Yazar: C8H

  • Hipertansiyon hakkında

    Tansiyon ya da kan basıncı, kalbin kanı pompalarken damar cidarında oluşturduğu basınçtır ve mm cıva (Hg) olarak ifade edilir. Bu basıncın istenilen değerlerin üzerinde olması durumu ise hipertansiyon olarak tanımlanır.

    Kan basıncı sistolik (halk arasında büyük tansiyon) ya da kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınç ve diastolik (halk arasında küçük tansiyon) ya da kalbin kan pompalamaya ara verdiği dönemdeki basınç olarak iki farklı değerden oluşur.

  • Terapinin Gizliliği

    Terapinin Gizliliği

    Psikoterapi, terapist ve danışan arasında özel bir alandır. Terapiye gelen kişi, daha önce kimseyle paylaşmadığı duygu, düşünce ve durumları terapisti ile paylaşmak ister. Ancak daha önce hiç tanımadığı bir kişiye iç dünyasını açmak pek kolay olmayabilir. İlk defa gördüğü, haftanın sadece belli saatlerinde bir araya geldiği kişiye özel yaşamını açabilmesi için bir güven duyması gerekir. Bu güvenin oluşması için zamana ihtiyaç duyabilir.

    Bu durum oldukça olağandır. Tahmin edildiğinden daha çok kişide görülebilir. Bu nedenle terapistin, danışanın özel bilgilerine dair nasıl sorumlulukları olduğunu anlatmak faydalı olacaktır.

    Terapide konuşulan her şey yalnızca terapist ve danışan arasında kalır. Dışarıda herhangi bir kişi, kurum ya da platformda paylaşılması söz konusu değildir. Yalnızca danışanın kendisi ya da bir başkasına zarar verme ihtimali varsa yetkili kurumlara bildirmek gerekebilir. Ancak böyle bir durumda danışandan gizli olarak bildirme gibi bir durum olmaz; öncesinde mutlaka danışana bilgi verilir. Böyle bir yükümlülüğün olması, danışanın zarar verme ihtimaline neden olan konuları konuşmaya engel değildir. Her şey ilk olarak düşüncede başladığı için eyleme kadar geçen süreçte gerçekleşme ihtimali oldukça azalır. Bu nedenle danışan böyle düşüncelere sahipse bunları terapide konuşmak danışan için hem rahatlatıcı olur hem de nasıl baş edebileceğini öğrenir.

    Terapist ve danışan bir sosyal ortamda karşılaşırsa ne olur? Gizlilik gereği terapist sosyal yaşamda danışanla doğrudan iletişim kurmak için adım atmaz. Çünkü danışan, terapiye gittiğini yakın çevresiyle paylaşmamış olabilir. Bu nedenle terapist ilk adımı atarsa özel yaşamı ihlal etmiş olur. Ancak danışandan selam verme, diyalog kurma gibi bir adım gelirse terapist buna uygun bir geribildirim verebilir. Bu durum da olabilecek en kısa sürede gerçekleşir. Sonrasında terapistin danışanıyla sosyal yaşamdaki gibi bir diyalog sürdürmesi, bir şeyler içmesi, vakit geçirmesi, arkadaşlık kurması gibi bir durum söz konusu değildir. Tüm bunlar danışanın gizliliğini korumak için yapılır.

  • Haşimato tiroidi!

    Çok sık görülen tiroid bezinin hastalıklarından birisidir. Sebebini hala bilemiyoruz. Tiroid bezi vücudun kendi yaptığı bir mekanizmayla, kendisini yabancı hissederek bezin yapısının bozulması, küçülmesiyle seyreden kronik ömür boyu da tedavisini gerektiren bir hastalıktır. Haşimato tiroidinde; tiroid fonksiyon testleri, tiroid USGsi gene önemlidir. Tiroid ultrasonunda bez yapısını kaybetmiştir, yalancı nodüller vardır, küçülmüştür hatta bazılarında tiroid bezi hiç gözükmeyebilir. İlk dönem de tiroid bezi hafif büyüyor olabilir ama bu geçicidir sonra mutlaka uzun dönemde tiroid bezi küçülecektir.

