaminler gibi bileşiklerin mide kanseri oluşumuna katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.

    Mide kanserine sebep olduğu düşünülen asıl önemli risk faktörleri diyet ile ilgili olanlardır. Diyet alışkanlığı ile mide kanseri arasında yakın bir ilişki vardır. Gıdaları uzun süre muhafaza etmek için kullanılan nitrat ve nitritlerin mide kanseri riskini artırdığı düşünülmektedir. Süt, taze sebze-meyveden fakir, vitamin A, vitamin C içermeyen diyetle ve kızartmalar, tütsülenmiş, kurutulmuş, tuzlanmış yiyeceklerle, özellikle bu işlemlerden geçirilmiş balık yemekle riskin arttığı gösterilmiştir. Tütsülenmiş balık ekstrelerinin mutajenik olduğu ve vitamin C ile bu mutajenezin önlenebildiği de gösterilmiştir. Taze meyva ve sebzelerin koruyucu etkileri ortaya konmuştur. Aynı şekilde buzdolabı kullanımının ve dondurarak saklama yöntemlerinin gelişmesinin mide kanseri sıklığında azalmaya sebep olduğu belirtilmektedir.

    Mide Kanseri Nasıl Oluşur?

    Mide sindirim sisteminde kaburgaların hemen altında karnın üst bölgesinde yer alan bir organdır. Mide duvarı son derece kalındır ve beş katmandan meydana gelir. Mide kanserleri mide içini saran mukoza adı verilen zardan köken alır. Kanser büyüdükçe bu astarı geçerek önce altındaki destek dokusuna, sonra kalın kas tabakasına geçer. En son seroza adı verilen en dış tabakayı geçerek komşu organlara yayılır. Bu nedenle karın içi zarı (periton) yayılımı sık
    görülür. Hastaların önemli bir kısmında teşhis edildiklerinde, bu yollarla lokal veya uzak yayılım söz konusudur. Mide kanserlerinin çoğu ülser şeklindedir ve iyi huylu mide ülseri görünümünde olabilirler. Ancak ülserin 2 cm`den büyük olması ve kenarlarının yüzeyden kalkık olması gibi özellikler kanser ihtimalini düşündürür.

    Mide Kanseri Nasıl Belirti Verir?

    Mide sindirim sistemini oluşturan organlar içerisinde duvarı en kalın ve iç boşluğu en geniş organdır. Bu özellikleri nedeniyle mide tümörleri büyük çaplara ulaşabilirler ve teşhis edilmeden önce uzun süre belirti vermeyebilirler. Mide kanserlerinin erken evrelerde belirti vermemesi veya çok belirsiz semptomlarla seyretmesi erken tanıyı zorlaştırır. Bu nedenle hastaların tüm şikayetleri araştırılmalıdır. Çünkü, mide kanserlerinde erken teşhis çok önemlidir. Teşhis edilen vakalarda cerrahi ile kür şansı çok yüksektir.

    Mide kanserlerinde hastaların en sık şikayetleri karın üst bölgesinde tam izah edemedikleri rahatsızlık hissi, yine aynı bölgede ağrı, iştahsızlık, kilo kaybı ve halsizliktir. Yutma güçlüğü, bulantı, kusma, kansızlık ve kansızlığa bağlı halsizlik, yorgunluk gibi belirtilere de sıklıkla rastlanır. Daha ileri aşamada şişkinlik, yutma güçlüğü, karın ağrısı veya erken doyma hissi ortaya çıkar. Hastaların bir kısmı mide kanaması, karın içinde su toplanması, sarılık veya ele gelen kitle ile gelir. Belirtiler kanserin mide içinde yerleşim yerine göre değişebilir. Örneğin yutak borusu ile bileşim yerinde yerleşmiş bir tümörde yutma güçlüğü ön planda iken, midenin çıkışında yerleşmiş tümörde tıkanma ve midede genişlemeye bağlı bulgular belirgindir.

    Mide Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?

    Diğer tüm kanserlerde olduğu gibi mide kanserlerinde de erken teşhis önemlidir. Bunun için hastaların geçici olmayan tüm şikayetleri, hafif de olsa, araştırılmaya değer bulunmalıdır.

    Endoskopi mide kanseri teşhisi için altın standarttır. Halk arasında “mideye hortum atma” olarak bilinen bu yöntemde yaklaşık 1 cm çapındaki bir esnek boru ile mide iç yüzeyi görüntülenir. Bir bulgu tespit edilmesi durumunda ucunda klips olan bir tel yardımı ile biyopsi yapılabilir. Abdominal ultrasonografi hem primer hastalığın teşhisinde hem de karaciğer metastazı gibi yayılımların tespitinde faydalı olabilir.

    Endoskopik ultrasonografi de artık giderek daha sık kullanılmaya başlamıştır. Özellikle erken mide kanseri teşhisinde primer tümörün midenin hangi katlarına yayılmış olduğunu gösterme yönüyle (T evresi), etkin bir noninvazif yöntemdir. Lenf nodu tutulumunu gösteren en iyi yöntemdir. Bunun dışında evreleme amacıyla bilgisayarlı tomografi ve PET-BT sıklıkla kullanılmaktadır.

    Mide Kanseri Nasıl Tedavi edilir?

    Mide kanseri tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi tek başlarına veya kombine edilerek kullanılmaktadır. Erken mide kanserlerinde (tümör mukoza ve submukozada sınırlı) tek başına cerrahi ile kür şansı vardır. Küratif cerrahi sonrası mide kanserinde koruyucu (adjuvan) radyoterapi ve kemoterapi ile sağkalım oranları artmaktadır. Metastatik evrede kemoterapi palyatif amaçlı uygulanmaktadır. Genel olarak mide kanserleri artık kemoterapiye duyarlı kanserler arasında yer almaktadır.