    Gene hastalığının ilk döneminde tiroid bezi hormonları fazla salınabilir. Tiroid bezi folüküllerinin parçalanması nedeniyle ama uzun dönemde hastalık önce subklinik düzeyde sonra klinik düzeyde hipodreniyle seyreder. Yani tiroid bezi hormonlarının yetersizliğiyle. Bu hastalarda tanısal testlerimiz vardır esasında anti T, anti M gibi. Tiroid bezi antikorları pozitif çıkar hastaların. Bir daha bunları kontrol etmeye gerek yok. Hastanın ismini koymak için tiroid bezi antikorlarına bakıyoruz. Daha sonra ki takipler T4 ve TSH’ı üç aylık takipleriyle, hastanın tiroid hormon miktarının dozunu ayarlayabiliriz. Tedavi ne yazık ki ömür boyudur. Kontroller de üç ayda birdir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Derin üzüntü veya zevk alamama, depresyonun başlıca belirtileridir. Birey, kendi kendini suçlayan düşüncelere sahip olabilir. Ya da kusurları ve eksiklikleri üzerine odaklanabilirler. Genel olarak bir değersizlik hissi eşlik edebilir. Depresyondaki bir bireyde bu özelliklerin hepsi görülebileceği gibi yalnızca birkaçı da görülebilir. Bazı durumlarda ise birey iş ya da sosyal yaşamına çok fazla vakit ayırıp odaklanarak bu duygu ve düşünceleri görmezlikten gelmeye çalışabilir.

    Depresyonu olan insanların bazıları aşırı yorgunluk hisseder, zor uykuya dalar ve sık sık uyanır. Ya da bazen gün boyunca uyuma görülür. Ayrıca iştah azalması ve cinsel isteksizlik sık karşılaşılan durumlardır. Sosyal ortamlardan geri çekilme, yalnız vakit geçirme gibi durumlar da yaygındır.

    • Adet Öncesi Disforik Bozukluğu: Kadınlar, regl dönemlerinden birkaç gün önce, depresif ve kaygı semptomları yaşayabilir. Üzgün, stresli ve endişeli hissetme, yorgunluk, göğüslerde hassasiyet, kilo alımı ve şişkinlik görülebilir. Üreme dönemleri boyunca bu semptomlar her adet döngüsünde ortalama bir hafta görülür.

    • Kış Depresyonu (Mevsimsel Duygulanım Bozukluğu): Birey, birbirini izleyen iki kış mevsiminde depresyon yaşar ve yaz sezonunda depresyon görülmez.

    • Majör Depresif Bozukluk: Üzüntülü duygudurum veya her zamanki etkinliklerde ilgili zevk kaybı görülür. Çok fazla ya da az uyuma, kilo ya da iştahta değişim, enerji kaybı, değersiz ya da suçlu hissetme, odaklanma ve karar almada güçlük, ölüm ve özkıyım gibi düşünceleri gibi durumların hepsi ya da bir kısmı görülür. Belirtiler en az 2 hafta süreyle ve her gün, günün büyük bölümünde bulunur.

    • Süregiden Depresyon Bozukluğu (Distimi – Kronik Depresyon): En az 2 yıl olmak üzere yorgunluk, umutsuzluk, konsantrasyonda zorluk, iştah ve uyku ile ilgili problemler, olumsuz duygular görülür. Ancak birey bu durumun farkında olmayıp enerjilerinin çoğunu işlerine verebilirler. Birey, durumu majör depresyona dönüşene kadar tedaviye gitmeyebilir.

  • Magnezyumun önemi!

    Magnezyum eksikliğinde; halsizlik, çarpıntı, kalp ritim problemleri, kramplar, epileptik problemler dediğimiz beyin nöbetleri olanlarda mutlaka acaba hastada magnezyum eksik mi diye düşünmek lazım. Kas çalışmasında kalsiyumun etkisini azaltarak kasların gevşemesinde magnezyum çok önemli bir rol oynar. Magnezyum dengesizliği durumlarında, eksikliği durumlarında da hastalarda kramplar artar. Kasılmalar artar. Diyabetik hastalarda magnezyum eksikliği önemlidir. Hemen hemen bütün diyabetik hastalarıma magnezyum tedavisini ekliyorum.

    Neden?

    İnsilün sekresyonu için magnezyum çok önemlidir. Pankreas bezinden salgılanması için. Hücrelerde insülinin kullanılması içinde magnezyum önemlidir. Böylece diyabet regilasyonu magnezyum verdiğimiz hastalarda kolay olur. Daha çabuk şekerlerini düzeltiriz.

    Kalp ritim bozukluklarında, astımda, migrende, tansiyon yüksekliklerinde hatta gebelik hipertansiyonunda magnezyum desteği şarttır. Magnezyum en fazla badem, ıspanak, bakla, kaju, fıstık, patates gibi yoğurt gibi ürünlerde bulunur. Ama yetersizliği durumunda da dışarıdan magnezyum ucuzdur, takviye etmekte fayda vardır.

  • Anksiyete

    Anksiyete

    Kaygı, beklenen bir problem ile ilgili endişe duymadır; gelecekteki tehdit ile ilgilidir. Korku ise şu anki tehlikeye karşı bir tepkidir. Kaygı, anksiyete sözcüğünün dilimizdeki karşılığıdır.

    • Panik Atak: Aniden başlayan göğüs ağrısı, ürperme, sıcak basması, tıkanma, nefes darlığı, hızlı ve düzensiz kalp atışı, karıncalanma, uyuşma, aşırı terleme, mide bulantısı, baş dönmesi ve titreme gibi semptomlar ya da birkaçı görülür. Birey, gerçek dışı hissedebilir veya öleceğine dair bir korku yaşayabilir. Panik atak tek başına bir hastalık değil semptomdur.

    • Panik Bozukluk: Aniden ortaya çıkan panik ataklar sonucunda birey, tekrar panik atak yaşamaktan endişe duyar ve atakları tetiklemiş aktivitelerden, bir kere bile olsa, uzak durur ve panik atak yaşadığı yerlerden kaçınarak gelecekteki olası ataklardan kaçınır.

    • Agorafobi: Birey yalnız kaldığı ya da uzakta olduğunda aşırı kaygı yaşar. Düşüncelerinde kaçışın imkânsız olacağı veya yardım gelmeyeceğine dair bir korku vardır. Bu nedenle ya bu durumlardan kaçınır ya da güvendikleri birilerinin eşlik etmesini isterler. Hiçbiri etki etmezse yoğun kaygı yaşayarak duruma katlanırlar.

    • Özgül Fobi: Bu kişiler, özgül nesne veya durumlardan korkarlar. Hayvanlar, fırtınalar, yükseklik, kan, uçak, karanlık en sık görülen türlerdir.

    • Sosyal Kaygı Bozukluğu: Kalabalık önünde konuşmak ya da performans sergilemek, yemek yemek, yazı yazmak, biriyle konuşmak gibi başkalarının kişiyi yakından görebildiği durumlarda birey aşırı bir kaygı yaşar. Bu aktiviteler rezil olma veya sosyal red korkusunu tetiklediği için, kişi bu durumlardan kaçınır ya da yüksek bir kaygı yaşayarak duruma katlanır.

    • Yaygın Kaygı Bozukluğu: Sağlık, aile, maddiyat, okul, iş gibi pek çok farklı konu ile ilgili aşırı endişeler, kas gerilmesi, huzursuzluk, çabuk yorulma ve sinirlenme, dikkat ve uyku problemleri gibi fiziksel ve zihinsel şikayetler görülür. Bu neden kişi çoğu zaman gergin veya kaygılı hisseder.

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Kişi, ebeveynlerinden birine veya hayatlarındaki önemli bir insana bir şey olacağından korktuğu için yalnız kalmakta oldukça zorlanır. Ebeveynlerinin ya da kendisinin öleceği ya da kaybolacağını düşünür. Bu nedenle ayrılma düşüncesi kaygıya, kâbuslara ya da fiziksel şikayetlere yol açabilir.