    1. Cerrahi

    Mide kanserlerinde cerrahi temel tedavi olarak kabul edilir. Billroth’un 1881’de mide kanserine başarılı bir parsiyel gastrektomi uygulamasıyla bu hastaların tedavisinin mümkün olabileceği görüşü ortaya atılmıştır. Günümüzde total gastrektomi yapmak yerine; tümörün lokalizasyonu ve büyüklüğüne göre midenin etkilenen kanserli kısmının alınmasının (parsiyel veya subtotal gastrektomi) yeterli olduğu kabul edilmektedir.

    2. Radyoterapi

    Mide kanserlerinde cerrahi sonrasında koruyucu (adjuvant) olarak radyoterapi verilebilir. Burada amaç, lokal-bölgesel nüks riskini azaltmaktır. Özellikle lenf nodu tutulumu varsa nüks açısından risk yüksektir. Bu nedenle bu hastalara cerrahi sonrası koruyucu kemoterapi ve radyoterapi verilmektedir. Radyoterapi, cerrahi şansı olmayan hastalarda primer tedavi olarak da kullanılmaktadır, 4500-6000 cGy dozlarında semptomatik iyileşme ve uzun sağkalım söz konusu olabilir.

    3. Kemoterapi

    Erken Evre Mide Kanserinde Koruyucu (Adjuvant) Kemoterapi:

    Koruyucu kemoterapinin gerekçesi cerrahi sonrası rezidü lokal veya mikroskopik metastatik hastalığı ortadan kaldırmak ve nüks ihtimalini azaltmaktır. Cerrahi olarak tam çıkartıldığı düşünülen, özellikle lokal ilerlemiş fakat ameliyat edilebilir tümörlerde (T3-T4, N1-N2, M0) koruyucu kemoterapi mutlaka verilmelidir. Bu hastalarda son zamanlarda ameliyat öncesi kemoterapi ile tümörün küçültülerek cerrahiye vermek daha ön plana çıkmaktadır. Özellikle lokal ileri sınırda tümörlerde ve lenf nodu metastazı şüphesinde ameliyat öncesi kemoterapi artık uluslararası tedavi kılavuzlarında önerilmekte ve ülkemizde de giderek daha sıklıkla uygulanmaktadır. Ancak bu hastalarda %15-20 oranında tümörün kemoterapi alırken büyüme riski olduğu da unutulmamalıdır.

    İlerlemiş Mide Kanserlerinde Kemoterapi:

    Kombine kemoterapide en çok platin ve 5-FU içeren kombinasyonlar kullanılmıştır. En sık kullanılan kombinasyon cisplatin ve 5-FU/kapesitabin şemasıdır. Cisplatin yerine oksaliplatin konmasıyla elde edilen XELOX şeması daha düşük yan etki profili ile hastalar tarafından iyi tolere edilmekte ve son yıllarda giderek popüler hale gelmektedir. Sonuç olarak ilerlemiş mide kanserlerinde mevcut kemoterapi şemalarıyla %70-80`lere varan hastalık kontrol oranları bildirilmiştir.

    Mide Kanserinde Hedefe Yönelik Akıllı Tedaviler

    Kanserin moleküler temelini daha iyi anlamak hücre farklılaşmasını, çoğalmasını ve yaşamını etkileyen hedefe yönelik tedavilerin gelişmesini sağlamıştır. Epidermal büyüme faktörü reseptör (EGFR) ailesinden olan HER2 (c-Erb-B2) onkogenine karşı trastuzumab isimli protein antikoru geliştirilmiştir. Trastuzumab’ın kemoterapiye eklenmesiyle, HER2 pozitif metastatik mide kanserinde sağkalımı uzattığının kanıtlanması son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmedir.

    HER2 pozitif metastatik mide kanserinde yapılan randomize faz 3 TOGA çalışmasında hastaların %22,1’inde HER2 pozitifliği saptanmıştır. Özellikle immünhistokimya 3+ veya 2+/FİSH+ hastalarda tedaviye trastuzumab eklenmesiyle belirgin sağkalım üstünlüğü tespit edilmiştir. Trastuzumab alan hastalarda tedaviye yanıt oranı kemoterapi koluna göre daha yüksektir. Kemoterapiye trastuzumab eklenmesi ilave bir toksisite artışına neden olmamıştır. Bu çalışmanın bulguları metastatik mide kanserlerinde trastuzumab tedavisinin uygulanabilecek olduğu grubun tespitini sağlaması yanında HER2 pozitifliğinin klinik değerlendirilmesini de kolaylaştırmıştır.

    Ülkemizde Her2 pozitifliği oranı %13-18 arasındadır. Ancak T.C. Sağlık Bakanlığı trastuzumab kullanımı için Her2 pozitifliğinin tespitinde immünhistokimya metodunun yanısıra FISH testi ile konfirme edilmesini zorunlu tutmuştur.

    “Ramucirumab” isimli bir monoklonal antikor tümörün kan damarlanmasını bozarak ve yeni damarlanma oluşumunu düzenleyerek (angiogenesis) etki eder. İlerlemiş mide kanseri 2. basamak ve sonrasında kemoterapiye eklenmesinin hastaların yaşam süresini uzattığının gösterilmesinden sonra Batılı ülkelerde rutin tedavinin bir parçası haline gelmiştir. Ülkemizde ruhsatlı değildir, ancak özel izin ile kullanımı mümkün olabilmektedir.

    Mide Ameliyatından Sonra Beslenme

    Kanser tedavisi sırasında ve sonrasında iyi beslenmek önemlidir. Yeterli miktarda kalori ve protein ihtiyacının karşılanması hastanın kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir. Mide kanseri cerrahisinden sonra kilo kaybı sıktır. Midenin bir kısmı veya tamamı alındığından sindirim problemleri baş gösterebilir. Tüketilen yiyeceklerin türü ve şeklinin değiştirilmesi gerekebilir. Mide ameliyatı sonrası veya kemoterapi/radyoterapi sırasında beslenmek zor olabilir. İştahsızlık, bulantı veya kusma tedavilere eşlik edebilir. Tat duyusunda bozulma veya azalma, iştahsızlık ve yeme isteğinde kayıba sebep olabilir.
    Mide ameliyatından sonra sık görülen bir problem dumping sendromudur. Dumping sendromu, “hızlı gasrtik boşalma” olarak da bilinir ve mideye giren yiyeceklerin hızlı bir şekilde boşalmasıyla meydana gelir. Genellikle çok hızlı ve fazla yiyecek alımı sonrası görülür. Bu problem yiyecek veya sıvılar ince bağırsağa çok hızlı geçtiklerinde olur. Hastalarda kramplara, bulantı, şişkinlik, ishal ve baş dönmelerine sebep olabilir. Az az ve sık yemek bu durumun önlenmesine yardımcı olabilir. Ayrıca midenin bir kısmı alındığından emilimi azalan vitamin B12’nin kalçadan iğne yoluyla verilmesi sık yapılan bir tedavidir. Dodex isimli vitamin B12 desteğinin yükleme sonrası ayda bir kere ömür boyu sürdürülmesi gerekebilir.

    Mide Kanserinde Tarama

    Mide kanserinde tarama hastalığın çok sık görüldüğü Kore ve Japonya’da özel yöntemler, boyalar ve floresan ışıklı endoskopi kullanılarak yapılmaktadır. Serum pepsinojen seviyelerinin ölçülmesi de öneriler arasındadır. Ancak bu yöntemlerin Uzakdoğu dışındaki ülkelerde mide kanserinin erken teşhisine ve yaşam süreleri üzerine bir katkısı gösterilememiştir. Günümüzde mide kanseri için rutin tarama önerilmemektedir.

  • İnternet Bağımlılığı

    İnternet Bağımlılığı

    Teknolojinin gelişmesi, kablosuz ağ bağlantısının yaygınlaşması ve bilgisayarların taşınabilir hale gelmesi interneti her an her yere yanımızda götürmemize olanak sağlamış durumda. Evde, sokakta, işyerinde ve okulda bilgisayar, tablet ve telefon kullanarak internete kolaylıkla erişebiliyoruz. Gün içinde her an ‘online’ durumdayız.

    İnternet kolay ulaşılabilir bir eğlence aracıdır. İnternette keyif verici farklı aktiviteler yapabiliriz. Film izleyebilir, gazete okuyabilir, oyun oynayabilir, sosyal iletişim sitelerinden sevdiklerimizle görüşebiliriz. Bu aktiviteleri ne zaman istersek yapabilir, sıkıldığımızda ara verebilir, geri döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edebiliriz. Hem seçeneğimiz bol, hem de kontrol bizde. İnternet sadece mutluluk değil aynı zamanda da bilgi deposudur. Merak ettiğimiz her sorunun cevabını internette bulabiliriz. Bilimsel makalelere ulaşabilir, uzman yorumlarına erişebilir, araştırma ve ödev yapabiliriz. Bilginin yanı sıra dünyanın her yerine de kolaylıkla ulaşabiliriz. Tanıdığımız, tanımadığımız herkesle iletişim kurabiliriz. Sosyal iletişim siteleri üzerinden hem uzakta hem yakında olan sevdiklerimizle bağlantıda kalabiliriz. İş ilişkilerimizi sürdürebiliriz. Ortak ilgi alanlarına sahip olduğumuz kişilerle tanışabiliriz. Bir gruba ait olma ihtiyacımızı karşılayabiliriz.

    İnternet sunduğu tüm bu olanaklar sebebiyle hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ancak doğru kullanılmadığında hayatımızı zorlaştıran bir faktöre de dönüşebilir. Problemli internet kullanımı olarak da tanımlanan internet bağımlılığı son yıllarda gittikçe artmaktadır. Ülkemizde ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde internet bağımlılığı poliklinikleri açılmaya başlamıştır. Peki internet kullanımında hangi noktada sınırı aşıyoruz? İnternet bağımlılığı nedir?

    İnternet bağımlılığı, bilinenin aksine internette geçirilen süreye bağlı değildir. İş sebebiyle uzun saatler internette bulunması gereken çalışanlar vardır. Ödev yapmak için saatlerce internette araştırma yapan öğrenciler vardır. Bu bireylere başka hiçbir faktöre bakmadan internet bağımlısı diyemeyiz. İnternet bağımlılığının belirleyicisi, akademik, mesleki ve sosyal işlevselliğin bozulmasıdır. Problemli internet kullanımı nedeniyle akademik başarı düşerse, mesleki performans azalırsa ve sosyal ilişkilerde kopma gerçekleşirse internet bağımlılığından söz edebiliriz. Gerçek yaşamdan kopup sanal dünyada yaşamaya başlandığında ise tehlike sinyalleri çalıyor demektir.

    İnternet bağımlılığı kriterleri nelerdir?