  • Tuz düşüklüğü; hiponatremi

    Kanın temel mineralleri çok sabit bir denge içerisindedir. Kolay kolay değişmezler. Bir hastanın eğer kan değerlerindeki tuz miktarı düşüyorsa çok önemli bir durum ile karşı karşıyayızdır. Genelde ağır bir hastalıktır bu. Bulantı, kusma, iştahsızlık, bilinç bulanıklığı, halsizlik, görme bulanıklığı, bayılma gibi şikayetlerle karşımıza çıkabilir. Kan tuzu 120 mg’ın altında hastanın hastaneye yatması şarttır. Gençler de en önemli hiponatremi sebebi fazla su içmektir. Bilinçsiz yapılan diyetler de günlük 5 litrenin üzerinde su içen hastalarımızda, genç hastalarımızda zaman zaman görüyoruz.

    Bu hastalarda su kısıtlaması yaparak hasta kısa sürede genel durumu düzelerek toparlarlar. Ama kalp yetmezliği, karaciğer sirozu gibi ödemli hastalıklarda yalancı tuz düşüklüğü görülebilir. Bunların sebebi de vücutta toplanan fazla su yüzünden kan tuzunun düşük değerlerde gözükmesidir. Bu durumlar mutlaka hastaneye yatırarak, hastane şartlarında tedavi edilmesi gerekir. Bunlar da gene fazla su kullanıyorsa hastaların su kısıtlamasını öneriyoruz. İdrar söktürücülerle vücuttaki ödemi almaya çalışıyoruz hastane şartlarında 120 ve altındaki değerler içinde mutlaka hipertonik sodyum klorürü çok az miktarda saatlik 10 mL göndererek hastaların tuz takiplerine göre de tuz miktarını arttırmaya çalışıyoruz.

  • Okula Uyum Süreci

    Okula Uyum Süreci

    Okulların açıldığı Eylül ayı ile birlikte, gerek siz anne babalar, gerekse çocuklarınız için heyecanlı bir dönem başladı. Okul öncesi dönem (0-6 yaş) çocuğun sosyal, fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimi açısından önemli bir dönemdir. Çocuk ailesinden sonra okul ile birlikte sosyalleşmeye başlar ve akran ilişkilerini geliştirir.

    Çocuğunuz bu dönemde okula uyumsuzluk gösterebilir. Bu süreçte çocuk, ilk güven duyduğu kişi olan annesinden veya ona bakım veren diğerlerinden ayrılmak konusunda zorluk yaşayabilir, okula ve öğretmenine alışmak için zamana ihtiyaç duyabilir.Bu doğal bir süreçtir fakat önemli olan bu durumun süresi ve siz anne babaların davranışlarıdır.

    Okula uyum süreci bireysel farklılıklar göstermektedir. Kimi öğrenciler baştan itibaren okula tepkiliyken, bir kısmı ilk başlarda uyum gösterip daha sonradan tepki göstermeye başlarlar. Bu tepkiler şunlar olabilir;

    • Evden ayrılırken ağlama, kendini yerlere atma

    • Fizyolojik bir rahatsızlık yokken baş ağrısı, mide bulantısı vb. şikâyetlerde bulunma

    • Anne ve babaya “siz beni sevmiyorsunuz” gibi duygusal baskı yapma

    • Aşırı sinirlilik durumu, ortalığı dağıtma, öfke nöbetleri

    • Aşırı sessizlik, içe kapanma, uyku, yemek ve tuvalet sorunu.

    Çocuğun Okula Gitmek İstememesinin Nedenleri:

    • Ayrılık kaygısı yaşaması

    • Belirsizlik ve bilinmezliğin verdiği kaygı

    • Evde okulla/öğretmenle ilgili yapılan olumsuz konuşmalar

    • Çocuğun mizaç özellikleri ( utangaç, kaygılı, hassas olması vb.)

    • Aile bireylerinin birbirlerine çok bağlı ya da bağımlı olması

    • Ev içinde hiç kural koyulmaması,  her istediğinin yapılması ve böylece evin okuldan daha cazip gelmesi

    • Çocuğun değişim ve yeniliklerle baş etmekte zorlanması

    • Ebeveynleri tarafından terk edilme korkusu

    • Anne-baba tutumları (Aşırı koruyucu ya da aşırı hoşgörülü ebeveyn tutumları)

    • Çocuğun performans kaygısı yaşaması

    • Anne veya babanın hasta olması

    • Yeni kardeş doğumu veya annenin hamile olması

    • Evde kalan kardeşi kıskanma

    ANNE VE BABALAR NE YAPMALILAR?