    Akademik, mesleki ve sosyal işlevselliğin bozulması

    İnternet kullanımının gittikçe artması

    İnternete bağlı değilken internette yapılan aktivitelerin hayalinin kurulması

    İnternette planlanandan fazla zaman geçirilmesi

    İnternet dışı uğraşlara ilginin azalması

    İnternet kullanımını kontrol etmede başarısız girişimler

    İnternetten uzak kalındığında öfke, gerginlik, mutsuzluk hissetme

    İnternet bağımlılığını önlemek için internetten kaçınmak yerine interneti kontrollü kullanmayı öğrenmelisiniz. Sosyal ilişkilerinizi geliştirmeli, internet dışı aktivitelerinizi çeşitlendirmelisiniz. İşiniz olmadığı zamanlarda bilgisayarınızı ve tabletinizi kapatmalısınız. Çocuklarınızın problemli internet kullanımını önlemek için de katı sınırlar koymak yerine destekleyici denetleme yöntemlerini kullanmalı, aile içi ilişkilerinizi geliştirmeli ve çocuklarınızı sosyal aktivitelere yönlendirmelisiniz. Depresyon, Sosyal Fobi, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Alkol ve Madde Bağımlılığı gibi birçok psikiyatrik bozuklukla ilişkili olan internet bağımlılığını tedavi etmek için ise bir uzmandan destek almalısınız.

    İnterneti kullanın, ancak hayatınızı ele geçirmesine izin vermeyin!

  • Akciğer kanseri tanı ve tedavisine yaklaşım

    Akciğer kanseri tanı ve tedavisine yaklaşım

    Akciğer kanseri iki farklı türe ayrılır. En sık görülen türü “küçük hücreli dışı” akciğer kanseridir (tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %85’i). Geri kalan %15’lik kısım küçük hücreli akciğer kanseri olarak adlandırılır. Bu iki tür akciğer kanseri arasında tedavi yaklaşımları ve hastalığın gidişatı farklılıklar arzeder. Bu yazıda küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanı ve tedavisine yaklaşım gözden geçirilmiştir.

    KHDAK ülkemizde en sık görülen kanserdir. Ülkemizde her yüzbin nüfusa erkeklerde 59, kadınlarda 10 hasta olduğu tahmin edilmektedir. Buna göre her yıl 27,000 yeni hasta beklenmektedir. Altgruplara ayrıldığında yassı hücreli tipi (skuamöz), adenokarsinom tipi ve büyük hücreli tipi en sık görülen tiplerdir. Sigara en önemli sebeptir.

    Nasıl Teşhis Edilir?

    Tanıdan şüphelenildiğinde, genellikle akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografi veya PET tomografi ile değerlendirilir. Ancak sonuçta kesin teşhis için biyopsi ile doğrulanması gereklidir. Bu amaçla genellikle bronkoskopi yapılır. Hastalığın evresini tespit ederkenstandart ve ilk tercih yöntemi PET-BT’dir. Endobronşial ultrasonografi (EBUS), fiberoptik bronkoskipinin göremediği alanlarda havayoluna komşu lezyonların ve lenf nodlarının görüntülenmesini sağlayan son yıllarda önemi gittikçe artan bir yöntemdir. EBUS rehberliğinde transbronşial iğne aspirasyonu uygulaması sıklıkla mediastinal evreleme amacıyla kullanılmaktadır.

    Tarama Yapılmalı Mı? Faydası Var Mıdır?

    NSLT (National Lung Cancer Screening Trial) şu ana kadar düşük doz BT’nin akciğer kanseri taramasındaki etkinliğini inceleyen en geniş ölçekli çalışmadır. Çalışmaya 55 yaş üstü toplamda 30 paket/yıl ve daha fazla sigara içmiş yüksek riskli bireyler alınmıştır. Bu bireyler 3 yıl boyunca yıllık olarak taramaya alınmış ve takiplerde akciğer kanseri daha yüksek oranda saptanmıştır (%1.1 vs %0.7). Bu sonuçlara göre düşük doz BT ile akciğer kanseri taraması sayesinde akciğer kanserine bağlı ölümler %20 oranında azalmıştır denebilir. Günümüzde ACCP 55-74 yaş arası, 30 paketyıl ve daha fazlası sigara içmiş, halen içici ya da bırakmış kişilerde uygun medikal tanı ve tedavi koşullarının da sağlanabileceği durumlarda yıllık düşük doz BT ile taramayı önermektedir.

    İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde Tedavi

    Hastaların yaklaşık yarısı tanı anında ileri evredir (evre IIIB veya evre IV). Erken evrelerde (evre I-II) cerrahi standart olarak uygulanır, lokal ileri evrelerde (evre IIIA ve IIIB) cerrahiye uygun vakalar olabilmekle birlikte genellikle eşzamanlı kemoradyoterapi tercih edilir. Kemoterapi ileri evre küçük hücre dışı akciğer kanserinin tedavisinde standart tedavi yaklaşımıdır.

    Kemoterapi kararı vermeden önce hasta ve tümör özellikleri göz önüne alınmalıdır. Hastanın yaşı ve diyabet, kalp problemleri gibi diğer eşlik eden hastalıkların varlığı tedavi planını etkiler. İleri yaş hastalarda ve performans durumu iyi olmayan düşkün hastalarda kemoterapinin faydası tartışmalıdır. Tümör özelliklerinden ise kanserin alt tipi (adeno vs yassı hücreli), ve genetik mutasyonların varlığı gibi faktörler dikkate alınır.

    Yassı hücreli olmayan akciğer kanseri tiplerinde tedavi için acil bir durum yoksa moleküler genetik testlerin yapılması beklenmelidir. Tümor histolojisi ve epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) mutasyon durumu ve EML4/ALK translokasyon olmak üzere moleküler belirteçler, tedavi seçiminde dikkat edilmesi gereken önemli etkenlerdir. EGFR mutasyonu yaklaşık %15 hastada, ALK rearanjmanı %5 hastada görülür ve bu türlerin tedavisinde hedefe yönelik akıllı moleküller denen oral ilaçlar ön plandadır.

    İleri evre KHDAK birinci basamak tedavisinde erlotinib, gefitinib ve afatinib gibi EGFR hedefli ajanlar EGFR mutasyon-pozitif hastalarda ve crizotinib gibi ilaçlar EML4-ALK füzyon geni olan hastalarda önemli rol oynamaktadır. Bu tedavilere uygun olmayan hastalarda kemoterapi ilaçlarının kombinasyonu uygulanır. Günümüzde rehberler yaş, evre veperformans durumuna ek olarak histolojiyi göre birinci basamak sitotoksik kemoterapi rejimine karar verilmesini kuvvetle önermektedir.

    Metastatik KHDAK tedavisinde kemoterapi yararının ilk göstergesi 1995 yılında yayınlanan 11 çalışmayı ve 1190 hastayı içeren bir meta-analizden geldi. Bu analiz tek başına destek tedavisine kıyasla sisplatin temelli ajanlarla tedavi edilen hastalarda sağkalım avantajı gösterdi. Sonraları 2714 hasta ve 16 çalışmayı içeren bu analizin güncellenen verileri daha önce belirlenen sağkalım yararını doğrulamıştır. Verilen kemoterapi tipleri arasında hiçbirinin diğerine üstünlüğü gösterilememiştir. ERCC1, RRM1, TS, BRCA1 gibi diğer moleküler faktörlere bakarak tedavinin bireyselleştirilmesinin standart yaklaşıma üstünlüğü yoktur.

    Amerikan Klinik Onkoloji Birliği (ASCO) metastatik KHDAK için hastalığın progresyon durumunda veya 4 kür kemoterapiyi takiben stabil hastalık elde edilen fakat tedaviye yanıt vermeyen hastalarda ilk basamak kemoterapinin sonlandırılmasını önermektedir. Rehberler iki ilaçtan oluşan sitotoksik kemoterapi rejimlerinin 6 siklustan fazla verilmesini önermemektedir. Dört kür tedaviden sonra stabil hastalık ve tedaviye yanıt veren hastalarda tek ajanla idame tedavisi (erlotinib veya dosetaksel seçilmemiş hastalarda, pemetrekset yassı hücreli tipi dışındaki histolojide) düşünülmelidir. Günümüzde ileri evre küçük KHDAK tedavisinde mutasyonu olmayan hastalarda üçüncü kuşak ajanlarla yapılan sisplatin temelli kombinasyon tedavisi ilk basamak tedavide standarttır. Yassı hücreli olmayan tiplerde platin yanına pemetrekset ilave edilmesinin diğer kombinasyonlara göre üstün olduğu bildirilmiştir. Tedavi rehberlerinde yassı hücreli histolojiye sahip olan hastalarda platinlerin dosetaksel, paklitaksel, gemsitabin veya vinorelbin ile kombinasyonu ve yassı hücreli olmayan (adeno veya büyük hücreli) tiplerde ise platin + pemetrekset tedavisi önerilmektedir.

    İmmünolojik tedaviler hastanın bağışıklık sistemini güçlendirerek etki etmektedir. Son yıllarda bu tür akıllı ilaçlarla tedavi çok popüler hale gelmiştir. Bir seri platin-temelli tedavi sonrası ilerleyen veya nüks eden hastaların ikinci basamakta tedavisinde anti-PD1 ilaçlar (nivolumab ve pembrolizumab) Dünyada standart hale gelmiştir. Hatta 2016’nın son çeyreğinde yayınlanan çalışmalara göre birinci seri tedavide kemoterapi öncesinde kullanımının da hastaların yaşam süresini belirgin uzattığı gösterilmiştir. Bu ilaçlardan pembrolizumab kemoterapi almamış hastaların birinci basamak tedavisinde Ekim 2016’da Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanarak rutin kullanıma girmiştir. Bu ilaçların ülkemizde akciğer kanserli hastalarda kullanımı ruhsatlı ve onaylı değildir (Aralık 2016 itibarıyle).

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınavlar günümüz hayatının vazgeçilmez parçaları. Hangi okulda okuyacağımız, hangi işte çalışacağımız TEOG, YGS, LYS, KPSS ve daha pek çok sınavla belirleniyor. Akademik ve mesleki geleceğimizi belirleyen bu sınavlar hiç kuşkusuz yüksek kaygıya neden olabiliyor. Orta düzeyde sınav kaygısı öğrencileri çalışmaya teşvik edip performanslarını arttıracağından gereklidir. Ancak yüksek düzeyde sınav kaygısı öğrencilerin okul başarılarının, ders çalışma isteklerinin ve özgüvenlerinin düşmesine yol açacağından kontrol altına alınmalıdır. Sınav kaygısı, değerlendirilme ve başarısızlık ile ilişkili birtakım bilişsel, fizyolojik ve davranışsal tepkiler bütünüdür.

    • Sınav öncesinde veya sınav sırasında korku ve gerginlik içindeyseniz,

    • Sınavları, öğrendiğiniz bilgileri ölçme aracı değil de kişiliğinizin değerini belirleme aracı olarak görüyorsanız,

    • Sınavlarla ilgili endişe verici, olumsuz düşünceleriniz aklınızı sürekli meşgul ediyorsa,

    Örneğin; 

    • Sınavdan düşük bir puan alacağım.

    • Sınavı kazanamayacağım.

    • Ailemin emeklerini boşa çıkaracağım.

    • Ailemi, öğretmenlerimi hayal kırıklığına uğratacağım.

    • Konuları yetiştiremeyeceğim.

    • Sınavda bildiğim her şeyi unutacağım.

    • Sınavda zamanım yetmeyecek.

    • Ya kaydırırsam?

    • Başaramazsam mahvolurum.

    • Sınavı geçemezsem rezil olurum.

    • Ya bilmediğim yerden soru gelirse?