    • Anne babanın kaygılı olmadan sakin, sabırlı, hoşgörülü yaklaşımda olması ve oryantasyon sürecinde okul ile işbirliği içerisinde olması uyum sürecini olumlu etkileyecektir. Çocuğunuzun okula başlayacağı fikrine önce kendiniz alışmalısınız. Okulun ilk günlerinin zor olabileceğini kabullenin. 

    • Okula başlamadan önce okulla ilgili yapılacak hazırlıklar çocuğun duygusal ve zihinsel olarak okula hazırlanmasına destek sağlayacaktır.  Evde okulla ilgili olumlu konuşmalar yapılmalı, okulda neler yapacağı dürüst bir şekilde anlatılmalıdır. Evde ayrıca okula başlama ile ilgili resimli bir hikaye kitabı okunabilir veya okula başlayacağı ilk gün hakkında sohbet edebilirsiniz. 

     

    • Okula alışma döneminde çocuğun düzeni ile ilgili değişiklik yapmak uyum sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu dönemde çocuğun hayatında herhangi bir farklılık (bakıcı değişikliği, taşınma, tuvalet eğitimi vb. ) yaratmamaya dikkat etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki; çocuk için okula başlamak zaten başlı başına büyük bir değişikliktir. 

    • Eve döndüğünde gününün nasıl geçtiğini sorulmalı ancak ısrarcı olunmamalı ve paylaşmak istediği zaman anlatmasına izin verilmeli. Okulla ilgili kaygı uyandıracak sorular sormaktan kaçınılmalı. “Ağlamadın değil mi?” , “Bir problem oldu mu?”gibi sorular tetikleyici olabilmektedir.

     

    • Anne-babanın okul veya öğretmenle ilgili kaygıları varsa çocuğun yanında bunlardan bahsedilmemeli. Ebeveynlerinin güven duymadığı bir durumda o da güven duymayacaktır. Böyle bir durumda aile, okul ile daha sık iletişim kurmalıdır. 

    • Sabah veya gece uyumadan önce okula gitmemek için anne- babayı ikna etmeye çalıştığında herkesin sorumlulukları olduğu (anne baba da kendi yaşamlarından örnek vererek) anlatılmalıdır.

     

    • Mümkünse çok sevdiği bir oyuncağını yanında götürün. Evden kendisine ait bir parçayı yanında getirmesi kaygısını biraz azaltmasına yardımcı olabilir.

    • “Bebek misin sen, büyüdün artık” gibi yöntemlerden uzak durun. Çocuğunuzun duyguları konusunda anlayışlı olun.

    • Okulda kalmak isteyebilir, aralarda onu görmek isteyebilirsiniz. Fakat bu durum çocuğa ”istediği an onu okuldan alabileceğiniz” hissini kazandırıp, uyum sürecini uzatacaktır.

     

    • Çocuğun düzenli olarak okula getirilmemesi veya çeşitli sebeplerle okuldan uzak kalması gibi nedenler okula alışma sürecini zorlaştırıcı etkiye sahiptir. Ailenin tüm bireyleri çocuğun okula düzenli gitmesi konusunda kararlı olmalıdır. Çocuğun tepkilerine dayanamayarak “bugünlük okula gitmesin” gibi sözlerden sakının. Kararlı ve sabırlı olun. Unutmayın bir kere geri adım atarsanız çocuğunuz bunu hep isteyecektir.

    • Çocuğunuz sizin onu okula bırakıp gittiğinizi düşünür. Bu durumda nereye gideceğinizi, ne yapacağınızı ona anlatın. Çocuğunuzu rahatlatın.

     

    • Çocuk, kimden en kolay ayrılıyorsa yuvaya onun bırakmasını sağlayın.

    • Çocuğunuz istemiyorken onu okula bırakmak sizin için zor olabilir. Fakat vedalaşma süreniz ne kadar uzun olursa çocuğunuz o kadar zorlanacaktır. 

     

    • Ayrılırken mutlaka “hoşça kal” deyin.