     

    • Sınava hazırlanırken veya sınav sırasında dikkatinizi toparlayamıyorsanız,

    • Sınav sırasında öğrendiğiniz bilgileri hatırlamakta güçlük çekiyorsanız,

    • Sınav öncesinde veya sınav sırasında bedeninizde sıkıntı verici değişiklikler oluyorsa, 

    Örneğin; 

    • Kalp atış hızında artış

    • Nabız artışı

    • Kas gerginliği

    • Vücut ısısında artış

    • Terleme

    • Mide ağrısı

    • Baş ağrısı

    • Titreme

    • Mide bulantısı

    • Solunum güçlüğü

     

    • Etkili ders çalışma becerilerine sahip olmadığınızdan sınava yeterli düzeyde hazırlanamıyorsanız,

    • Ders çalışmayı sürekli erteliyorsanız,

    • Sınavları bitirmekte sıkıntı yaşıyorsanız,

    • Olası başarısızlık durumlarından kaçıyor veya kaçma isteği yaşıyorsanız, 

     

    SINAV KAYGISI YAŞIYOR OLABİLİRSİNİZ!

    Sınav kaygısıyla başa çıkmak amacıyla bilimsel olarak etkisi kanıtlanmış yöntemleri içeren bireysel veya grup psikoterapi çalışmalarına katılabilirsiniz. Etkili yöntemler: 

    • Gerçekçi ve rasyonel olmayan düşünceleri yeniden yapılandırma çalışmaları

    • Dikkat toplama eğitimi

    • Gevşeme egzersizleri 

    • Zihinde canlandırma çalışmaları

    • Zaman yönetimi eğitimi

    • Etkili ders çalışma becerileri eğitimi

    Sınava girecek öğrenciler;

    • Sınav dönemi bir maratondur. Bu maratonda zaman zaman başarınız düşebilir. Endişelenmeyin. Performansınızı düşüren faktörleri belirlemeye ve çözüm üretmeye çalışın.

    • Her sınav yeni bir deneyimdir. Sınavlara geçmiş başarısızlıklarınızı düşünerek değil başarılarınızı düşünerek girin.

    • Sınavlara olumlu ancak gerçekçi bir bakış açısı geliştirin. 

    • Endişelendiğinizde derin diyafram nefesleri alıp vererek bedeninizi gevşetmeye çalışın. Beden ve zihin birbiriyle bağlantılı olduğu için bedeninizi gevşetirseniz zihniniz de rahatlayacaktır.

    • Verimli ders çalışın. Konu ve tekrar eksiğiniz olmasın. Bol soru çözüp antrenman yapın. Unutmayın ki iyi bir sporcu olsanız da yeterli düzeyde antrenman yapmadan bu maratonu tamamlayamazsınız.

    • Kendinize gerçekçi, somut ve ölçülebilir hedefler belirleyin. Hedeflerinize ne kadar yaklaştığınızı sık sık değerlendirin.

    • Ders çalışmayı ertelemeyin. Erteledikçe çalışmanız gereken konular birikecek ve hedeflerinize giden yolda size engel olacaktır. 

    • Etkili bir zaman planlaması yapın.

    • Ailelerinizden, öğretmenlerinizden ve uzmanlardan destek alın. 

    Ebeveynler;

    • Çocuğunuzun ilgi ve yetenekleri doğrultusunda gerçekçi beklentiler şekillendirin.

    • Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın.

    • Çocuğunuzun kişiliğini eleştirmeyin.

    • Çocuğunuza koşulsuz sevgi verin.

    • Çocuğunuzun akademik ve duygusal ihtiyaçlarını değerlendirin ve etkili yöntemlerle gidermeye çalışın.

    • Kendi kaygılarınızı kontrol altına alın.

    • Çocuğunuzun güçlü yanlarını destekleyin, hatırlatın. 

  • Kanserde beslenme nasıl olmalı?

    Kanserde beslenme nasıl olmalı?

    Kanserli hastalarda beslenme problemleri sık görülür. Kanserde kaşeksi %5 üzerinde kilo kaybı veya vücut kitle indeksi <20 kg/m2 veya iskelet kas kaybı olan hastalarda %2 üzeri kilo kaybı olarak tarif edilir. Kanserde bazal enerji harcamasındaki artış ve iskelet kası kaybı önemlidir. Kanserin kendisinin yanısıra kanser tedavisine bağlı gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir.

    Kilo kaybı olan hastalarda kemoterapiye cevap ihtimali de düşüktür. Gerçek vücut kitlesinin ölçümü aşırı kilolu hastalarda beslenme durumunun değerlendirmesinde yanlış tahmin yaptırabilir. Kilo kaybı olmasına rağmen farkedilmeyebilir. O nedenle kilo kaybının kas kaybı ile birlikte olduğunun gösterilmesi önemlidir. İleri evrelerde kilo kaybı kötü gidişin bir göstergesi olabilir, ancak kalorik desteğin artırılması, iştah artırıcıların verilmesi hastalık gidişatını etkilememektedir.,

    Gastrointestinal sistemin sağlam ve fonksiyonel olduğu hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Oral beslenme desteği amacıyla omega-3 içeren beslenme destek ürünleri faydalıdır. Steroidler ve megestrol asetat gibi progestinler anoreksi tedavisinde kullanılabilir.

    Kilo Kaybı Neden Olur?

    Kanser kaşeksisi bozulmuş oral alım ve ilerleyici kas kaybı ile birliktedir. İleri evre kanserde iştahsızlık sıktır; ancak bu hastalardaki kilo kaybı tamamen yetersiz kalori alımına bağlanamaz. Kanser tedavisi ileri evre hastalarda kas kaybına neden olmaktadır. Buna en iyi örnek ileri evre prostat kanseri olan hastalarda androjen deprivasyon tedavisidir. Ayrıca anoreksi ve kötü beslenme kanser kaşeksisindeki enerji eksikliğine katkı sağlar. Kemoterapi sonucu gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir. Kilo kaybı olan kanser hastalarının benzer besinleri tercih etmelerine rağmen daha az miktarda tükettikleri gözlenmektedir. Erken doygunluk hissi ve gıdaların emilim bozukluğu bu hastalarda sıklıkla görülmektedir.

    Değerlendirme

    Bütün kanser hastaları tanıdan itibaren beslenme durumu ve kilo kaybı açısından taranmalıdır. Kanser kaşeksisi progresif bir gelişim gösterir ve 3 evresi vardır: Prekaşeksi, kaşeksi ve refrakter kaşeksi. Beslenme bozukluğu olan hastalarda geri dönülemez kaşeksi evresi beklenmeksizin erken dönemde tedavi planlanmalıdır. Yetersiz oral alım, artmış bazal enerji sarfiyatı ve iskelet kaslarında aşırı kayıpla sonuçlanan kompleks metabolik olayların eklenmesiyle beraber seyreder. Uygun beslenmeyle tersine dönebilen kalorik bir eksiklik olan açlık durumunun tersine kaşeksideki kilo kaybı aşırı beslenme ile geri çevrilemez.

    Klinik değerlendirme sırasında beslenme durumu sorgulanmalıdır. Fizik muayenede ciltaltı yağ dokusu kaybı, kas azalması ve ödem olup olmadığına bakılmalıdır. Sıklıkla kullanılan ölçüt, beslenme durumunun değerlendirilmesi, kilonun sık sık ölçülmesi ve oral alımın kontrolüdür.

    Beslenme Tedavisi

    Kanserli hastalarda beslenme durumunun değerlendirilmesi her ziyarette yapılmalıdır. Beslenme bozukluğu tespit edildikten sonra beslenme desteğine başlanmalıdır. Bunun için hastanın geri dönülemez son evreye girmesi beklenmemeli ve tedavi erken dönemde planlanmalıdır.

    Değerlendirme sonrası hastanın beslenmesini bozan durumlar düzeltilmelidir. Beslenme desteği için ağız yolu tercih edilmelidir. Mide-barsak sisteminin çalışır durumda olduğu3 hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Damardan beslenme çok mecbur olmadıkça tercih edilmez. Oral beslenme destek ürünleri kullanılabilir. Özellikle aminoasit ve omega-3 yağ asitleri içeren formülasyonlar tercih edilmektedir.

    Sonuç

    Malnutrisyonun zamanında tespiti ile destek tedavilerinin gecikmeden başlanması kansere bağlı rahatsızlıkları ve ölümü önleyebilir. Kanserli hastalar ve kanserle uğraşan sağlık personelinin beslenme bozukluğu ile ilgili farkındalıklarının artırılması gereklidir.

  • Çocuğunuzun İnce Motor Becerileri Geriden mi Geliyor?

    Çocuğunuzun İnce Motor Becerileri Geriden mi Geliyor?

    Günlük hayatta bazen beynimize karışık eylemler yapması için komut veririz. Bu eylemler beynimizde birden çok alanı ilgilendirir. Görme, nesneyi tutma, nesnenin ağırlığına göre kaldırıp kaldıramayacağımıza karar verme gibi bir sürü alanı aynı anda harekete geçiririz. Alanlar arasındaki koordineli çalışma sayesinde düzgün bir şekilde hareketimizi tamamlayabiliriz. Tüm bu kabiliyetlerimizi motor sistemi sayesinde yaparız. Motor sistemi ince ve kaba olmak üzere iki farklı gruba ayrılır. Kaba motor büyük kas grupları ile ilgilidir; koşma, yürüme, kafayı dik tutabilme vb. İnce motor ise küçük kas gruplarını kapsar yani el ve parmaklardaki küçük kasları çalıştırabilme kabiliyetiyle ilgilidir. Peki, ince motor dediğimiz küçük kas gruplarında bir problem olursa ne olur?

    Ellerimizin hayatımızdaki yeri oldukça önemlidir. Kendi kendimize iş yapabilme becerimizin büyük bir kısmını ellerimiz oluşturur. Bu nedenle çocukluktan beri gelen bu ince motor becerilerimiz ellerimiz sayesinde desteklenir. İnce motor sisteminde problem olan bir çocuk kalem tutmakta, yazı yazmakta, resim yapmakta kısacası ellerini ve parmaklarını koordineli bir şekilde kullanmakta zorlanır. Ayrıca kaba ince motor becerisi kaba motor becerisine göre çok daha yavaş kazanılır. Örneğin ince motor becerisi gelişmemiş bir çocuğa resim çizmesi için kağıt kalem verilirse çocuk hem sıkılır hem de bu becerisi gelişmediği için çok çabuk yorulur ve istenilen başarıyı gösteremez. Yaşıtlarına göre bu becerisi çok daha geriden gelir.

    Kendimizi bazen çocuğumuza kızar bir vaziyette buluyoruz. Sürahiden su öyle mi doldurulur? Her yer su oldu! Sonrasında çocuk kendini suçlu hissediyor. O anlık gösterdiğiniz öfkeden korkuyor ve kısaca karışık duygular içerisine itmiş oluyoruz çocuğunuzu. Bunları yaşamamak için öncelikle bizim sabırlı olmamız şart. Sonrasında yapacağımız çalışmalarla bu yeteneklerini geliştirebiliriz. Bunu yetenekleri geliştirirken de mümkün olduğunca çocuğumuza karşı olumsuz kelimeleri azaltmalıyız. Yapma yerine daha yapıcı cümlelerle “Başka bir şey yapalım mı?” gibi cümlelerle destekleyebiliriz. Dikkatini başka yönlere çekebiliriz. Araştırmalar gösteriyor ki olumsuz cümleleri azalttığınızda bile söz dinlememe oranı ciddi anlamda azalıyor. Şimdi gelelim çocuklarımızla ne yapabiliriz? Birkaç teknikle çocuğun ince motor becerisi geliştirebilir.