  • Kalsiyum düşüklüğü – hipokalsemi;

    Kalsiyum, kalbin çalışmasında iskelet ve bağırsak kaslarının kasılması için kanın pıhtılaşmasından sinir sistemine kadar sinir iletimindeki mediatör rolüne kadar hücre çoğalmasından kemiklerin metabolizmasına kadar hücrelerin hormon salgılanmasına kadar pek çok enzimin ve reaksiyonun gerçekleşmesi için kalsiyum gereklidir. Kalsiyum düşünce zaten hastalar ciddi kramp ve ritim bozukluklarıyla karşımıza gelir. Ciddi kas ve kemik ağrıları vardır, uzun süre kalsiyum düşük hastalarda hatta bunlar depresiftir, kötü rüya görme, ağız çevresinde uyuşma, karıncalanma, stopor dediğimiz uyku haliyle de karşımıza genel durumu kötü halde de gelebilirler.

    Kalsiyum düşüklüğü önemli de kalsiyum yüksekliği de bizim için daha önemli bir parametredir. Kalsiyumu yüksek hastalar bazen hiç şikayet olmadan rastlantısal olarak tespit edilirler. Bazılarında iştahsızlık, aşırı susuzluk hissi, çok su içme isteği, kemik ağrıları, böbrek taşları, çarpıntı, ritim bozuklukları, kas güçsüzlüğü, bilinç bulanıklığı, kas ve eklem ağrıları, kabızlık, uyku hali, kas seğirmeleri, depresif mizaç, depresyon, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk hissiyle karşımıza gelebilirler. Kalsiyum yükseklikleri ne yazık ki genelde altta önemli hastalıklara delalet eder.

    Kanser, tümör, tüberküloz, böbrek yetmezliği, meme, akciğerin ve böbreklerin bazen iyi huylu çoğu zaman kötü huylu tümörlerine delalet edebilir. Onun için kalsiyum yüksekliği olan hastayı ciddi olarak altta acaba kötü bir hastalık var mı diye araştırmamız gerekmektedir.

  • Örtük Depresyon Yaşıyor Olabilir Misiniz?

    Örtük Depresyon Yaşıyor Olabilir Misiniz?

    Sonbaharın gelmesiyle birlikte, yaz aylarının o cıvıltılı neşeli dışa dönük ruh halinden biraz daha pencerenin ardından bakan, daha fazla kendisini dinleyen, bireysel zaman geçiren hafif yağmurlu ve parçalı bulutlu bir ruh haline geçmiş bulunmaktayız. Bilimsel olarak nitelikli bir kanıtı olmasa da mevsimlerin depresyon süreçlerine ivme kazandırdığı yada sönme sağladığı,edinilen bilgiler arasındadır.
    İnsanın kendini değersiz ve yetersiz görmesi, kötü hissetmesi, zaman zaman herkes için geçerlidir. Bu bir suç ve zayıflık değildir. Bu duygular depresyona dönüşmüşse tedavi ve profesyonel bir yardımla büyük rahatlama elde edilebilir.

    Depresyonu ve bu tanıyı alabilme sürecini şu şekilde tanımlayabiliriz;

    -Hoşlandığınız şeylerde azalma ve ilgi kaybı.

    -Kendini üzgün, hüzünlü hissetme, keyfi yerinde olmama durumu.

    -Kiloda azalma ya da artışlar.

    -Uyku bozukluğu ya da aşırı uyku.

    -Sıkıntı, huzursuz olma, yerinde duramama, kararsızlık.

    -Kendini yetersiz, değersiz, suç işlemiş gibi hissetme.

    -Dikkat, düşünce konsantrasyonunda azalma.

    -Enerjide azalma, yaşlanıyor olma hissi, çalışma güç ve veriminde düşüşler.

    -Tekrarlayan ölüm düşünceleri.

    -Cinsel ilgide değişme.

    Bu belirtilerden en az 3 tanesine sahip ve minimum 2 haftadır yaşıyor iseniz depresyonla alakalı klinik bazlı bir tedavi önerilmektedir.

    Hepimizin bildiği veya aşina olduğu bir kavram depresyon. Depresyondaki kişilerin ruh halinden beklentimizde aynı şekilde herbirimiz için benzer ifadeleri içeriyor. Bunlar ; depresyondaki kişinin elemli olması, mutsuz olması, hayattan zevk almaması, bireysel takılması, sosyal iletişimindeki zayıflıklar, devam eden üzgün bir duygudurum.. 

    Fakat örtük depresyon tüm bilinen tabuları yıkıyor, çünkü örtük depresyondaki birey depresif belirtiler göstermiyor.. Başkalarına mutlu görünüp, yüzünde daima bir tebessüm varken içten içe acı çekerler. Maskeli depresyon olarak da bilinen gülümseyen depresyon genelde fark edilmez. Bundan muzdarip kişiler duygularını önemsemez ve onları hep hasıraltı ederler. Bu kişiler depresyonda olduklarının farkında bile olmayabilirler ya da zayıf görünme korkusuyla depresyon belirtileri yaşadıklarını kabul etmezler.

    “Gülümseyen depresyonun en belirgin özelliği üzüntüdür. Yüzdeki gülümseme ve dıştan görünüş kişinin gerçek duygularını saklamak için arkasına sığındığı bir savunma mekanizmasıdır. Bir kişi mutsuz sonla biten bir ilişki, ailevi sebeplerle yaşadığı türlü iç sıkıntılar, kariyeriyle ilgili yaşadığı zorluklar ya da hayatta kendisine doğru bir hedef belirleyememiş olma gibi sebeplerle üzüntü yaşayabilir. Örtük depresyonun diğer sık görülen belirtileri huzursuzluk, korku, öfke, yorgunluk, sinirlilik, umutsuzluk ve çaresizliktir.

    Örtülü depresyonda neşesizlik, durgunluk, elem, bir şeyden zevk almama duygusu fazla gözlemlenmez. Depresyon bu sefer, beden ve organ diliyle ortaya çıkmaktadır. Kronik, gezici ağrılar, yüz ağrıları, baş ağrıları, astım krizi, mide bağırsak bozuklukları, çarpıntılar, baş dönmeleri, tansiyon dengesizlikleri, bulantı ve kusmalar, alerjiler, romatizmalar, unutkanlık, öğrenme güçlükleri, uyku problemleri, iştah, cinsel sorunlar, alkol-uyuşturucu madde kullanımları, saplantılar, takıntılar, kişilik değişimleri depresyonun farklı biçimde yansımaları olabilir.

    Peki bu durumdan kurtulmak mümkün mü?

    Evet örtük depresyonun bir tedavisi var, hem de aklınızdaki kadar zor değil. Danışmanlık hizmeti ya da psikoterapi, hipnoterapi gibi destekler almanın yanı sıra, gülümseyen depresyon yaşayan kişiler işe ilk olarak etraflarında olan kişilere kendilerini açarak başlayabilirler.

    Aileden yakın birini, bir arkadaşını kişinin kendine bir dert ortağı seçmesi ve bu kişiyle duygu ve endişelerini paylaşmayı bir rutin haline getirmesi gibi. Bunu yaparken kişinin kendisini karşı tarafa yük oluyor gibi hissetmemesi önemlidir. 

    Biz bazen etrafımızdaki kişilerin bize destek olduklarında mutlu olabilecekleri gerçeğini göz ardı ederiz, her ne kadar kendimiz aynı şeyi başkaları için yaptığımızda bunun bizi mutlu ettiğini bilsek de. Açılmak ve duyguları paylaşmak depresif düşüncelerle başa çıkabilmenin en önemli adımı. İnsan hayatının her noktasında sosyal bir varlıktır, birileriyle etkileşim halinde olmak, hem bu durumla sizin yüzleşmenizi kabullenmenizi sağlar, hem de bir başka kişiyle paylaşıyor olmanın hafifliğini yaşarsınız. Unutmayın ki depresif duygu ve düşünceler gerektiği şekilde ele alınmadığı zaman içinizde katlanarak büyür ve sizi esir alır. Biriyle paylaşmak ve bir uzmanla görüşmenin temelinde de paylaşıp o olumsuz duygu ve düşünceleri bölüştürmek ve azaltmak vardır. Mutsuzluk paylaştıkça azalır, mutluluk paylaştıkça çoğalır.