    Masajla başlayabiliriz, kullanılmadığı için parmaklar zayıf olabilir. Bunun için de birkaç çeşit masajımız var!

    Ellerini avucunuzun içine alıp parmak uçlarına masaj yapmakla başlayabilirsiniz. Daha sonra avuç içlerine nazik hareketlerle ve en son tekrar parmaklara baskı kuvvet uygulayarak bitirebilirsiniz. Hatta bu masajı buzla da yapabilirsiniz biraz daha canlandıracaktır.

    Uzun çizgi çektirebilirsiniz. Birkaç kez denediğinizde gittikçe daha güzelini çizecektir. Doğru şekilde, abartmadan motive etmek önemlidir. Çocuğunuzun yapamadığı şeylere bile yapmış gibi tepki verirseniz çocuk yapamadığını bilir ve onu mutlu etmek için söylediğinizi anlar. 

    Sert bir hamurdan mercimek kadar verip çok güzel toplar yapmasını isteyebilirsiniz. Her parmakta sırayla küçük toplar yapmak önemli. Sonrasında eşit silindirler yapmasını isteyebiliriz. İlk başta yapamasa da cesaretlendirmek önemli. Tekrar edildikçe gelişmeyecek yetenek yok. Tabi ki her çocuğun heykeltıraş olmasını bekleyemeyiz ama normal bir seviyeye her çocuk çıkabilir.

    Bu sefer daha eğlenceli ama biraz da ortalığın batabileceği bir etkinlik anlatayım. Tıraş köpüğünü bir masaya sıkıyoruz ve elleriyle harfler yazmasını, dilerseniz basit şekiller çıkartmasını isteyebilirsiniz. Temizlerken onun da eline bir bez verip beraber temizlemenizi tavsiye ediyoruz.

    Evinizde org veya piyano varsa bu etkinliği yapabilirsiniz. İstediğimiz piyanonun tuşlarına düzgün basması ve sesi düzgün çıkartmaya çalışması. Tuşlara tam basmasını söyleyip, seslerin düzgün çıkmasının gerektiğini ona göre çalmasını söyleyebiliriz.

    Çocuğunuzla beraberken onun dünyasına girebilmek, hem çocuk hem de ebeveyn için inanılmaz bir şey. Burada da çocuğunuza havada veya masada hayalindeki karakterleri çizerek göstermesini isteyebilirsiniz. Mutlaka arada somut cisimlerden de çizmesini isteyip kendini zorlamasını sağlayabilirsiniz. Havaya harf bile yazabilir. Tamamen size kalmış. Hedefimiz çok aşırı zorlamak değil. Fakat çok kolay da olmamalı az da olsa biraz zorlanmak insanın hayatı boyunca öğrenmek için karşılaşması gereken bir durum.

    Her gün yaptığımız rutinde aslında çocuğumuza verebileceğimiz bir sürü iş var. Bunlar; ekmek kesmek, limon, sebze, meyve kesmek. Kontrollü bir şekilde yapıldığında çok faydalı. Düşünsenize çocuğunuzun kestiği malzemeleri yiyecek masadakiler. Hem özgüveni, hem de motor becerileri açısından çok güzel bir etkinlik.

    Mutfakta bir sürü işi olan anneler için küçük yardımcılarını hatırlatmakta fayda var. Tabak dizmek gibi basit görünen bir etkinlik bile minik eller için çok güzel faydalar sağlıyor. Beraber mutfakta yapılan bu tabak dizmeler ince motor becerilerini geliştirecektir. Renklerine göre ayrı koyabilirsiniz, sayabilirsiniz. Tamamen size kalmış.

    Hamur işleri yaparken, yanınızda çocuğunuzu da bulundurmanız da fayda var. Beraber yapmak veya ondan farklı şekiller istemek. Hatta mutfak için ona küçük bir önlük bile alabilirsiniz. Kız, erkek fark etmez. Bu tarz etkinliklerde hem üstü pislenmez, hem daha çok heves eder.

    Yumurta veya kek çırparken onun çırpmasını isteyebiliriz. Ortamı önceden ayarlayıp birazcık dökülse de, dökme gibi olumsuz bir cümle kullanmadan bu işi tamamlamak da ebeveynlerin görevi olsun.

    Makasla kağıt veya hamur kesmek. En güzel ince motor becerilerini geliştirme yolu makasla çalışmaktır. Makasla resimleri düzgün kesmekten tutun da basit bir dikdörtgen bile kestirip boyatabilirsiniz. Kendi çizdiği resimlerdeki karakterleri ona kestirip çıkarttırabilirsiniz. Origami dediğimiz kağıt katlama sanatının da hem çocuğunuzla ilişkiniz açısından hem de el becerileri açısından çok katkısı olacaktır.

    Burada anlattığımız etkinliklerle sınırlı değil tabi ki, gerisini anne- babaların hayal gücüne bırakıyorum. Bunları çoğaltabilirsiniz, geliştirebilirsiniz. Ama şunu hiç aklımızdan çıkartmamalıyız. Bir çocuğu en iyi etkinliklere gönderseniz, en iyi eğitimi verseniz de anne- babasıyla yaptığı etkinliklerden duygusal ve fiziksel açıdan gördüğü yarardan daha fazlasını başka bir yerde göremez. Sevgi, sabır, ilgi ama dozunda ne az ne fazla!